KIRIK BARDAK
Ali, küçük bir kasabada yaşayan 12 yaşında bir çocuktu. Annesiyle birlikte mütevazı bir hayat sürüyordu. Annesi her sabah erkenden kalkar temizlik işlerine gider; akşam yorgun ama yüzünde bir tebessümle eve dönerdi.
Bir gün Ali, mutfakta oyun oynarken annesinin en sevdiği cam bardağı yanlışlıkla düşürüp kırdı. O bardak, annesine yıllar önce vefat eden annesinden kalmıştı. Ali ne yapacağını bilemedi. Korktu. “Annem çok kızar!” diye düşündü. Kırıkları aceleyle toplayıp çöpe attı. Annesi eve geldiğinde hiçbir şey söylemedi.
Akşam yemeğinde annesi bir an durdu, “Ali, benim mavi çiçekli bardağımı gördün mü?” diye sordu. Ali’nin kalbi hızla çarpmaya başladı. Gözlerini kaçırdı, “Yok anne, görmedim” dedi. Annesi sadece, “Tamam” dedi ama yüzündeki o hafif burukluk Ali’nin içine oturdu.
Gece Ali uyuyamadı. Kırılan bardaktan çok söylediği yalan içini kemiriyordu. Sabah olduğunda annesinin yanına gitti, “Anne… bardak…” dedi titrek bir sesle. “Ben kırdım. Korktum, o yüzden yalan söyledim. Özür dilerim.” Annesi bir süre sessiz kaldı. Sonra Ali’nin başını okşadı, “Bardak kırıldığı için üzülmedim” dedi. “Ama yalan söylediğin için üzüldüm. Doğruyu söylemek bazen zor olur ama insanı hafifletir.” Ali o an derin bir nefes aldı. Gerçekten de içindeki yük gitmişti.
O günden sonra Ali bir daha ne olursa olsun doğruyu söylemeye karar verdi.
Kırılan şeyler yerine konabilir ama güven kırılırsa onarmak daha zordur. Doğruluk, insanın en değerli hazinesidir.
***













































