KISACIK BİR İSTANBUL GEZİSİNDE ZAMAN
Kısacık bir İstanbul gezisine kocaman bir kar beyazlığı sığdı.
Bolca güzel an.
Kavuşmalar, gülümsemeler, sıcacık kucaklaşmalar.
Yan yana olamasak da aynı şehirde olmanın verdiği şükrü hissedişimiz.
İnce belli bardakta çaylar, çekirdekten taze çekilmiş filtre kahveler, ikramlık Türk kahveleri…
Martıların kahveme eşlik eden sesi, çatıların üstünde uçuşu.
Kartopu oynayan İstanbul çocukları.
Şehri, kar tanelerinin ardından izleyen bir Galata Kulesi.
Kule’yi ve Boğaz’ın serin sularını uzaktan selamlayan ben…
İstanbul’da bir öğleden sonra eski eşyaların hikâyelerinde kaybolduğum anlar…
Tüm yaşanmışlıkları kokularına, renklerine sinmiş eski koltuklar, masalar, vitrinler, avizeler, biblolar…
Ta Afrika’dan gelen ahşap oyma bir çerçevedeki döküm hikâyenin izini, İstanbul Horhor Antikacılar Çarşısı’nda sürerken zamanın genişliğini ve daralmışlığını an be an iç içe yaşayan ruh hâlim.

Sevdiğim pidecideki sıcacık karşılama.
Köpüş Zeus’un sevimliliği, hasta hâliyle yanımızdan ayrılmayışı.
Tüm kalbimizle şifa dileyişimiz.
Yol ve yolculukta biraz kimsesiz hisseder ya insan.
Ve sıcak bir içeceğin içini ısıtmasına ihtiyaç duyar ya.
Akşamın içinde “Ücretsiz çorba alabilirsiniz” diye çağıran bir ses.
Gelip geçenlere ikram nimeti.
Kadıköy Belediyesi’nin güler yüzlü ekibi.
Bardak bardak dağıtmakta leziz mercimek çorbasını.
Kısacık İstanbul gezisinde bazı anlar kelimeye dökülürken bazıları gönlümüzün sol yanında mühürlü bir tren yolculuğu dönüşü.
Cümleler bilgisayarımdan dökülürken uzaklardan bir dostun çay ikramına gülümseyiş.

Yolculuğun bir vagonda bölüşülme hâlleri…
Bir grup işitme engelli gencin dostluğuna şahitlik.
Sıcacık gülümseyişleri.
Duyulmayan sohbetin samimiyetinin tüm yolculuğu aydınlatması.
Gecenin içinden tren güzergâhındaki evlerin, denizdeki teknelerin ışıkları.
Binlerce hikâyeyi ruhlarımıza fısıldıyor bir çırpıda.
Duyabildiğimiz kadarını doldurup yol alıyoruz rayların tıkırtılı şarkısında.
***













































