OYUNCAKLAR DÜNYASI
El feneriyle mağaranın önünde bekledi bir süre. Cesaretini toplayıp derin bir nefes aldıktan sonra daldı içeri. Hava almak için çıktığı gezinti esnasında böyle bir yere gelmeyi hiç düşünmemişti.
İçerisi zifiri karanlıktı. Elindeki fener ancak kendi yolunu aydınlatmaya yetiyordu. Kısa bir süre sonra onun da pilinin bitmesi muhtemeldi.
Yavaş adımlarla mağarayı gezmeye başladı. Zemin kaygan bir yapıya sahip olduğundan yere dikkatli basması gerekiyordu. Etrafı şöyle bir göz gezdirdi. Duvarlarda en ufak bir çizik dahi yoktu. İçerisi o kadar sessizdi ki kalbinin atışlarını kulaklarında hissedebiliyordu. O esnada azıcık ilerde bulunan taşın üzerinde ince bir kitap olduğunu fark etti. Hemen yanına gidip eline aldı. Üzerinde büyük harflerle OYUN yazıyordu. Altında ise ‘Bu kitabın içindeki görevleri yerine getiren kişiye zenginliğin sırrı verilecektir’ notu düşülmüştü.
Ruhunun derinliklerini merak ve korku sarmaya başladı. Geri dönmeyi hiç istemiyordu. Ama kitabı açıp içindekilerini okumaya da cesareti yoktu. Yaklaşık beş dakika boyunca hareketsiz bir şekilde kitaba baktı. Sahip olabileceği zenginliği düşündü. Böyle bir olayın gerçekleşme ihtimaline pek inanmıyordu. Ama denemekten de zarar gelmezdi. Kaybedecek hiçbir şeyi yok, kazanacak çok şeyi vardı.
Şiddetli bir kararsızlık süreci yaşadıktan sonra kitabı okumaya ve içindeki görevleri yapmaya karar verdi. İlk sayfa da şöyle yazıyordu:
‘’Birinci Görev: Mağaradan çık. Kuzeye doğru beş bin adım at. Orada seni bekleyen işçilerle birlikte yedi katlı büyük bir ev yap. Gerekli malzemelerin hepsi hazır. Görevin bittikten sonra mağaraya dön. Bu sayfayı yak ve ikinci göreve geç.’’
Mağaradan çıkıp kuzeye doğru beş bin adım attı. Yazıldığı gibi işçiler kendisini orada bekliyordu. Sekiz ay sonra işçilerin de yardımıyla yedi katlı evi büyük bir özveriyle tamamladı. Ama çalışırken talihsiz bir kaza sonucu ayağını kırmıştı. Koltuk değneğiyle birlikte tekrar mağaraya gelip kitabın başına geçti. Ayağını kırmış olsa da görevi tamamladığı için mutlu ve gururluydu. Cebinde taşıdığı çakmakla ilk sayfayı yırtıp ateşe verdi. Meraklı bir şekilde diğer sayfayı okumaya başladı:
‘’İkinci Görev: Mağaradan çık. Batıya doğru altı bin adım at. Bir deponun içinde yüzlerce kıymetli ve güzel eşyaların bulunduğunu göreceksin. Hepsini al ve yapmış olduğun yedi katlı büyük eve taşı. Eşyaları her bir kattaki odalara istediğin gibi yerleştir. Görevini yerine getirdikten sonra mağaraya dön. Bu sayfayı yak ve üçüncü göreve geç.’’
Hemen mağaranın önüne çıkıp yüzünü batıya döndü. Altı bin adım attıktan sonra hedeflediği yere geldi. Deponun içindeki eşyaları görünce gözlerine inanamadı. Hayatında hiç bu kadar değerli ve güzel eşyalar görmemişti. Bunların hepsine sahip olacağı için çok mutluydu.
Yaklaşık on gün içinde depodaki bütün eşyaları yedi katlı büyük eve taşıdı. Gece gündüz demeden odaları istediği gibi düzenleyerek görevini tamamladı. Bu sıcak havada çok yoğun bir tempoyla çalıştığı için kalbinde sıkışmalar meydana gelmeye başlamıştı. Fakat O buna hiç aldırmadı ve mağaraya geri döndü. İkinci sayfayı da yaktıktan sonra yeni görevine geçti:
‘’Üçüncü Görev: Mağaradan çık. Doğuya doğru yedi bin adım at. İçinde vahşi hayvanların olduğu ve kimsenin gitmeye cesaret edemediği ormanlık alana gir. Lüks bir araç senin için orada bekliyor olacak. Onu bul ve yedi katlı büyük evin önüne park et. Görevini tamamladıktan sonra mağaraya dön. Bu sayfayı yak ve dördüncü göreve geç.’’
Görevleri gittikçe zorlaşıyor ve tehlikeli bir hal almaya başlıyordu. İlk görevinde ayağını kırmış ikincisinde ise bedenini fazla yorup rahatsızlanmıştı. Bu seferki görev daha da tehlikeliydi. Ama vazgeçmek istemiyordu. Ne olursa olsun bu oyunu bitirecekti. Zira sahip olacağı zenginlikle hem sağlığına kavuşacak hem de istediği her şeye ulaşabilecekti.
Mağaradan çıkıp doğuya doğru yedi bin adım attı. Ormanlık alanın başına geldi. Korktuğunu belli etmeden içeri girdi ve zorlu yollardan geçmeye başladı. Etraftan gelen hayvan sesleri ruhundaki endişesini daha da artırıyordu. Yoluna devam ederken önünü kesen bir aslan tarafından saldırıya uğramış ve iki kolu da yaralanmıştı. Kanlar içinde koşmaya devam ederek ne kadar hırslı olduğunu kendisine bir kez daha kanıtlıyordu.
Nihayet bir ağacın altında kendisini bekleyen o paha biçilmez arabayı bulabilmişti. Hemen arabaya binerek ormanlık bölgeden uzaklaştı. Yedi katlı büyük evin önüne gelerek arabasını park etti. Tedavi olmak istemedi. Bez parçalarıyla iki kolunu sardı ve mağaraya geri döndü. Üçüncü sayfayı da yaktıktan sonra diğer görevini okumaya başladı:
‘’Dördüncü Görev: Mağaradan çık. Güneye doğru sekiz bin adım at. Onlarca güvenlik tarafından korunmuş lük bir evin önüne geleceksin. Kimseye yakalanmadan evin içindeki altınların bulunduğu odaya gir. İki çuval altını al ve yedi katlı büyük eve götür. Daha sonra mağaraya dön. Bu sayfayı da yak ve son göreve geç’’
Heyecanı bin kat daha arttı. Demek bu görev bittikten sonra son göreve geçilecekti. Bir an önce hayallerine kavuşmak istiyordu. Hemen dışarı çıktı. Güneye doğru sekiz bin attı. Güvenlik elemanlarının koruduğu gösterişli bir evin önüne geldi. Evin etrafını, giriş ve çıkış kapılarını, nöbet tutulan yerleri iyice kontrol ettikten sonra planını hazırladı. Çok dikkatli olması gerekiyordu. Zira bu görev uğruna hayatını kaybedebilirdi.
Yarım saat içinde kafasında tasarladığı gibi odaya girip altınları alarak dışarı çıkmayı başarmıştı. Hiçbir bir sorunla karşılaşmadan bu görevi de tamamladığına seviniyordu. Mağaraya döndüğünde çok yorulmuştu. Ama son görevi de yapabilecek kadar güçlü hissediyordu kendini. Bu sayfayı da yaktı ve zenginliğin sırrı olan son görevini de büyük bir dikkatle okumaya başladı:
‘’Son Görev: İlk dört görevi başarıyla tamamladın. Artık son görevdesin. Yedi katlı büyük bir eve, kıymetli eşyalara, lüks bir arabaya ve iki çuval dolusu altına sahipsin. Bu son görevi yapmadan çekip gidebilirsin. Ama illa ki ömür boyu zengin olabilmenin sırrını da öğrenmek istiyorsan o zaman son görevini açıklıyorum: Bir sonraki sayfada zenginliğin sırrı yazıyor. O sayfayı yırt ve okumadan eline al. Eğer görevini tamamlamadan okumaya kalkarsan hem sahip olduklarını kaybedersin hem de başın beladan kurtulmaz. Mağaradan çık. Yedi katlı büyük evine git. Çatıya çık ve elinde tutmuş olduğun kağıtla birlikte kendini aşağıya at. İşte o zaman başarıya ulaşacak ve zenginliğin sırrını öğrenmiş olacaksın.’’
Vücudunun bütün zerreleri korkuyla kaplanmıştı. Diğer görevleri yerine getirirken hiç ummadığı anlarda rahatsızlanmış ve vücudunda yaralanmalar meydana gelmişti. Ama şimdi göz göre göre ölüme gidilmesi isteniyordu. Yedinci kattan atladığında sağ kalma ihtimali de vardı elbet. Lakin bunu yapabilmek büyük cesaret gerektiriyordu.
Şu ana kadar bütün görevleri başarıyla bitirebilmiş ve kıymetli eşyalara, altınlara sahip olmuştu. Bu zenginlik bile kendisine yetebilir ve buradan uzaklaşarak kendi hayatına dönebilirdi. Fakat O bunu istemedi. İçindeki merak ve hırs her ne olursa olsun bu görevi de yapmasını istiyordu.
Yavaş adımlarla mağaradan çıktı ve yine yavaş adımlarla yedi katlı büyük eve geldi. Ulaştığı zenginliğe baktı bir süre. Sağ eli sımsıkı kapalıydı. Avucunun içinde bulunan kağıtta zenginliğin sırrı yazıyordu. Görevini tamamlamadan okumak istemedi. Zira elindekileri de kaybedebilirdi. Ayrıca bu zamana kadar harcadığı bütün çabalar da boşa gidecekti. Tüm bu düşüncelerin kıskacında cesaretini toplayıp eve girmeyi başarmıştı.
Altı katı hızlıca çıkıp yedinci kata geldi. Balkona çıkıp gökyüzünü seyretti biraz. Sonra aşağıya bakarak yapacağı göreve odaklandı. Geri dönme şansı olmasına rağmen o bunu yapmak istemedi. Elleriyle destek alarak önce sağ bacağını sonra da sol bacağını balkon demirlerinin üstünden geçirdi. Gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldıktan sonra kendini boşluğa bıraktı.
Sonu ölümle biten bu görevi de başarıyla tamamlamıştı artık. Cansız bedeni evinin önünde öylece yatıyordu. Zenginliğin sırrını öğrenemeden hayatını kaybetmişti. Elinde sımsıkı tuttuğu o kağıtta ise şunlar yazıyordu:
‘’Ne dediysem yaptın. Hangi görevi verdiysem yerine getirdin. Hiçbirinin doğruluğunu veya yanlışlığını sorgulamadın. Bunun için ölümü bile göze aldın. Sahip olduğun zenginliklere aldırmadan hep daha fazlasını istedin. İçinde bulunduğun zamanı hakkıyla yaşayamadın. Geçmişin pişmanlığını ve geleceğin endişesini üstünden atamadın.
Kurgulamış olduğum senaryoya o kadar inandın ki seni bir köle gibi kullanmama engel olamadın.
Yeryüzüyle meşgul olurken gökyüzünü unuttun. Maddiyatın peşinde koşarken ruhunu kaybettin. Gözlerini hırs bürümüşken kalbini karartın. Evet, başardım. Seni de kandırmayı başardım. Çünkü benim adım Oyun, daha doğrusu Dünya. Oysaki dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildi.’’












































