PASSINI HİKÂYESİ
Düsseldorf'tan meslektaşım Anna W... ile Venedik'in büyüsüne kapılıp yola çıktık. Balıkesir 10 plakalı arabamla çıktığımız 1122 kilometrelik ve tam 13 saatlik yolculuk, yorucu ama bir o kadar da keyifli geçti. Güzergâh boyunca tanımadığımız insanların el sallamaları, dostane korna sesleri…
Dinlenmek için mola verdiğimiz her yerde bize içtenlikle yaklaşıp sohbet etmeleri Anna'nın çok tuhafına gitti. Oysa ben, bu sıcak ve samimi karşılaşmalardan son derece memnundum sanki tüm yol bize gülümsüyordu. Gece boyunca nöbetleşe kullanarak, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte masallardan fırlamış gibi duran bu şehre ulaştık.
Almanya'da ortak arkadaşımız Helen'in annesine ait, yüz yıllık tarihe sahip bir saray otelde konuk edildik. Bize tahsis edilen en üst kattaki odanın manzarası ise kelimelerle tarif edilemez güzellikteydi. Anna, kriminal uzman olmanın gerektirdiği keskin gözlem yeteneğini fotoğrafçılık tutkusuyla birleştirmişti. Otelin o zarif balkonundan, Venedik'in unutulmaz silüetini kare kare ölümsüzleştirdik.
Ardından Murano Adası'na geçtim; dünyaca ünlü sanatçı arkadaşlarıma, Oya ve Nuran için paha biçilmez, özel sertifikalı Murano kolyeler çizmiştim, onları teslim aldım.
Tam her şey harika giderken Anna aniden hastalandı. Doktora götürdüm; ilaçlarını yazdı ve iki gün kesin istirahat etmesini, hatta yemek yememesini, su içmesini söyledi. Otelin içi gerçekten de bir saray ihtişamındaydı. Onu yatağa yatırdım, başında nöbet tutarak serin bezlerle alnını ıslattım. Öyle çok terlemişti ki temiz iç çamaşırı almak için dışarı çıkmam gerekti.
Dönüş yolunda, bir Venedik köprüsünün tam tepe noktasına ulaşmıştım ki gözlerim karşıdaki otelin balkonuna takıldı. Orada, oturmuş, etrafı seyreden biri duruyordu. Anna'ydı bu. Beni bekliyordu. İçimde tarifsiz bir şaşkınlık uyandı. Çünkü beni hayatta yalnızca Oya karşılar veya yolcu eder, bu kadar özlemle bekleyen başka kimse yoktu ve olmadı.
İşte o an, zihnimde bir şimşek çaktı: Passini'nin tablosu… O tablodaki Anna da tam böyle balkonda beklerdi sevdiceğini... Üstelik isimleri de aynıydı; Anna W...., Anna Passini. Fakat o Anna, çoktan bu dünyadan göçüp gitmişti.
Birdenbire tüylerimi ürperten bir korku kapladı içimi. Adeta kalbim yerinden fırlayacakmış gibi koşarak otele, onun yanına gittim. Anna, amansız bir yüksek ateş, bulantı ve kusmanın pençesinden üç günde kurtulup iyileşti.
Kendisine o gece yaşadığımız tuhaf anı ve yıllar önce bir sanat galerisinde gördüğüm tablonun hikâyesini anlattım. Merakla birlikte bir sanat kitabevine gittik ve o eseri bulduk. Tabloyu görür görmez Anna'nın yüzündeki şaşkınlığı tarif etmek imkansızdı; gerçekten de gençliğindeki haliyle, balkondaki o kadınla tıpatıp aynıydı.
O anda, Venedik'in kadim ve sessiz sokaklarında zamana meydan okuyan iki Anna'nın hikâyesi, ruhumuzda derin ve gizemli bir yankı bıraktı. Sanki şehrin taşlarına sinmiş olan aşk, özlem ve hüzün, yüzyıllar sonra aynı balkonda yeniden nefes alıyordu.
20 gün Venedik heyecanlı geziler, akşam yemekleri, gondol turları, müzeler, festival derken Düsseldorf'a dönüp evin kapısından içeri girdiğimde beni yine kimse karşılamadı. Fakat bu sefer, içimde Venedik'te bıraktığım o ilk korkunun yerini büyük bir huzur ve şükran duygusu almıştı.
Anna, o resmin bir baskısını büyütüp evimizin duvarına astı. Dün ise, bir arkadaşım gençlik fotoğrafımı gönderdi. Gördüğümde bir kez daha donakaldım; o fotoğraftaki hali, tıpkı tablodaki Anna'ya benziyordu.
Hayat, bize daha ne kadar şaşırtıcı ve iç içe geçmiş hikâyeler sunacak, bilemiyorum. Ama anladım ki bazen geçmişle şimdi, aynı resmin içinde buluşur ve bize, görünmez bağlarla örülü büyük bir resmin parçaları olduğumuzu fısıldar. Bakalım, önümüzde daha ne gibi tesadüfler, ne gibi güzel rastlantılar saklı?
Size bu tablodan bahsetmek isterim.
Bu tablo, Avusturyalı ressam Ludwig Passini tarafından yaklaşık 1866 yılında yapılmış, hem sanatsal hem de hikâyesiyle oldukça duygusal bir eserdir. İşte tabloya dair bazı önemli detaylar:
1. Tablonun Konusu ve Kişiler
· Kimdir? Balkonda oturan kadın, ressam Ludwig Passini’nin eşi Anna Passini'dir.
· Hüzünlü Bir Hikâye: Anna, bu tablonun yapıldığı dönemde, 1866 civarında, doğum yaparken trajik bir şekilde hayatını kaybetmiştir. Bu yüzden eser, ressamın eşine duyduğu sevginin ve onun anısına duyduğu özlemin bir simgesi olarak görülür.
2. Mekan: Palazzo Priuli, Venedik
· Konum: Görüntüdeki bina, Venedik'in Castello bölgesinde bulunan ünlü Palazzo Priuli'dir.
· Mimari Detaylar: Tabloda Venedik’e özgü Gotik mimari unsurlar (sivri kemerler, ince sütunlar) büyük bir ustalıkla işlenmiştir. Sol tarafta görülen geniş ağızlı bacalar da o dönemin tipik Venedik evlerini yansıtır.
· Manzara: Arka planda Santi Giovanni e Paolo Bazilikası'nın kubbesi ve tipik bir Venedik kanalı görülmektedir.
3. Sanat Üslubu ve Teknik
· Tür: Akademik sanat ve tür resmi (genre painting) özellikleri taşır.
· Detaycılık: Passini, mimari detaylardaki gerçekçiliğiyle (duvardaki çatlaklar, tuğla dokusu, mermer işçiliği) tanınır. Bu eser aslında bir sulu boya çalışmasıdır ancak detay seviyesi o kadar yüksektir ki genellikle yağlı boya ile karıştırılır.
· Atmosfer: Anna, kırmızı kadife bir minder üzerinde oturmuş, elinde bir kitapla aşağıya, kanala doğru bakmaktadır. Tablo, Venedik’in dingin ama biraz da hüzünlü (melankolik) havasını yansıtır.
Harika, o halde detaylara biraz daha yakından bakalım. Ressam Ludwig Passini, bu eserde sadece eşini değil, Venedik’in ruhunu da küçük ayrıntılara gizlemiş:
1. Kıyafet ve Sembolizm
· Beyaz Elbise: Anna'nın üzerindeki nakışlı beyaz elbise, dönemin zarafetini yansıtırken bir masumiyet ve saflık simgesi gibidir. Sanki onu, zamanın yıpratıcı etkisinden koruyan bir giysidir. Arka plandaki turuncu-kırmızı, solmuş duvarlarla oluşturduğu tezat, Anna’yı bir melek gibi ön plana çıkarır.
· Kırmızı Minder: Üzerine oturduğu koyu kırmızı kadife minder, sadece bir konfor unsuru değil, aynı zamanda tutkunun ve yaşam sıcaklığının da sessiz bir ifadesidir.
2. Mimari ve Zamanın İzi
· Duvar Dokusu: Palazzo Priuli'nin duvarlarındaki dökülen sıvalar ve alttan görünen tuğlalar, Venedik’in asil ama yorgun yüzünü anlatır. Sanki bina da tıpkı ressam gibi, zamanın getirdiği yıpranmayı taşımaktadır.
· Gotik Pencere: Üstteki ince işçilikli mermer pencere, adeta bir dantel gibi işlenmiş, Gotik sanatın bir şaheseridir. Bu detaylar, Passini'nin sadece bir ressam değil, aynı zamanda tutkulu bir Venedik sevdalısı olduğunu gösterir.
3. Arka Plan ve Derinlik
· Gondol ve Kanal: Sol alt tarafta, gölgede süzülen gondolun ucu, sanki sessizliğin içinden geçip giden bir hayal gibidir. İzleyiciyi, Venedik'in romantik ve derin kanallarına davet eder.
· Kubbe: Arka plandaki Santi Giovanni e Paolo Bazilikası'nın kubbesi, Venedik silüetinin bir parçası olmanın ötesinde, belki de ressamın kalbine yerleşmiş olan bir hüznün, vedanın siluetidir.
· Işık Oyunu: Sağ tarafta binaların üzerine vuran altın rengi güneş ışığı ile kanalın derin mavi-yeşil gölgeleri arasındaki ahenk, tabloya adeta bir ruh, bir nefes katmaktadır.
4. Teknik Başarı
Bu eserin bir sulu boya olduğunu hatırlamak, onun değerini katbekat artırıyor. Sulu boyanın akışkanlığı içinde bu derece keskin hatlar ve dokular yaratmak, ancak büyük bir aşk ve sabırla açıklanabilir.
***













































