ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 16-03-2026 17:04   Güncelleme : 16-03-2026 17:07

Islığın Gölgesinde / Nevin Aktekin Gülfırat

Yazan: Nevin Aktekin Gülfırat -ISLIĞIN GÖLGESİNDE

Islığın Gölgesinde / Nevin Aktekin Gülfırat

ISLIĞIN GÖLGESİNDE

Gecenin en karanlık deminde ormanın içinden geçen tenha yolda kırk yaşlarında, orta boylu, siyah kabanlı ve fötr şapkalı gizemli bir adamın ayak sesleri yankılanıyordu. Kim bilir nereden gelip nereye gidiyordu? Gecenin sessizliğini bölen ıslık eşliğinde söylediği garip melodi, insanın içine işleyen türdendi.

Baştan aşağı simsiyah olan bu adam; hâl ve hareketleriyle giyimiyle pek de tekin biri olmadığı izlenimi veriyor, insanın içini ürpertiyordu.

Ormanın derinliklerinden gelen birbirine karışıp sarmaş dolaş olmuş çığlık atan nice ruhun arasında, onun ıslığı; kar ayazından sızan soğuk gibi mideye kramplar indiriyordu.
Kimdi bu adam? Ne arıyordu?

Elleri cebinde yürürken yumurta topuklu siyah rugan ayakkabısının çıkardığı o keskin “tak tak…” sesleri, ölüm saatinin belirlenemez geri sayımları gibi gece karanlığında yankılanıyordu.

Adam duyduğu garip bir ses eşliğindeki karartıyla irkildi. Onunla birlikte bütün orman bir anda sessizliğe büründü. Sesin geldiği yöne doğru dönerken içi, buz ayazı yemiş gibiydi. Ellerini cebinden çıkarmasa da parmaklarının korkuyla titreyişini hissetmek mümkündü. Duyduğu ses insana mı yoksa görünmez bir varlığa mı aitti? Korkusuna rağmen ıslığını tekrar sürdürdü. Yavaşça âdeta bir korku çemberinin içinden geçiyordu.

Dört köşeli bir sandık yerde duruyordu. Merak bir yandan, boşvermişlik bir yandan içini kemiriyordu. “Boş ver!” dedi, kendi kendine.
“Bir sandık işte, isteyen açsın!”

Tam yürüyüp geçecekti ki sandık titredi. Islığı bir anda tekrardan yarım kaldı. Orman yeniden nefesini tuttu. Sessizlikte sanki olacaklar için yazı tura atılıyor gibiydi.

Sandığın içindekinin ne olduğunu anlamaya çalışmak için burnunu iyice yaklaştırdı, ne de olsa o iyi bir koku avcısıydı. Ama içinde ne olduğuna dair bu eylemi fikir vermeyince vazgeçti. Cebinden çıkardığı ellerini tam sandığı tutmak üzere uzatıyordu ki tekrar irkilip  yerine koydu. Kutu kıpırdayınca gayri ihtiyari geri çekildi.

“Orhannn…” Kör kuyulardan gelen ses misali tekrar yineledi.
“Orhannnn…”

Elleriyle kafasını kaşıdı. Bu gizemli kutudaki ses neydi? Adını nereden biliyordu? Şaşkın ve afallamıştı. Duygusal handikapları, sandığın çağrısına daha fazla direnmesine izin vermedi. Ormanın gözleri sanki "Aç!" diye fısıldıyor, karanlık sessizce alkış tutuyordu.

Eskitilmiş tahta sandığın kapağını yavaşça araladı. Bir gölge silüeti çıkarak karşısına dikildi. Orhan’ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Silüet bir anda içine girdi. Acı verici bir durumdu. Önce burnu, ardından kulakları, bedeni acıya teslim oldu. Derken ondan geriye tenden ötesi kaldı. Elbiseleri boş bir kabuk gibi yere süzülürken sandık gizemli bir şekilde kayboldu. Ormanın karanlığındaki gölgeyi elbise gibi giyip bütünleşirken geriye sadece o ürkütücü ıslık sesi kaldı. Orman yeniden eski karanlık düzenine kavuştu. Akıbeti bilinmeyen, kayıp ruhların arasına bir isim daha bu karanlık ormanın içine sessizce yazıldı.

O ıslığın sahibi Orhan mıydı?

Yoksa bu ormanın yanından geçip de akıbeti bilinmeyen nice kaybolan ya da faili meçhule düşen cinayetlerin, ruhlarının ortak nefesi miydi? Kimse öğrenemedi...

***

Editör: Nevin Bahtışen

EditörEditör