MANZUME
Giriş Tarihi : 25-12-2024 19:30   Güncelleme : 25-12-2024 19:55

Hayguhi Anneme / Servet Alkan

Servet Alkan -HAYGUHİ ANNEME

Hayguhi Anneme / Servet Alkan

HAYGUHİ ANNEME

Bana olan bakışını gördüğümde;
Annemi gördüm, yenilgilerimi gören sultanlar gibi…
“Getir dedi, getir! Gönül kitabını görmek istiyorum…”(Lavıko Rındık)
Açtım gönül kitabımı, serdim önüne, (Annem gibi kokuyordu)
İlk sayfa şöyle başlıyordu;
“Yaban otu ektim anne, yaban otu!
Yoksul olanlar adına,
Kavuşamayanlar adına,
Zulüm görenler adına,
Hüseyin’e kavuşan aşure adına…”
Baktı gözlerime, baktı... Usulca, acıyarak…
“Şair ateş ağacıdır oğul, su perisi, gökteki bulut / Arasta
Topraktaki hüzünlü yara…
Bir zeytin tanesini sevindirdin mi hiç oğul?"

Döndü sayfalar birer birer;
“Hiçbir kıymeti yok, susmamın da, öfkemin de.” diyordu diğer sayfalar.
Kırık yakut olur göğsümdeki kırlangıçlar. / Sosinamın 
Kül yutan, sevgi yutan şehirlere sus biriktiriyorum...
Yaşasın seviyor çıkan papatyalar….
Bermaz ovası kokan kekikler, ahlatlar…
Şalıma hüzün bırakan nota, akrep basenli yemeni,
“Ruhumu ölçüp ölçüp kefensiz bırakan,” diyordu sayfalar.
“Sen söyle annem,” dedim!
“Sen söyle! Kederlenme...”
"Çok bin kere yazacaksın oğul!" dedi, "Çok bin kere öleceksin!
Bütün mazlumlara, masumlara bağlanacaksın.’’

Sonra  diğer sayfalara geçtik birlikte…(annem gibi gülüyordu)
“En güzel süsü; gülümseyişi” diyordu mısralar.
Kızışan kısraklar gibi, defne gibi,
Ölüm gibi.
“Ne fark eder ki” diyordu mısra; “Rosa gülü, kır gülü veya sakız gülü olmasa,
Benim olmadıktan sonra, yalınayak koşan zülüfler.”
Yüzünde tatlı, masum, utangaç bir gülümseme ile;
"Kim bu?" dedi, “kim oğluma, oğluşuma kan revan kalem kullandıran?"
Sustum, susmam lazımdı da sustum…
Söz verdim, “sır vermem” diye
“Yokluğu sedef, suskunluğu hançerin zulası olan” dedim sadece…

Çevrilen sayfada şöyle diyordu;
“Küllenmiş korlar adına,
Kırılmayan incir dalı adına,
Yeşilin kıyısında duran dilber adına,
Çobanaldatan kuşlar adına…Sevdim seni ey zamansız Güman /Harfsiz lisan!
Bal ile yıkananım üstüne,
Bozkırlar, yabanlar, turnalar üstüne,
Ekmeğin üstüne, tuzun üstüne,
Şimal yıldızı üstüne,
Sevdim seni ey zamansız tufan  /hecesiz lisan!”
Mısraya gömülen gözyaşlarımı, göğsüme batan tırnakları,
Kim çıkaracak şimdi? 
Sen söyle annem, annem!

Yüreğin son sayfası gelmişti sonra ve sonra…
Ey asil ilham, ey yaşlı kıta, ey sürülen mazlum halklar!
Sesleniyorum size, şiir yazın bana, yarınlara, kardeşliğe!
Annemin gözünde gözyaşı gördüm ki;
Ağlasa, yağmur dökülse Ortadoğu’ya bereket fışkıracaktı. Anadolu da, Mezopotamya da…
Bu sefer de şair sormuştu soruyu, yüreğin son mısrasında;
"O dudağının yanındaki kıvrımda şiirdir, okuyan ben isem,
"Sarı kavga çiçeğim ne zaman açar gürcü gürcü?
Ne zaman dinecek bu ayrılık, bu aykırılık, bu çöl saatler?
Ne zaman insanca yaşayacak  bu mazlum kavimler, hepimizler?
Ne zaman celladına gülümseyecek  embesiller, emperyalistler?
"Bir şairi susturmak en büyük cinayet oğul, en büyük cinayet!" dedi sadece…
Ah Annem!
Ah şalıma hüzün bırakan!
Ah bin yıllık ahlar ağacım!
Ah kavgamın orta yerinde gözü yaşlım!
Gülümse bana,
Sadece gülümse, bir umuda gülümser gibi
Zebur’a, Tevrat’a, İncil’e, Kuran’a gülümser gibi.
Beni şimdi anladın mı anne? Anladın mı anne?
Anladın mı anne?

Editör: Suna Türkmen Güngör 

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi