POŞETİN İÇİNDEKİ UMUT
Poşetin içindekiler, kıyafet olmaktan öte senin kalbinin zenginliğini ortaya çıkaran sınavındı.
İş yerindesin. Öğle vaktinin en sakin zamanları, öğrenciler okullarına varmış, anneler de evlerine dönmüş olur. Camdan süzülen güneş ışığı, masanın üzerindeki henüz yeni doldurulmuş, üzeri çiçek desenli kahve fincanının içinde gezinip duruyor. Sen, güneşin o yazdan kalma sıcaklığını yüzünde hissediyorsun.
Kapından içeri elli yaşlarında, yüz hatları yılların yorgunluğuyla derinleşmiş, başında pembe çiçekli yazmasıyla bir kadın giriyor. Gözleri ürkek, oldukça çekingen tavrıyla daha önce hiç görmediğin bir kadın. Sen, “Hoş geldin, nasıl yardımcı olabilirim?” diye sorunca “İkinci el kıyafet alıyor musun?” diyor. Belli ki gerçekten ihtiyaç sahibi. Sen, “Konsinye usulü, satıldıkça ödeme yapıyoruz.” diyorsun.
Kadın sana bakıyor; elindeki poşetinden “anne penyesi” tarzı, biraz solmuş kırmızı renkli bluzu uzatıyor. Üzerinden naftalin kokusu yayılıyor. Sen “Üstteki Fezile Teyze tam da böyle bir bluz arıyor. Biz Fezile Teyze ile nasıl olsa anlaşırız, böyle eşyaların olursa yine çekinme gel.” derken paranın üzerini uzatıyorsun.
Kadın, mutlu olup sana sevinçle sarılırken; “Allah senden razı olsun. İşin gücün rast gitsin.” diye dualar ediyor ve gidiyor. Sen bir süre olduğun yerde kalıyorsun. Masanın üzerindeki kahven çoktan soğumuş olsa da sana, içinde adına huzur denilen bir sıcaklık kalıyor. Ve o gün sen bir kez daha anlıyorsun ki bazı alışverişler para ile değil, kalple yapılıyor. Kazanan da her zaman kasanda artıp çoğalan değil, vicdanındaki huzuru çoğaltan oluyor ve sen böylece en bereketli alışverişini yapmış oluyorsun.
***














































