DÖNÜŞÜM
Santiago ve Deniz
Sabahın erken saatleriydi.
Santiago yastığının altında duran; karısının eski ve sararmış fotoğrafına usulca baktı. Bir yalnızlık çıtırtısı duyuldu duvarda. Gün, her zamankinden daha aydınlıktı bugün.
Çaresizce kalktı oturduğu yerden. Bir yudum su içti. Ağır adımlarla çıktı barakadan, yürüyerek. 84 günü cebine doldurdu önce. Kulaklarına da çevrenin onun hakkında konuştuğu, “Balık tutamıyor.” sözlerini yerleştirdi. Bedeni ve ruhu çok yorgundu ama o, bu sözlere hiç aldırmıyordu.
Seksen beşe çevirdi yönünü. Belki de rakamlarla şans satın alacaktı. Yalnızdı; ama yalnızlığına merhem olacak “Manolin”, ona her gün sözleriyle umut aşılıyordu.
Manolin gelmeden önce çıktı sahile; 85’e doğru yürüyerek…
Deniz uyuyordu, insanlar uyuyordu, o ise Gulf Stream’de kayığıyla salınıyordu; üstelik güneş de henüz doğmamıştı. Önce ceplerine baktı, 85 yerindeydi. Sonra hafızasını yokladı. Çevresindeki o kötü sözleri…
O da yerli yerindeydi. Avuçlarını sıktı ve ayakları çıplak halde kumları adımlayarak sahile yürüdü.
Güneş, hafifçe kendini göstermeye başlamıştı. Denizin o kesif yosun kokusu kalbini titretti. Rüzgârın hafif esintisi de yanağına dokundu. Elleri sızlıyordu. Kalbinde de bir burukluk...
Denize doğru döndü yönünü. Tüm öfkesinin kabarıklığı için bir taş alıp fırlattı ta gökyüzüne. İhtiyar adamın gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Sonra avuçlarına kum aldı, sabrını denizde yıkadı. Yıkadı, yıkadı…
Sonra sessizliğin kollarını sıvadı. Ellerini deniz suyuna tekrar batırıp bu sefer yüzüne sürdü.
Oturduğu yerden doğruldu. Öncesinde cebine yerleştirdiği ve kulaklarında durmadan yankılanan o sözleri de avuçlarına alıp dimdik durdu. Güneşe yöneldi ve ellerini denize uzattı. Bir devinim başladı yeryüzünde, yavaş yavaş. Sabır ve umudun ışığı, göğü kapladı. Tüm çevrenin o kötü sözlerini “rüzgâr” götürdü önce. Arınmıştı artık. Güneş, onun mücadelesini okşuyordu. Görünmeyen yaralarına merhem oluyordu adeta. Artık rahatlamıştı. Gözlerini kapattı ve ruhunun en derin yerlerinden gelen sesleri dinledi. O buruşmuş cildinden bir damla daha aktı denize doğru…
Bu sefer inancını, umudunu ve sabrını kayığa bindirdi.
“Yaşlı Adam çok açılacağını biliyordu; karanın kokusunu arkada bırakarak okyanusun o temiz seher havasına doğru kürek çekti.”
Yaşlı Adam Santiago’nun kayığındaki o inanç, umut ve sabır her gün doğumunda bana uğruyordu…
Belki de Santiago’nun içindeki tüm gelgitlerin mevsimi eylül ayıydı. Ama kayıktaki mücadelenin ruhuma dokunması kasım aylarını buldu. Yankısı bana ve gün doğumuna doğru koştu.
Ben ve Güneş
Uzun bir yürüyüşten sonra Kız Kalesi’ne geldim. 85 şanslı rakamdı belki. Yönümü önce güneşe, sonra da kaleye çevirdim. Denizin durgun sularında yüzümü seyrettim ilk önce. Gözlerimi kapattım ve uğultulu gelen her sözü gökyüzüne fırlattım. Çantamdan bir kitap çıkardım, güneşe ve denize tuttum.
Yaşlı Adam ve Deniz…
Güneş hem beni ısıttı hem de kitabımı. Gözlerimden bir damla gözyaşı dökülüp yanaklarımda kurudu. Bir çay yudumladım. Yavaş yavaş doğruldum gökyüzüne. Dimdik ayaktayım ve gözlerim kapalı… Ruhumun gölgeme verdiği serinliğin ahengini, kalbimde dinliyordum. Kitabı da göğe doğru uzattım. Sonra kalbim uyandı. Gözlerimi açtım. Derin bir huzur içerisinde rüzgâr kitabın sayfalarını açtı. Sayfa 117’de altı iyice çizilmişti sözlerin:
“ ‘Ama insanoğlu yenilgi için yaratılmamıştır.’ dedi. İnsan yok edilebilir ama yenilemez.”
Altı iyice çizilmiş olan bu sözü okuyup kitabı, çantama yerleştirdim. Çaydan bir yudum daha yudumladım, sonra gökyüzüne tül çekti tüm umutlarım…
O an kulaklığımdan bir şarkı süzüldü gökyüzüne:
“NF - Remember This”
“Başarılarım için insanların sırtımı sıvazlamasına ihtiyacım yok.”
“Eylemler, kelimelerden daha yüksek sesle konuşur, oldukça sessiz değil mi?"
***














































