GEZGİN
Gönül şehirlerini bir bir gezen, gönülden gönüle köprüler kurmaya çalışan hazreti insan, dostluğa, kardeşliğe önem veren biriydi. Hep güzel şeyler ekiyordu yürek topraklarına. İnsanı besleyen, insanı insan olarak ayakta tutan; sevgi, saygı, ilgi, vefa, fedakârlık gibi önemli mihenkler ekiyordu...
Adı hazreti insan, görevi insani sorumluluk ve duyarlılık, gayesi insanca yaşamaktı...
Hazreti insan kardeşimiz bir gezgindi, insan coğrafyalarını hep ziyaret eder, insanlara karşı duyarlı, saygılı davranırdı...
Hazreti insan kardeşimiz, sevgi eker ihanet biçerdi, saygı eker dışlanma biçerdi, fedakârlık eker nankörlük biçerdi. Anlam veremezdi bu işe...
"Sevgi tohumu nasıl ihanet meyvesi verir? Saygı tohumu nasıl dışlanma meyvesi verir, ya fedakârlık tohumu nasıl nankörlük meyvesi verir?" diye düşünürdü...
"Tohum mu çürük yoksa tarla mı kısır?” diye sorar dururdu kendi kendine...
Hazreti insan kardeşimiz, gezdiği, uğradığı her coğrafyadan fotoğraf kareleri alır yürek hanesinde biriktirirdi... Ara ara o fotoğrafları inceler, üzerinde derin derin düşünürdü, düşündükçe yüreği daralır, göğüs kafesi sıkışırdı...
Hazreti insan kardeşimiz bir gezgin olarak gezmeye, şehir şehir dolaşmaya devam etti. Fakat bu sefer farklı yerlere gidiyor, farklı alanlarda yeni kareler bulmaya çalışıyordu.
Bir anda kendini huzur verici bir yerde buldu, nazlı nazlı akan nehir suyunun sesi kulağına geldi, dönüp baktı nehire, berrak suyun akışı o kadar güzel görünüyordu ki bakmaktan kendini alamıyordu...
Dolaşmaya devam etti, gördüğü manzara onu ondan alıyordu. Uzunca ağaçlar, dalları ahenkle dans ediyordu, kuşların melodisi ruhuna dokunuyordu, sessizce dinlemek için olduğu yerde çömeldi ve dinlemeye başladı...
Yürüyüş devam etti, nehir kenarında gördüğü çiçekler nehirle bütünleşiyordu adeta. Sanki cennetten bir bahçeyi andırıyordu...
Kelebekler çiçekler üzerine konuyor, kanatları bakanlara hayranlık veriyor, bir kristal gibi rengarenk kanatlar gözleri kamaştırıyordu...
İlerlemeye devam etti, inanılmaz bir manzara gördü, binbir çeşit çiçeklerden oluşan bir bahçe duruyordu karşısında...
Her renkten, her türden çiçekler tek bahçede muhteşem bir zenginlik oluşturuyordu...
Hazreti insan kardeşimiz derin düşüncelere daldı ve: "Bu ne güzel bir bahçe, her çiçek diğerinden farklı olmasına rağmen, renkleri ayrı olmasına rağmen ne güzel bir arada yaşıyorlar ve yaşadıkları yeri ne de güzel bir cennete dönüştürüyorlar... Birbirlerine güzellik katmaktan başka bir şey yapmıyorlar, birbirlerini kurutmak için çaba göstermiyorlar, birbirlerini yok etmek gibi bir gaye gütmüyorlar.
Bulundukları alanı ne güzel kardeşçe paylaşıp yaşıyorlar..."
Hazreti insan kardeşimiz: "Bu manzaraları kaçırmamalıyım" dedi. Fotoğraf makinasını çıkarıp her güzelliği çekmeye başladı...
Çektikçe huzur buluyordu...
Sonra hazreti insan kardeşimiz, yine düşüncelere daldı ve: "Biz insanlar bu çiçekler kadar, bu akan su kadar, bu güzel kelebekler kadar, bu ağaçlar kadar olamadık" dedi.
Doğadaki muhteşem ahenk karşısında büyük bir mahcubiyet duyarak başını önüne eğdi ve şöyle seslendi; "Sizler bugün bana cenneti yaşattınız" dedi ve…
Sustu…














































