DENEME
Giriş Tarihi : 27-12-2024 17:08   Güncelleme : 27-12-2024 17:26

Milenyum Çağından Beri / Fatma Erinç

Fatma Erinç -MİLENYUM ÇAĞINDAN BERİ

Milenyum Çağından Beri / Fatma Erinç

MİLENYUM ÇAĞINDAN BERİ

2000 yılında, dünyayı “Milenyum” çılgınlığı sarmıştı . Sadece bir sonraki yıl eskiyecek ve geçecek bir zaman dilimi için sanki dünyaya sihirli bir değnek değecek, inanılmaz değişiklikler olacak.

Hoş insanlık değişmediği sürece ne değişecekse...

Dünyaya barış gelecek, savaşlar bitecek, açlık yoksulluk tükenecekti.

Bin bir  türlü kehanetlerle kıyamet kopacak söylentileri içinde insanoğlu sıkıntılarını, dertlerini unutmak, ölüm korkusunu avutmak sarhoşluğu ile zil zurna içerim, vur patlasın çal oynasın güler eylenirim der; ağlanacak halime misali...

Her yer metalik griye dönmüştü.

Sözüm ona milenyum uzay çağı rengiydi.

O gün bu gündür, ruhsuz, hissiz robotlar sürüsü halinde dolanıyoruz, mutmain olamamış kalplerimizle mutluluğu arıyoruz, her saniye kesilebilecek nefesimiz, mücrim nefsimiz ile dünyada.

Her neyse...

2000 yılı akşamı hani  mucize beklenen, üçten geriye sayılıp, yeni yıldan dilekler istendiği, o an, saat 00.00 sıraları mutfak balkonumdan gördüğüm çılgınca atılan havai fişekler, birden bir düşünce getirdi aklıma, mutfağımdaki küçük televizyondan, izlemek istedim, yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bizim ülkemizde, ister noel deyin ister yılbaşı deyin ismi bile çelişkili iken, bu kadar, çılgınca coşkuyla kutlanırken, diğer ülkelerde durum nasıldı?..

Televizyonu açtığım anda hem tahmin ettiğim hem beklemediğim beni düşündüren ve içimi acıtan görüntüler gördüm.

Evet tahmin ettiğimiz gibi dünyanın büyük başkentlerinde insanların, aslında neyi bile kutladığını bilmediği, sırf nefsine hoş geldiği için çılgınca eğlendiği,  havai fişeklerin gökyüzünü kapladığı, görüntüler vardı. Asıl beni şaşırtan ise Kudüs'de üç dinin mensupları ile çekimler yapılmıştı.

Kudüs Peygamberler diyarı
Kutsal dinlerin toprağı,
Ey Kudüs!
Toplasan!
Bağrında yaşayan,
gök kubbeni soluyan
aynı vahyin elçisi, kardeş peygamberlerin çocuklarını...
Bitirsen aralarındaki savaşları.

Çok etkilenmiştim.

O akşam, on üç yaşımdan beri kara kaplı, kalın ciltli, bir kitap sayfasından okuyup, merak ettiğim Kudüs’ü gidip görmek isteğim bir kez daha artmıştı.

(İnşallah bir gün kısmet olur yazarım)

Müslümanlar her zamanki gibi Mescid-i Aksa'da, Yahudiler Ağlama Duvarı’nda, Hristiyanlar ise kiliselerinde Hz. İsa'nın dünyaya gelişini canlandırarak kutluyorlardı.

Madem ki,
Ey semavi dinlerin mensupları;
Böyle şuursuzca, azgın nefislerimize alet edilerek mi kutlanır bir peygamberin doğumu?..

Ya şimdi;
Yirmi sene sonra 2020 yılını uğurluyoruz. Yine insanlar sayı takıntısıyla 2020 yılına da çok büyük önem vermişlerdi, altın yılı demiş, vur patlasın çal oynasın diyerek, istekler beklentiler içinde kutlamışlardı.

O şuursuz kutlamaların hemen ardından, depremler afetler peş peşe geldi. Dünyayı kasıp kavuran nice canlar alan, gözle görülemeyen, elle tutulamayan, koca koca devletlerin, hani o küçücük çocukların dahi canlarını katlettiği, dev nükleer silahlarının bile baş edemediği, yok etmeye çalıştıkça, yedi başlı ejderha gibi bir virüs sardı, şuurunu kaybetmiş insanlığı.

Sanki peygamberler bedduası gibi.
Sanki mazlumların masumların ahını çıkarır gibi.
Sanki göklerden inen azap gibi.
Sanki ey insanlık!
Ne paranız ne pulunuz ne son teknolojiniz faydasız, görünmeyen yüce gücün karşısında; çaresizsiniz der gibi..

Ey insanlık!
Silkelenin, kendinize gelin, birbirinizden sorumlusunuz,  dünya hepinizin der gibi...

Salgın hastalıkların, korkunç savaşların gölgesinde, küresel kıtlıkların eşiğinde ölüm korkusu her an kapımızı çalacak endişesinde, hayatlarımız ruhsuz, karmaşık kaosun içinde, ömrümüzden geçen her bir yılı  uğurlarken, dünyamızda ve hayatımızda kutlamaya değer bir şeyler değişti mi acaba?..

Geçirdiğimiz yıllar boyunca neler değişti mesela insanlığımızda, savaşlar, ölümler, açlık, kıtlık bitti mi?

Kötülerin, zalimlerin nesli tükendi mi?

Mazlumlar, masumlar, çocuklar sevindi mi?

Dünyaya barış geldi mi?

Gönül dünyamız zenginleşti mi?

Mutmain olamamış ruhlarımıza, beyhude anlık meşklerde aradığımız mutluluğu bulduk mu?

Halbuki her gelip geçen yıl bizi ölüme yaklaştırırken...

Bu yılbaşı denilen gecede, tüm dünyada salgın uyarısıyla geçen günlerin, biten yılların, ağaran saçların, yüzümüzdeki kırışıklıkların muhasebesini yapmamız  dileğimle desem, istekler dilekler şuursuzca kutlanan gecelerde değil, gecelerin, günlerin, ayların, yılların kısaca Kâinatın Yücesi’nden istenir adab-ı erkan ile.

Editör: Suna Türkmen Güngör

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi