İNSANIN AURASI
Lisede okuyordum…
Sınıfımızda bir kız vardı. Boyu oldukça kısa; burnu ise yüzüne göre oldukça büyük ve kemerliydi... Yüzüne baktığımda, kocaman bir burun ilk olarak dikkatimi çekiyordu. Büyük ve kemerli bir burunla beraber çenesi oldukça kısaydı. Gözleri biraz iri ve birbirine çok yakındı.
O zamanlar çocuk halimle bu kıza içten içe imreniyordum. Çünkü okulun kızlı ve erkekli tüm grupları etrafında pervaneydi. Herkes ağzında çıkacak tek söze bakıyordu. O zamanlar sınıf içerisinde öğrenciler hafta sonları özellikle kimi yaş günü, kimi salon eğlenceleri, kimi ise evinde toplantı gibi çeşitli etkinler düzenlerdi. Bu kız hepsine davet edilirdi. Hiçbiri onu boş geçmezdi. Demek ki, insanlar için güzellik ya da başka göreceli herhangi bir şey çok önemli değildi. Biz hep öyle sanıp estetiklere çok para veriyoruz ya!
Kıza baktığımda aurası çok yüksekti. Kendine aşırı güven geliştirmişti. Tüm bunlar bir araya geldiğinde, sempatik ve girişken bir karakter oluşturuyordu. Allah mükemmel bir yüz yerine, güzelliğin yerine geçebilecek; insanları aniden etkileyen güçlü bir çekim gücü vermişti bu kız arkadaşıma… Sınıfı bırakın, bütün okulun nerdeyse lideriydi.
Şunu söylemeliyim ki hâlâ o kızın bu denli çekim gücü oluşturabilecek aurasının aslında neden kaynaklı olabileceğini henüz tam olarak çözemedim. Bunu, çocukluktan itibaren kapıları kolaylıkla açabilecek; bir insana verilmiş en güzel şanslardan biri olarak görüyorum.
Hani bazen göreceli olarak 'Allah insana çirkin şandı versin' diye bir söz vardır. Hep bu sözü duyduğumda, geçmişimde kalan öğrencilik anım gelir aklıma… Ancak, bu anım aynı zamanda şu sonucu da öğretti bana…
Çirkin insan yoktur. Ruhuyla kendini kapatan insan vardır. İnsanın yeter ki aurası yüksek olsun, tüm güzellikleri kendine toplayabilir.
Editör: Deniz İmre














































