ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 01-04-2026 22:34   Güncelleme : 01-04-2026 23:51

Dünyalı / Neşe Kazan

Neşe Kazan -DÜNYALI

Dünyalı / Neşe Kazan

DÜNYALI

Yıllardır, her gün aynı yerde oturan adamın ne yaşının kaç olduğunu ne de memleketinin neresi olduğunu kimse bilmez bizim buralarda. Bir isim veriyorum ona, adı “Dünyalı” oluyor.

Dünyalı, kirli tırnaklarının ucuyla cerrah hassasiyeti takınarak gökyüzüne resimler çizerken diliyle kendisini tasdikliyor; bazen "Olmadı!" deyip beğenmediği her görüntüyü kafasını iki yana sallayarak siliyor.
“Şuraya bir beyaz bulut, güneş bana bakmasın.” derken koskoca âlemde sığınacak bir liman bulamayışının sitemini kimse duymuyor.

Sabah kaçta gelip oturuyor denizin kıyısındaki o devasa kayaya bilinmezken her zaman gökyüzünde de gezinmiyor bakışları; bazen sadece toprağa, yakınındakilere odaklanıyor.

Bir süre sonra bir sokak köpeğinin başını okşarken ona neden kulübe yapmadıklarını sorguluyor, kendi mülksüzlüğüyle empati kurarak. "Olmaz! Olmaz, hiçbir canlı bu soğukta sokakta kalamaz!" kabullenmeyişiyle kulübe yapabilmek için gerekli malzemeleri bir bir sayıyor.
"Bir testere lazım bana, bir de tahta, bir de çivi!” Sezen’in “Bi lodos lazım bana, bi kürek, bi kayık…” demesi gibi. Dünyalı yeryüzüne iniyor bulutların üzerinden. Yavaşça sokuluyorum yanına. 
— Al sana para! Bana da bir ev yap.
— Para senin olsun, evin ne renk olsun?
—“Mavi…” diyorum denize bakarak.
— Olmaz… 
Sabah gün doğumu, akşam gün batımı kızıl olmalıymış...Kızılı çok seviyormuş.
— Ahmet Haşim'i biliyor musun?
— Kim ki o?
— Kızıl havaların şairi…
Gökyüzünde ateş ararcasına başını yukarılara kaldırarak;
— Yok!... Ben, benim havalarımı severim.
Sonra yüzüme tehdit edercesine bakıyor;
“Kimse dokunmamalı, duvarları yüksek olmalı...” Diyor.
“Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!” dizeleri geçiyor gönlümden yıldırım hızıyla.
— Sevmem duvarları!
— Yapmam o zaman.

Öyle ciddi, öylesine kendisini kaptırmış ki beni de farkına varmadan kendi dünyasında misafir eyliyor.
Hayal kuruyor ama kurduğu hayali pazarlamıyor; hayal satıyor, karşılığında para almıyor.

Kimseyle savaşmadığı dünyasında sınırlarını kendisi çiziyor, sevgisini haykırıyor ülkesine her uğrayana. Bir kişi de çıkıp "Sen ne diyorsun?” diye üzerine çullanmıyor, aksine gülen gözlerle adeta Dünyalı’yı kucaklıyor.

Kimin lokmasına ortak olmak istese gönül rızasıyla verirken içlerinde "Benim için de bir hayal kur.” diyeni mutlaka oluyor. 
Satıcısı değil, dağıtıcısı ütopyasının.
“Öğretsene bana da…” diyorum. 
— Mutlu olmayı, hayal kurmayı, kurduğum hayali gerçek sanmayı bana da öğretsene…
— Benim de senin gibi olmaya bilsen ne kadar çok ihtiyacım var.
“Dünya yakılan yıkılan, zalim, sevgisiz bir yer oldu.” diyorum.
Bekliyorum. "Ama…" desin diye bekliyorum.
"Sevgi" desin, "umut" desin diye bekliyorum.
"Hayallerim kalkanımdır." desin, "Hayat gördüğün değil, yaşadığındır." desin.
Teselli etsin istiyorum. Büyük büyük cümleler kuracakmış gibi gökyüzüne çeviriyor bakışlarını, sonra deviriyor toprağa yüzünde derin kaygı, sesinde endişe… Bir çırpıda dudaklarından iki kelime döküldüğünü duyuyorum en son ardına bakmadan giderken…

— Gelme bir daha!... 

***

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi