MELİH CEVDET ANDAY / BİR GARİP AKIM
İlkbaharın coşkuyla çiçek açtığı, cemrelerin düşüp iklimin yumuşamaya başladığı yağmurlu günlerin birinde, tarihe damga vuracak bir yolcu çaldı baba ocağının kapısını. 13 Mart 1915 yılı İstanbul Kadıköy'de, kahverengi tonlarında saçı, koyu kahve gözlü ve yumuş yumuş elleriyle bir bebek çıkagelir anne kucağına.
Bir Garip Akım’ın yolcusudur o; ancak henüz yolun başında, sıcak anne kucağında hayata hazırlanırken sevgiyle, anlayışla, özenle büyütülen bir çocuk oldu o.
Devlet Demir Yolları’nda çalışan İbrahim Anday ve ev hanımı Asuman Anday'ın biricik oğulları Mehmet Melih Cevdet Anday; memur bir ailenin çocuğu olması hasebiyle, birçok şehri görme fırsatı buldu. Ailesi çok varlıklı olmasa da eğitime önem veren, kültürlü ve bilinçli kişilerdi.
Anday, küçük yaşlardan itibaren dürüst, sorgulayıcı ve içe dönük biriydi. Çocukluğu, genel olarak sakin, gözlem dolu ve kitaplarla iç içe geçmiş bir dönemdi. Sessiz, derin düşünen ve öğrenmeye açık bir yapısı vardı. Ailesi tarafından iyi yetiştirilmiş, özellikle eğitime ve sanata saygılı, sorumluluk sahibi bir birey olarak büyümüştü. Özellikle Fransız edebiyatına ve Batı Klasiklerine erken yaşta ilgi duymaya başladı. Kadıköy Sultanisi'nde - bugünkü Kadıköy Anadolu Lisesi- okurken arkadaşlarıyla birlikte edebiyata ilgi duymaya başladı.
Okuma alışkanlığı güçlüydü ve genç yaşta felsefeyle şiire ilgi göstermesi onun entelektüel bir kişilik geliştirmesine önemli bir katkı sağladı. Melih Cevdet Anday'ın bu yönü, ileride yazılarına yansıyacak akılcı, eleştirel ve insancıl duruşunun temelini oluşturdu.
Bu yıllarda Oktay Rıfat ve Orhan Veli ile tanıştı. Bu arkadaşlıklar onun edebiyata yönelmesinde ve ileride onlarla birlikte "Garip" akımını kurmasında etkili oldu. Yani Melih Cevdet’in çocukluğu entelektüel merakların filizlendiği, gözlem gücünü ve duyarlılığını geliştirdiği bir dönem olarak edebi kişiliğin temelini oluşturdu.
Garip Hareketi, Garipçiler ya da Birinci Yeni:
Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday'ın kurduğu, Türk şiirinde yer etmiş anlayışları reddeden ve söyleyiş güzelliğini esas alan edebiyat akımıdır.
1938'de sosyoloji öğrenimi için Belçika'ya gitti. İki yıl sonra İkinci Dünya Savaşı çıkınca zorunlu olarak yurda döndü. 1942'den başlayarak Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü'nde danışmanlık, Ankara Kitaplığı'nda memurluk ve gazetecilik yaptı. Daha sonra İstanbul'a yerleşti. Birçok gazetede fıkra ve deneme yazdı, yöneticilik yaptı. İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü Fonetik Diksiyon öğretmenliğinden emekli oldu. Daha sonraki TRT Yönetim Kurulu üyeliğinin ardından UNESCO Genel Merkezi Kültür Müşaviri olarak Paris'e gitti.
Birçok ödüle layık görülen yazar, UNESCO'nun Courrier dergisi tarafından Cervantes, Dante, Tolstoy ve Kawabata düzeyinde bir edebiyat adamı olarak ilan edildi. Şiirleri gibi çevirileriyle de ön plana çıkan şair, eserleriyle günümüzde de dikkat çeken bir isim olmayı başardı.
Çok yönlü bir yapısı olan Melih Cevdet Anday; alçakgönüllülüğü, ince mizah duygusu, eleştirel düşünce yapısı, sanata bağlılığı, düşünsel derinliği ve dost canlılığıyla hem bireyci hem de toplumcu yönünü dengeli tutabilen bir kişiliğe sahiptir. Ve bu özelliği, onun şiir ve düşünceyi, yaşantısı ile bir bütün haline getirmesini sağlamıştır.
Melih Cevdet Anday, şiir ve yazılarını kaleme alırken düşünce ve duyguların dengesine, sade ve anlaşılır bir dilde olmasına, biçimsel arayışa, toplumsal gerçekliğe, evrenselliğe ve felsefi derinliğe çok dikkat ederdi.
Her ne kadar Garip Akımı etkisinde sade ve gündelik yaşamı konu alan şiirler yazsa da zamanla, şiirlerinde derinlik, felsefi sorgulamalar ve toplumsal temalar ağır bastı. Aynı zamanda oyun, deneme, roman ve çeviri alanlarında da önemli eserler verdi.
Melih Cevdet Anday, hem halkı hem de aydını kucaklayan özgün bir sanat anlayışıyla Türk edebiyatının önemli düşünsel şairlerinden biri olarak kabul edildi.
Melih Cevdet Anday, yaşamının son dönemlerinde baş gösteren ciddi sağlık sorunlarıyla mücadele etmek zorunda kaldı. Özellikle yaşlılıkla birlikte artan rahatsızlıkları onu zaman zaman hastaneye düşürdü. Buna rağmen yazmaktan ve üretmekten vazgeçmedi. Son zamanlarına kadar edebiyatla iç içe bir hayat sürdü.
1990’ların ortasında beyin tümörü teşhisi kondu. Tedavi süreci boyunca da düşünsel faaliyetlerini sürdürmeye devam eden Anday; şiir, deneme ve gazetelerdeki yazılarını da sürdürdü. 28 Kasım 2002 tarihinde, İstanbul’da 87 yaşında vefat etti.
Vasiyeti üzerine Aşiyan Mezarlığı’na, edebiyat dostları olan Orhan Veli ve Oktay Rıfat’ın yanına defnedildi. Son yıllarında da Türk edebiyatına olan katkısı ve duruşuyla entelektüel çevrelerin saygısını kazanmaya devam eden usta yazar günümüzde hâlâ adından söz ettirmeyi başarmış işinin ehli bir kalemdi. Ruhu şad olsun. Saygı ve minnetle...
UKDE
Bir gün ışığa döner yaprak,
Üzümler kızarır kütükte,
Elbette diner bu sağanak,
Kaybolur içimdeki ukde.
Sandalımı bırakmıyor su,
Silinmiş dönüp baktığım iz,
Çoktandır kaybettiğim arzu,
Boşuna çırpındığım deniz.
Dudağımı ıslatan zemzem
Testisinde çökmesin dibe,
Rüzgârla dağılacak madem,
Bu yolu kapayan eksibe.**
Bir gün ışığa döner yaprak,
Üzümler kızarır kütükte,
Elbette diner bu sağanak,
Kaybolur içimdeki ukde.
***
Not:
Ukde: düğüm, yumru, içe dert olan
Eksibe: kum yığınları
***











































