ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 15-03-2026 05:11   Güncelleme : 15-03-2026 05:19

Dolunay Şavkında / Murat İşler

Yazan: Murat İşler -DOLUNAY ŞAVKINDA

Dolunay Şavkında / Murat İşler

DOLUNAY ŞAVKINDA

Fotoğraf makinemi çantama koydum. Hava çok karanlıktı; zifiri karanlıkla alay edercesine saatlerce yürüyüp fotoğraf çekebilirim. Gençtim, meraklıydım, heyecanlıydım, içim içime sığmıyordu. Doğanın güzelliğinin orta yerine kurulup yaban hayatının ürkütücü seslerini, sabahın ilk ışıklarıyla dinlemek istiyordum.

Cep delik cepken delik; gece, tabana kuvvet yürümem gerekirdi. Bir keresinde yirmi kilometre yürümem gerekiyordu Özay. Rüzgâr, yaprakları bir o yana bir bu yana savuruyordu. Ben de dağ yolunda karanlığa doğru yürüyordum. Çakıl taşlarının çıkardığı sesten ürken kuşlar, birden havalanıp kanat sesleri arasında uçuşuyorlardı. Ansızın gelişen bu olayda; kuşlar benden, ben kuşlardan ürkmüştüm. Bazen boşta bulunup ürkmez miyiz Özay? Kendi kendimle konuşup yalnızlığımı yok etmeye çalışıyordum.

Epey yol almıştım. Çam ağaçlarının arasından dolunayın şavkı parlıyor, yolun üzerine bir vurup bir kayboluyordu. Derenin şırıltısı ile kurbağaların bağırışları gecenin ritmine eşlik ederken bir köpeğin havlama sesi gecenin sessizliğine karışıyordu. Bu yol sessiz çekilir miydi sen söyle? Köye yaklaşmıştım; tek istediğim, kendime uygun bir yere uzanıp dinlenmekti. Sonrasında denizin, ağaçların ve çiçeklerin fotoğraflarını makineme hapsetmekti.

Yola salıverdim kendimi, artık kolayca taşıyordu ayaklarım yorgun bedenimi çünkü köye gelmiştim. İkinci gelişimdi köye. Köy kahvesindekiler, “Dereden geçerken besmelesiz geçme, şeytan çok olur.” demişlerdi. Benim de öyle şeylere inancım yoktur bilirsin Özay. Ben de onlarla matrak geçmek için “E, cinlerle karşılaşırsam yanınıza kahve içmeye gönderirim!” deyiverdim.

Gecenin sessizliği derenin sessizliğine karışıyordu.Taşların çıtırdama sesleri arasında birinin de tozu dumana katarak geldiğini hissediyordum. Betim benzim atmış, dilim damağıma yapışmış, kalbimse onu hiç sorma, yerinden fırlayıp gidecek gibiydi Özay. Kalbimin sesini duymasınlar diye elimle bastırma ihtiyacı hissediyordum.

Yolun kenarındaki çalıların arasına gizlendim. Düşüncem; yolun virajına gelince elimdeki flaşı patlatıp, onu şoka sokmaktı. Dolunay, yolu net aydınlatmıyordu; zar zor görebiliyordum, "Ah şu ağaçların gövdeleri olmayaydı daha net görürdüm gelen gideni" diye geçirdim içimden. “Tak tak” yaklaşıyordu. Bütün tüylerimin diken diken olduğunu hissediyordum. Evet geliyordu. Çalıların arkasına iyice sıkıştım. Kalbim yerinden çıkıp gidecek gibiydi ya da kanatlanıp uçacaktı. Dilim damağıma yapışmıştı, gözlerim fal taşı gibi açıldı. Zaman durmuş, nefes almaya bile korkuyordum. Her neyse Özay, bir zaman sonra bir de ne görsem beğenirsin! Kulakları iki yana sarkmış en az benim kadar yorgun başıboş eşek değil miymiş gördüğüm?

***

Editör: Nevin Bahtışen

EditörEditör