DUVARDAKİ GÖLGE
Sokağa bakan son pencereyi de kapadı gün akşama vururken
Şimdi içeride yalnız o
bir de duvarlarda yürüyen gölgesi kalmıştı adamın
Saçlarının kırılmış uçlarında titriyordu elleri
Mühürlenmiş dudaklarından artık tek bir söz düşmüyordu onunla ilgili
En son bedduaları da çiğnemişti dişlerinin arasında büyük bir keyifle
Ve artık bir gülümsemenin ardına gizlenmeyecek kadar sahiciydi
Geber, dediği
Çok hikaye dinlemişti celladına aşık insanlarla ilgili
Ama aşığın bir cellada dönmesi sanki yalnız ona özeldi
Kocaman masanın bir ucuna ilişti sessizce
sigarasından çektiği ilk nefesin ardından
Derin bir öksürük nöbeti tuttu boğazını
İkinci nefesi çekmeden söndürdü sigarasını
Yine okkalı bir küfür savurdu duvarda hala gülümseyen gölgeye
Bir daha ağzına almayacağı kelimelerle dövdü adamı
Geçmedi öfkesi
Uyuttu, uyudu
Uyandı, uyandırdı
Her an bir başka maske taktı duvardaki gölgeye
Ağzına ateşler düşürdü
Gözlerine kıvılcımlar
Bir, yılan oluyordu bazen boynundan aşağısı
Bazen pislik içinde yüzen bir domuz
Bazen yavrusunu yemiş bir timsahın kaygan zırhını giydiriyordu adama
Bazen de yüreğinin orta yerine düşmüş mermi gibi
iki damla tuz yakıyordu yanaklarını
Öleceksin diyordu içimde
Öleceksin
Kendimi öldürsem de
Nefreti paslı bir hançer gibi yüreğinde, yalnız korkaklar taşır
Bilmiyordu.



























































