ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 31-01-2026 15:16   Güncelleme : 31-01-2026 17:09

İnci Düğmeler / Neşe Kazan

Yazan: Neşe Kazan -İNCİ DÜĞMELER

İnci Düğmeler / Neşe Kazan

İNCİ DÜĞMELER

Kendimi bildim bileli o düğme kavanozu, evin içerisinde her zaman ilk yardım çantasından daha önemli konumda konuşlandırılmıştı. 

Terziydi annem. 

Hazır giyimin henüz bolca piyasaya sunulmadığı, mağazaların yalnızca İstanbul’un kalburüstü semtlerinde olduğu yıllardan bahsediyorum. Bir metre kumaştan neler yapabileceğini hayal bile edemezdiniz.

Eski makinesinin üzerindeki Mitsubishi yazısını bir solukta okuyabilmek ne kadar uzun zamanımı almıştı, bugün bile anımsarken acı acı gülümsüyorum. Annemin provaya gelen müşterileriyle kahve sohbetleri olurdu her defasında.

Kim bilir kaç yıllık hatır bıraktı insanlar o fincanlarda? Sohbet sırasında vakit nakittir diyerek ortaya dökülen kavanozdan elbisenin rengine göre seçilen düğmeler kumaşın üzerine yayılınca müşteriler önce kendi düğmesini seçse de anneme “Sen ne dersin Mukaddes hanım?” diye sormayı da ihmal etmezlerdi.

Son karar merciiydi annem. O kavanoz hiç boşalmadığı gibi yurt dışından gelen akrabalarımız da konfeksiyonda çalıştıklarından çantalarla düğmeler ve yarım kalmış ip bobinlerinden getirirlerdi. 

Annem kumaşı önce masaya yatırır, üzerinde gezdirdiği mezurayla sabunun yardımıyla dikeceği elbisenin krokisini çizerdi. Akabinde teyeller, provaya hazır ederdi. Bu işlemleri yaparken onun bambaşka bir dünyaya yolculuk yaptığını hisseder, sessizliğimi muhafaza etmeye çalışırdım. Çünkü dudaklarının kıvrımlarına gayriihtiyari iliştirdiği hafif tebessüm, mutlu anının habercisiydi. 

Mesleği bilenler ütü dese de düğmeler annemin sanat eserine attığı imzasıydı. İçinde inciyi andıranlarından her daim bulmanız mümkündü. Çocukluk hayallerimi yüklemiştim onlara. Bazen ipe dizer kolye yapardım bazen de bileklik. Beyaz, parlak, sade… 

Son düğmeyi benim için beyaz saten kumaşın sırt kısmına dikmişti annem. 

Arka tarafımdaydı, yüzünü göremiyordum, ellerinin titremesi sesine  yansırken “Kuğu gibi oldun kızım.” demişti. 

Bakmaya korkuyordum, zaman asılıp kalmıştı. Öyle derin sessizlik vardı ki kalp atışlarımızı  duyuyorduk. İkimiz de ilk hamleyi birbirimizden beklerken birden tüm gücümü toplayıp sımsıkı sarıldım. Islak yanaklarına  öpücük kondurup “Hala şansın var, bir kez “Gitme!” de, yeter.” dediğimde zoraki kahkahalarla güldüğünü fark ediyordum. 

“Son kahvemizi içelim birlikte.” dedikten sonra mutfağa geçti annem. Bense sehpanın orta yerindeki rengârenk kavanozda mühürlediğim anılarımdan bir avuç aldım elime. 

Mavi huzurdu, güvendi. Yeşil şifa, beyaz iyi niyet, sarı çocuk sevinçleriydi annemin. Pembe düğmelerse tamamen sevgiden bahsederdi, karşılıksız çıkarsız sevgiden. Düğmeler annemdi. Acıydı kahveler. İkimizin de bitmesini istemediğimiz o son yudumu  aldık.

“Vakit tamam artık deli kız…” dedi annem. Son kez sarıldık, o son inci beyazı düğmemi iliklerken.

***


Editör: Nevin Bahtışen

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi