FARKINDA OLMAK
Farkında olmak; belki de hayatın en ayırt edici hali, ahlakıdır. Zira farkında, hatta net farkında olmadan karar alanlar, duruş sergileyenler, tavır belirleyenler; bir zulme, bilerek veya bilmeyerek ortak olabilirler; ikiyüzlü yani münafıklık pozisyonuna düşebilirler, hayra engel olabilirler veya olanlara, direkt ya da dolaylı destek sağlamış olabilirler.
Duygusallık, merhamet, itiraf edilemeyen pasiflik, erdem ve hikmet argümanları da bu neticeleri önleyemediği gibi mesuliyetten kurtuluş çaresi de olmaz.
Farkında olmak; yapılması gerekenlerin nasıl ve niçin olması gerektiğini, kök nedenleri, hukuku, kıymeti, sonuçları, etkileri ve niyetleri itibariyle bilmeyi mecbur kılar.
Yani farkında olanlar; ferasetle, basiretle, hikmetle, samimiyetle, ciddiyetle, müminin nuruyla bakıp okuyabilenlerdir.
Duygusallıkların, edilgen ve cesaretsiz mizacın, ne isteyip neye inandığını bilmemenin, feraset-cesaret-dirayet yerine imal edilmeye çalışılan bahanelerin hiçbiri ne farkındalığın ne farkında olarak alınan kararların ne de net bir farkındalıkla alınmayan kararların ortaya çıkartacağı bedellerin sorumluluğunu ikame edemez.
Hayatın bütün anlarında ahseni amel işlemek sınamasına tabi tutulan insanların net bir farkındalıkla ve bunu tamamlayan cesaret, dirayet ve hikmetle almadıkları kararların ortaya çıkartacağı fasit amelden ve bunun oluşturacağı etkilerden sorumlu olacaklarını hesaba katmaları icap etmektedir. Zira bu kararın hemen akabinde, kendilerine tahsis edilen süre hitama erip yakin hasıl olabilir ve hesapla yüzleşebilirler.
Farkında olmak, akletmeyi ve fıkhetmeyi mecbur kılar. Akletmek; karara esas konunun anlamı, nedeni, hukuku, değeri üzerinde düşünmeyi; bu bilgilerin, gerçekleşecek işin önemi ve neticeleri ile ilgili bağlantıları kurmayı icap ettirir. Fıkhetmek ise alınacak kararın neticesine göre fayda-maliyet analizi yapmayı gerektirir. Elbette bunları meselenin manası ve hukuku dairesinde yapmak lazımdır.
Farkında olmadan karar almak ya mesele çerçevesinde olanların, olabileceklerin, olması gerekenlerin, künhüne göre düşünüp değerlendirilmemesinden kaynaklanır ya da bunların farkında olunsa bile korkaklık, çıkarcılık, kafa karışıklığı, istikametin net olmamasıyla gerçekleşir. Her durumda da böyle davrananlar bir gün farkına varınca bu davranışlarının utancını, ezikliğini, vicdan azabını ve diğer neticelerini yaşarlar.
Bilenlerle, bilmeyenlerin bir olmadığı bir dünyada, ufak ya da büyük bütün meselelerde, farkındalık düzeyinde yaşamak ve farkında oldukları karşısında adil, hikmetli, cesaretli, net ve dirayetli tavır belirlemek; insanları mutemet, şahsiyetli, refik ve yol ehli kılar. Aksi durumda aldanmak ve belki de istemeden aldatmak, ifsat, hayra engel ve kayıplar mukadder olabilir.
İyi ve temiz insanlar yüksek farkındalık düzeyine, sorumluluğuna, cesaret ve dirayetine sahip olmalılar ki bilinçli bozgunculukla görevli etki ajanlarının, muhteris meselesizlerin, küçük hesap adamlarının, öfkeli sorumsuzların aldatıp maymun ettiği insanlardan olmasınlar.
















































