DENEME
Giriş Tarihi : 14-03-2026 16:47   Güncelleme : 14-03-2026 16:51

Eldiven Çoraplar / Hasan Hüseyin Çilsal

Yazan: Hasan Hüseyin Çilsal -ELDİVEN ÇORAPLAR

Eldiven Çoraplar / Hasan Hüseyin Çilsal

ELDİVEN ÇORAPLAR

Şu anda ikinci katın mutfak penceresinden dışarıya bakıyorum. Sitenin bahçesi lapa lapa yağmış karla dolu, bembeyaz...

Üzerinde ne bir tek ayak izi ne yapılıp erimeye bırakılmış bir kardan adam... Varsa yoksa bol bol araba tekerleği izleri. Ve dışarıda boynu bükük bir yalnızlık, kendi haline terkedilmiş garip bir sessizlik var; hem de çığlık çığlığa... Ortalıkta bir tane bile çocuk yok...

Balkon soğuk olur diye üşendim hâlâ mutfak penceresindeyim...

Kar yağdığı günleri bayram ilân edercesine mutlu olduğumuz çocukluğum geldi aklıma. Bir gün evvelinden sanki buluşmak için sözleşmiş gibi aynı anda aynı sokakta, tam kadro, eksiksiz, çocukluğumuzun hatıraları var şimdi gözümde...

Eldiven yoksa bile çorap geçirdiğimiz ellerimiz vardı. Kar suyundan vıcık vıcık olan, soğuktan mosmor kesilmiş ayaklarımız. Tabii ki hep bir elden yaptığımız kardan adamımız, kardan kalelerimiz, kulelerimiz, tünellerimiz neler nelerimiz... Soğuktan ve kardan olmasa da hava karardığı için eve taşıdığımız o küçücük bedenlerimiz vardı.

Teneke sobamızın sıcacık yüzüne yaslayıp kurutmaya  çalıştığımız ıslak çoraplarımız vardı; ıslak eldiven çoraplarımız... Kendimizden önce çoraptan eldivenlemizi kurutmaya çalıştığımızdan olsa gerek soğuktan mosmor olan parmaklarımızın acıdığını o an fark ederdik. Sobanın sıcağı vurdukça el ve ayaklarımız acıyarak çözülürdü... 

Hâlâ sokaktaki oyuna doymadığımızdan olsa gerek, "Kardan kulem yıkılır mı acaba sabaha kadar?" diye düşünürken sobanın yüzünde unuttuğumuz eldiven çoraplarımızdan odaya yayılan yanık kokusu... Ve hemen başımızda bitip süpürgenin sapı ile popomuza iki üç kere şefkat kıvamında vuran annemiz...

Neyse, sayfalar dolusu anlatılabilir belki ama kısa keseyim. Zira çocukluğumu olduğu kadar annemi de özledim şimdi...

Keşke şimdi çocuk olsam annem de olsa kardeşlerim de ve tabii arkadaşlarım da... Dışarıda diz boyu bembeyaz tazecik kar zaten hazır çocukluk anılarını tazelemek için...

Ve yine çoraptan eldivenlerim olsa yine sobanın yüzünde kurutmaya çalışırken yaksam. Annem gelse arkamdan, "Kocaman olmuşsun ama hâlâ bi çorap kurutmayı öğrenemedin, bak yine yaktın. Sanırım süpürgenin sapını özledin oğlum" dese...

Kaçmasam bu defa "Vur anne!" desem "Hem de üç değil, istediğin kadar vur çünkü çocukluğumu olduğu kadar eldiven çoraplarımı yakmayı da özledim!" desem... "Ama en çok da seni!" desem "En çok da seni..."

Şimdi de mevsimlerden kış şimdi de dışarıda kar var şimdi de babalar anneler ve çocuklar... Fakat sokaklar bomboş. Değişen ne acaba? Ne değişti ki ben hâlâ çocukluğumu özlüyorum!

İkinci katın mutfak penceresinin önündeyim şu an... Dışarıdaki karla beraber çocukluğumu seyretmekteyim...

***

Editör: Neşe Kazan

EditörEditör