ÖLÜMÜN ÖLDÜĞÜ YER
Ölümün de öldüğü bir yer var
Ölümün de öldüğü bir an
İyiliğin yer yüzüne yıldızlar gibi döküldüğü bir an
Dünyanın varlık aynasından silinip gittiği
İçinde sakladığı temiz veya kokuşmuş ne varsa savurup attığı bir an
İnsanın omuzlarından bu ağır yükün kalktığı
Dağların kibirli bakışlarının yerle bir olduğu bir an
Ölümün de öldüğü bir yer var
Ölümün de öldüğü bir an
Acıdan yapılmış heykellerin dirildiği
Sabrın bembeyaz bir kuş olup sınırsız göklere uçtuğu bir an
Her şeyin aslına döndüğü koca bir an
Yağmurun islatmadığı güneşin sarı küle döndüğü
Güzel hatıraların buzdan çerçevelerde sergilendiği bir an
Ölümün de öldüğü bir yer var
Ölümün de öldüğü bir an
Asırlar sonra anne ve çocuklarının sarıldığı
İhtiyarlık denen matemli yavaş gemiden herkesin indiği bir an
Demir pençelerin eriyp toprağa karıştığı
Sevgiden huzurdan nehirlerin sokaklardan aktığı bir an
Varolmanın dayanılmaz ağırlığından sıyrılıp kanat çırpmaya başladığı bir an
Ölümün de öldüğü bir yer var
Ölümün de öldüğü bir an
Kadın ve erkeğin farkının gözetilmediği Kalplerin ellerde taşındığı bir yer
Sonun başlangıcı olduğunu haykıran bilge bir dilin gücü
Sorumluluk sahiplerinin şahit olacağı bir şafak vaktini
Bir elbise gibi bedenin çıkarıp atıldığı bir an
Ölümün de öldüğü bir yer var
Ölümün de öldüğü bir an












































