ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 10-07-2024 13:41   Güncelleme : 10-07-2024 18:05

Gecenin Sesi / Ayşe Parlar Gürkan

Yazan: Ayşe Parlar Gürkan -GECENİN SESİ

Gecenin Sesi / Ayşe Parlar Gürkan

GECENİN SESİ

Gecenin sessizliğini dinliyordu. Sessizliğini mi yoksa gündüz zamanı doğanın hiç duyulmayan sesini mi? Gecenin bir sesi vardı, aslında bu ses hep vardı, ama gündüzün karmaşasasından hiç duyulmuyordu.  Bu sesler isyan edemiyordu gündüz vakti. Susun diyemiyordu insanoğluna. Kendini hep haklı zanneden insanoğluna. Hep kendi sesleri duyulması gerekiyormuş gibi ve bu dünyayı sadece kendileri yaşamalıymış gibi.

Gözlerini kapatıp sadece rüzgarı dinledi. Rüzgarı içinde hissetti. Bazen huzurlu bir ses bazen sonsuz bir çığlık. Yaprakların hepsi, bazen tek başlarına seslerini duyurmaya calışırken bazen de birlik oluyorlardı gecenin dinmeyen sesinde. Bazen tek başına titreşirlerken bazen de komşusu ile çarpışıyorlardı. Hepsi bir arada, eğer dikkatle dinlerseniz, en güzel senfoni kadar, ürpertiyordu tüylerinizi. Hele bir de teninizde serinliği hissederseniz.

O zaman işte gecenin bu sessizliğini ya da sesini ya da serinliğini, gündüzün sesine ya da sıcaklığına tercih ederdiniz.

“Geceyi neden seviyorum?” diye sordu kendine. 

Her sorunun cevabı var mıydı? Her zaman yoktu.
Gökyüzüne baktı ve şaşırdı. Bu kadar mı güzel olurdu bir renk. Siyah, tam siyah da değil, lacivert dese o da değil. Ayın yansıması ile aydınlanan bir gökyüzü. Denize düşen yakamoz. Dalgaların sesi, rüzgarın sesi ve yakamoz. Şaşırdı, insanların bu güzel gökyüzünü uyurken kaçırmasına. Belki de zarar vermesinler diye onlar uyurken oluyordu tüm bu büyülü şaheser…

Hiç fark etmemişti tüm çiçek kokularının gece daha yoğun olduğunu. Ya da tüm renklerin daha görünür olduğunu. Tuhaf değil mi? Gece tüm renkler nasıl daha görünür oluyordu. Ama öyleydi. Siyah renk örtmüyordu renkleri ve kokuları. Tam tersi, belki de hep güneş ışığının aydınlattığını zannederken tüm güzellikleri, belki de gecenin rengi veriyordu tüm güzelliği.

Yaprakların haykırışlarını dinlemek çok heyecanlıydı. Münazara mı yapıyorlardı. Yoksa hep mi böylelerdi? Bilemedi. Bir süre sadece onları dinledi. Hemen taraf tutmak istedi. Çok ses çıkaranlardan uzaklaşmak, biraz daha sessiz yapraklara yönelmek istedi. Sonra durdurdu kendini. Çok ses çıkaran yapraklar haklı olabilirdi çünkü.

Sessiz yapraklar tam da dibindeydi. Şöyle bir baktı onlara. Sabırla, sükunutle dinliyorlardı hararet içerisindeki diğer yaprakları. Hiç de müdahele etmiyorlardı. Sadece aralarda hafifçe rüzgarla salınıyorlardı, hiç de ses çıkartmadan. Hararetli yapraklar çok ısrarcıydı. Rüzgarın tüm gücünü kullanıp hep haklı olduklarına dair dolduruyorlardı tüm gecenin sessizliğini. Şair olanlar mesela, onların sesi ile neler yazabilirdi kim bilir neler. Ama ya sessiz olan yapraklar. Bu sessizliği dinleyip şiirlerine yansıtacak kaç şair vardı acaba? O, onlardan biri değildi.

Arkasına yaslandı, gece kuşunu duydu. Gece kuşu yaprakların haykırışını duymuyordu. Kendi halinde, ses çıkartıyor, kendi şarkısını söylüyordu. Ama yaprakların sesi o denli kuvvetliydi ki, bir süre sonra gece kuşu da pes etti; “Tamam” dedi. Bağırın bağırabildiğiniz kadar.

Bir an susturmak istedi bu yaprakları. Ama sonra merak etti. Derdi neydi bu yaprakların. Soramadı tabi ki derdiniz ne? diye. Sadece bir an gözlerini kapattı ve yaprak oluverdi. Çok zaman geçmesine gerek kalmadan ve tam da o bağıran yaprak olmuşken, hissetti onun yakarışını. Sessizliğe bürünen yaprağın yetiştiği toprak ile ne kadar farklıydı bağıran yaprağın toprağı. Kim diktiyse dallarından çıktığı ağacı, tam da boğaza dikmişti, en güçlü rüzgarların eseceği boğaza. İlk bakışta hiç susmuyor gibi görünen ve kendisini dinleyeni isyan ettiren yaprakların ses çıkarmaktan başka çaresi yoktu ki. Tam da tüm rüzgarların geçtiği boğazdaydılar. İşte o an fark etti. Aslında çok da ses çıkartmamak için ne az salındıklarını ama buna rağmen kurtulamadıklarını ses çıkartmaktan.

Tüm gece istemeden de olsa yargılamıştı gecenin dengesiz seslerini. Az ses çıkaran yapraklara sevgiyle yaklaşmışken,  sadece karşıdan bakarak koparmak istemişti bağıran yaprakları. Görmemişti sessiz yaprakların konforunu ve bağıran yaprakların mücadelesini.

Bağıran yapraklar için belki bir şey yapamazdı, önlerine başka bir ağaç dikse onları rüzgardan korumak için, yıllar alacaktı büyümesi ve rüzgarını kesmesi, ama onları yargılamadan anlasa, duysa, dinlese…

Gözü birden balkondaki çiçeklere değdi. En sevdiği çiçek, kendi korunaklı alanındaki çiçek, biraz ihmal edilince, birazcık susuz kalınca ölmüş gitmişti. Ya ses çıkaran yapraklar, evet ses çıkarak yapraklar, koca dalı kırılmasın rağmen, kırılan dal isyan etmiş ve tutunarak hayata, tekrardan yeşermişti.

Ah, koşup sarılmak istedi bu yapraklara, onlarla salınmak, haykırmak, gecenin karanlığında çarpışmak. Ne zaman ki haykıran yaprak olmuştu,  içinde hissetmişti mücadeleyi, gücü ve azmi.

Ne kadar sert eserse essin rüzgar ve seçemesen de çıktığın dalları, dikildiğin toprağı, esas güç  kendinde diye düşündü o an. En ufak bir rüzgarda dalından kopup ölmeyi de tercih edebilirsin, en sert fırtınalarda göğsünü gererek mücadele etmeyi de. Elbet rüzgar hep sana esmeyecek ve elbet estikçe bu sert rüzgarlar kalınlaşacaksın, büyüyeceksin, gün gelecek sert dediğin rüzgar ile dans etmeyi öğrenecek ve yeni yetişen yapraklara öğreteceksin.

Gece güne kavuşmaya doğru ilerledikçe, sakinledi rüzgar.  Derin bir sessizlik kapladı tüm her yeri. Gece gündüzün yerine geçti, haykıran yapraklar güneşin aydınlatacağı güne döndüler yüzlerini. İnsanoğlu uyanırken, tüm haykırışlar son buldu, uyanıverince insanoğlu gerçek zannetsin diye aydınlığı ve güneşin parlak ışığını.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi