DÜŞLERE ÇiZİLEN GÖLGELER
Gül yaprağına düşen çiy damlası bir ıslaklık yine gözlerimde.
Bakışlarının buğusunu içmiş bir sabah
Ve kahretsin ki yine sen.
Yine hangi küfrün ardına koydun beni bilmiyorum.
Ama çınladı yine yüreğim.
Saatler ilerledi günün aydınlığında.
Uyanmış olmalısın elbette.
Ocakta kahve kokusu
Parkelerde ayak seslerin.
Araladığın perdenin ardında sislere gömülmüş bir şehrin silüeti
Bir de sesine vurgun o türkü.
Eskisi gibi olsa çoktan yakmıştın sigaranı.
Dudağının kenarına iliştirip usul usul kahveni karıştırır,
Bir yandan işe yetismenin telaşı içinde giyiniyor olurdun.
Ben hâlâ içiyorum bu mereti.
Sabah kahvemi de içip kapadım yine fincanı o hiç çıkmayan fallara
Dışarıda soğuk bir Aralık sabahı.
Ayaklarımın ucunda hep o sahipsiz kedi.
Göz göze geliyoruz arada bir.
Ne o konuşuyor ne ben bir şey söylüyorum.
Gözce anlıyoruz işte birbirimizi.
Dün kestane pişirdim soba üstünde,
Çocukluktan kalma sevinç kırıntıları yaktı parmak uçlarımı,
Arada bir dalıp gittim öyle gidenlerin ardından.
Puslu ufuklarda yüzü olmayan gölgeler çizdi düşlerim.
Şimdi ekmeğe karışmanın zamanı yeniden.
Şiir karın doyurmuyor.
Çok sevmek de öyle.
Iyi bak sana olur mu?
Öpüyorum gözlerinden...



























































