ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 21-08-2022 00:43   Güncelleme : 21-08-2022 00:52

Gizli Aşk

Yazan: Reneta Sibel Yolak - GİZLİ AŞK - Truva Edebiyat Dergisi 5. Öykü Yarışmasına katılan öykü

Gizli Aşk

GİZLİ AŞK 

O gün, baharın geleceğini müjdeleyen güneşli günlerden biriydi.  Köşkün kâhyası olan Behrullah kâhyanın, kimselere söylemediği bir derdi vardı ve bu dert her gün onu yiyip bitiriyordu.  Behrullah kâhya, yan köşkün sahibi Ayşe hanımın tek kızı olan Itır hanıma sevdalanmıştı.  Behrullah kâhya genç kadına âşıktı ama aşkını içinde yaşıyor ve derdinden kimselere bahsedemiyordu. Yan konakta yaşayan komşuları Itır hanımın gelişini görmek için sürekli camda bekliyordu. Artık o cam kenarının bir dili olsaydı da konuşsaydı. Birden kahkahalarını duydu Itır hanımın. Uzun sarı saçlarını savura savura geliyordu. Belki bu konağın sahibi olsa anlatırdı derdini.  Behrullah kâhya o konağın sadece kâhyasıydı işte. O kimdi ki bu güzel kadına onu sevdiğini söyleyecekti. Sevmekten korkuyordu çünkü kendini ona layık bulmuyordu. Daha çok korkuyordu. “Ya bu güzel sarı saçları okşayan biri gelseydi ve onu sonsuza dek buradan götürseydi”.  Birden boğazına camlar batmaya başladı kâhya Beyhan’ın. Bunu düşünmek bile çok acıtıyordu canını. Aldığı nefesi tuttu ve yutkundu.  Kafasında bir sürü isyan vardı şimdi. Neden o da zengin doğmamıştı işte. 

Belki para her kapıyı açmıyordu ama en azından kendine güveni olurdu. Onu kimse anlamıyordu. Derdini anlatmak şöyle dursun düşünmeye bile korkuyordu ve bu dert günlerdir onu yiyip bitiriyordu.  Birden gözlerinden iki damla yaş geldi. O da insandı. Onunda canı vardı. Sevmek ve sevilmek onun da hakkı değil miydi? 

Köşkün patronunun kızı ile yan köşkün kâhyası. Fark uçurumlar kadardı. Düşündükçe midesi bulanıyor, içindeki isyanları bastırılmaz hala geliyordu. Hele etrafındakiler duysalar neler derlerdi kim bilir?  Behrullah kâhyanın hem gözleri hem kalbi sessizce ağlıyordu. Acaba etrafındakiler düşündüklerini, duygularını bilseler mesela patronu  olan Mualla hanım onun için neler düşünürdü?.  Ona küçükken terbiyeli olmayı öğretmişlerdi.  O haddini bilmeliydi. Birden içi ürperdi. Bu düşünceleri resmen terbiyesizlikti.  Ona öğretilen tüm değerlerle çelişiyordu. 

Düşündüklerinden utandı. Aklından geçirdiklerinden utandı. Birden Köşkün sahibi Mualla hanımın sesiyle irkildi. Gözyaşlarını kuruladı ve saçını düzelterek çağrıldığı yere doğru koştu. Şimdi  düşündüklerini kimse anlamamalıydı. Hep suçluluk duyuyordu. O kadar yalnızdı ki bu kalabalık köşkün içinde. Bir sürü torunu vardı Mualla hanımın. Tam dokuz tane. Amcalar, dayılar halalar bir de Mualla hanımın kocası Rüştü bey. Köşk çok kalabalıktı ama kâhya çok yanlız hissediyordu. 

-“Nerde kaldın Behrullah kâhya? Çağırıp duruyorum seni. Hadi koş torunlarımı karşıla “dedi buyuran bir sesle Mualla hanım. Behrullah kâhya alışmıştı buyuranların buyurucu sözlerini işitmeye. O bu dünyaya buyuranların emirlerini yapmaya gelmişti.

Hayat adil değildi. Koştu hemen kapıda büyük İmpala marka bir araba vardı. İçerisinde tam altı torunu gelmişti Mualla hanımın. Diğer üç torunu yazlıklarında tatildeydiler.  Mualla hanımın kızı uzun büyük şapkasını tutsun diye Behrullah kâhyaya verdi ve 

-“Tut şunu. Hadi çocukları alda mutfağa görür karınlarını doyur” dedi. Artık Behrullah kâhya emirleri yerine getiriyordu. Bir o yana bir bu yana koşturuyordu.  Birden gene Itır hanımın sesini duydu ve hemen cama koştu.  Yan köşkte bir hareketlilik vardı. Itır hanım dışarı çıkacaktı çünkü şoförü kapıyı açmış onun içeri girmesini bekliyordu. Birden bir şey oldu. Itır hanım yan köşkün penceresine baktı ve Behrullah kâhya ile gözleri buluştu. Behrullah kâhyanın sanki içine bir asit dökülmüş tüm vücudunu yakıyordu. Gözleri Itır hanımın gözlerine değmiş ve bu onu ürpertmeye yetmişti. Ve o günü asla ve asla unutamayacaktı. Gözlerinin Itır hanımın gözlerine değdiği ilk an…

Köşk oldukça kalabalıktı. Tüm kalabalığa rağmen, Behrullah kâhya çok yalnız olduğunu hissediyordu. İçinde isyanlar, bastırılmış duygularla hemen hemen her gün pencerelere koşuyor bir dakika bile olsa Itır hanımın yüzünü görmek için yolunu gözlüyor, gözyaşlarını içine akıtıyordu. 

“İnsanlar adil değildi. Hayat adil değildi”. Behrullah kâhya bu köşkte doğmuştu. Babası da bu köşkün kâhyası olmuş onlara öyle bakmıştı. Şimdi kendisi, annesi ve babası hayatta değilken,  yalnız başına, aynı köşkte Mualla hanım ve torunlarına hizmet veriyordu. 

İşlerini bitirmiş bahçedeki Kediye anlatıyordu bunları.  Kedinin adı Pisican’dı.-“Bak Pisican. Hayat adil değil. Biz bu dünyaya başkalarına hizmet etmeye gelmişiz. Neden?  Ben şanslı doğmadım. Benim kalbim yok mu? Biz sevemez miyiz? Bak Itır hanımefendi bizim yüzümüze bakar mı? 

 O kim ben kim?

 O hanımefendi ben köşkün kahyası”.

“Davul bile dengi dengine” 

Bir gün hanımı olan Mualla hanımefendinin sözlerini duymuştu. Kızlarından birine bir fakir genç talip olunca ona demişti bu sözleri. Herkes yerini ve dengini bilecek. Davul bile dengi dengine. Benim sana verilecek kızım yok” 

Birden Mualla hanımı karşısında gördü.  Kediyle konuştuğunu duymuş muydu acaba?

“Behrullah kâhya amma oyalandın. Bir sürü iş seni bekliyor. Sana boşuna mı para ödüyoruz biz? Haydi herkes iş başına”.

Bu sözler Behrullah kâhyayı kendine getirmeye yetmişti işte. Yapacak çok işi vardı. Bahçeye yöneldi. Ağaçları budaması lazımdı.  Birden bahçede Mualla hanımın büyük torunu olan Latife hanımı gördü.  Bikinisiyle havuzun kenarına uzanmış güneşleniyordu. Ondan bir azar işitti.

“Neden rahatsız ediyorsun? Git başka yere.” Behrullah kâhya kekeleyebildi ancak. “Lat Latife hanımefendi babaanneniz bana ağaçççları budabuda mamı söy söy söy lemişti ama… “

Latife ona bağırdı. 

-“Hadi git başka iş yap” 

Ertesi gün yandaki köşke hummalı bir çalışma vardı. Şoför elinde alışveriş torbalarıyla gelmiş, bahçıvanlar bahçeye çiçekler ekiyor, Itır hanımın annesi  Ayşe hanım herkese emirler yağdırıyordu. Behrullah kâhya önce bu çalışmaya bir anlam veremedi. Ta ki Mualla hanımın o sözlerini duyana dek. 

“-Bu akşam Itır hanımı istemeye gelecekler. Beyefendi çok hoş. Uzun boylu. Yurt dışında tahsil görmüş ve paşa torunuymuş.  Birkaç köşkleri varmış. Gitmediği ülke kalmamışmış. Itır hanımı ilk gördüğünde vurulmuş. Bu gece istemeye geleceklermiş.”

-“Bakalım Itır hanımın onda gönlü var mı? Bu kelimeler Behrullah kâhyanın ağzından döküldü. Mutfakta bulunan herkes dönüp hayret içinde ona baktılar”. Bu kâhya da artık çok oluyordu. 

-“Ne dedikoducu bir adam oldun sen “dedi Mualla hanım. “Senin çenen de çok uzadı. Üstüne vazife olmayan şeyler seni alakadar etmez, sen işine bak. Sana boşuna mı para ödüyoruz biz?”

Behrullah kâhyanın sonunda korktuğu başına gelmişti. Onu yaşama nedeni olan Itır hanım evden uçup gidiyordu işte.  Birden hüngür hüngür ağlamaya başladı. 

Hanımının bağırtıları ve azarları hiç onu bu kadar üzmemişti. İnsan olmak da öğretilebilirdi. Mualla hanım çok zengindi ama insan olmayı becerememişti. Yanında çalışanlara nasıl konuşulur bilmiyordu. Hep kalp kırıyordu ama bu en kırıcı olanıydı işte.

Birden içinde bir umut kırıntısı belirdi.  Belki Itır hanımın bu adamda gönlü yoktu. Zorla mı evlendireceklerdi. Onun paşa gönlü bilirdi. 

Bu hırsla işine sarıldı. O sabahı zor etti. Sabah yan komşu Mualla hanıma müjdeyi verdi. “Itır hanımın da bu adamda gönlü vardı ve bir aya kadar evleneceklerdi. Dün akşam söz yapılmış ve herkes çok mutluymuş”. 

O gün hiç kimse Behrullah kâhyayı görmedi. Odasında ateşler içinde yatıyordu. En önce eksikliği fark edildi çünkü onlara lazımdı. Sonra odasında ateşler içinde yattığını şoför haber verdi.  Mualla hanımın o gün çok işi vardı. Tam da kâhya hasta olacak günü bulmuştu. Ona bir de para ödüyorlardı. Hasta olsun diye mi?” 

O gün Mualla hanım ve torunları pikniğe gidiyorlardı. Yarım saat içinde aşçı hariç evde kimse kalmamıştı. Adaya gidecekler oradaki evlerinde kalacaklardı. O gün hava güzel ve güneşliydi. 

Behrullah kâhya ateşler içinde yanıyordu ve öksürüyordu. Ruhundaki yaralar ve içindeki isyanlar nihayet dışarı çıkarak onu hasta etmişlerdi işte. Kimsenin umurunda bile değildi. Ne doktor çağırdılar ne bir şey.  Giderlerken Behrullah kâhya Mualla hanımın “Bu kâhya tam da bugün mü hastalandı. Git de bakıver. İş yapmamak için hasta numarası yapıyor olmasın” dedi şoföre. Şoför o zaman yanına gelmiş ve hanımına “ateşi çok yüksek. Ne yapalım “diye sordu.

“Onunla şu an uğraşamayız. Planlarımı onun için bozamam. Bizi çabuk ada vapuruna götür” dediğini duydu. 

İşte çocukluğu geçen bu köşkte ona verilen değer buydu. Behrullah kâhya gözleri kapalı olarak öksürdü öksürdü. Saatler sonra aşçı bir tabak çorba yapmayı akıl etmişti. Zorlukla Behrullah kâhyaya içirdi. 

O günden sonra Behrullah kâhya iyileşir gibi olsa da daha sonraları daha da kötüledi. 

Bir ay sonra, Itır hanım yanında müstakbel kocası ile arabaya bindiğinde, yatağından şen kahkahalarını duyuyordu Behrullah kâhya ama pencereye koşacak gücü yoktu. O günden sonra, Behrullah kâhyanın durumu daha da kötüledi ve hiç iyileşemedi. 

O akşam Behrullah kâhyayı yatağında ölü buldular. Elinde bir gül ve gözlerinde yaşlar vardı. Mualla hanım adadan dönmeden defin işlemleri yapıldı. Artık köşke yeni bir kâhya alınacaktı. Behrullah kâhyanın “gizli aşkını” kimse bilemedi. O duygular ve isyanlar Behrullah kâhyanın kalbinde açtığı yaralarda gizli kalacaktı. Çünkü bu “gizli aşktı” ve karşılığı yoktu. Hiçbir zaman da olamazdı. 

Yeri hemen dolduruldu. Yeni kâhya ertesi gün işe başladı. Yeni gelen kâhya şoförün bir akrabasıydı ve yıllar boyu Behrullah kâhyanın adı bile anılmadı.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi