ÖLÜMÜN SESSİZLİĞİ
Ruhum çekilirken, gözlerim açıktı.
Ellerim boşlukta yanarken
ağlayacak köşelerimi tutanlar, kalbimin yenilmesi için,
ömrümü kararttılar,
kimse yoktu, gücüm yoktu,
bir duvara yaslanıp
demirlerinden tutunarak yürüdüğüm ayazda.
Sırtımdan akan kanı hanginiz gördü,
ben bildiğim herşeyi unuttum, çıkmıyordu gülüşü aklımdan,
aklımı da bir gecede unuttum.
Zor günleri değil, imkansız günleri yendim,
ben neden kalkarken ağlarken parça parça bölünürken
yalnızlığın blokları arasında ezildim?
Olsun, ruhum çekilirken de gözlerim açıktı,
herşeyi duydum, bütün sözlerden geçtim,
beni gece karanlığında çalmak isteyen kabuslara,
kanlı yenilgiler yaşattım ama kanıyordu hâlâ sırtım
ve başım dönüyordu,
bomboştu sokak, sesler kulaklarımda boğuluyordu.
Son nefesimi hazırlıyordum, son gülüşümü çalıyordu.
Soğuk, çok soğuktu ellerim, sesini yıllardır duymamıştım.
Hatıraların şarkısını hiç söylememiştim.
Bana gözlerinden, zehirli bir kadeh sunsaydın,
ben güçsüzlüğümden, korkaklığımdan onu içebilirdim.
Başka hangi korkak bunu yapabilir?
Nasıl olsa taşlar kanımla renk değiştirmişti,
sen o gün yoktun, dünde de yoktun, yarın da olmayacaktın.
Benim tarihimin sayfalarında,
adın bir şiir satırı kadar,
başkalarının gözlerine ayna olacaktı varlığın.
Varlığını, bir zerre etmeyen varlığa sahip olanlar sevecekti
artık ilk yağan yağmur, gerçeği de yalanı da silecekti.
***















































