EDEBİ DUALİTE
Giriş Tarihi : 19-09-2025 14:50   Güncelleme : 19-09-2025 15:48

Dımso Sana Kız Vermezler & Dimso / Ümit Kayaçelebi

Yazan: Ümit Kayaçelebi -DIMSO SANA KIZ VERMEZLER & DİMSO

Dımso Sana Kız Vermezler & Dimso / Ümit Kayaçelebi

DIMSO SANA KIZ VERMEZLER

Evvel zaman içinde; şu Şehr-i Van’ın daha nüfusunun 30 binlerde 40 binlerde olduğu yıllarda, Cumhuriyet Caddesi’ne çıktığınızda ne geçen bir arabanın sesine şahit olurdunuz ne de bir korna sesi duyabilirdiniz.

Sessiz sakin asude bir Van... 

Kaldırımlar bomboş, tek tük gelip giden insanlar ki herkesin birbirini selamladığı, ellerin cepte değil de her zaman selam verecek şekilde dışarıda olduğu, selamın ve kelamın bol olduğu yıllar…

Tiril tiril giyinmiş, takım elbiseli, emekli memurlar ki bir çoğunun başında fötr şapka ve ve birçoğu da en iyisinden marka fötrler. Boyunlarda kravatlar, yürek cebinde mendiller, ütülü pantolonlar ve muntazam, her zaman boyanmış ayakkabılarla keyifli keyifli dolanan beyefendiler.

Onlar sanki hâlâ bir devlet dairesinde çalışıyorlar ve amirleri varmış gibi hala terütaze memurlar gibi güzel ve şık giyinen büyüklerimiz…

Onların gidecekleri iki mekân var; biri kulüp, diğeri de  kahveler.  Birçoğu oyun bilemediği veya oynamadığı için günün büyük bölümünü Van’daki kıraathanelerde geçirirlerdi. 

Kahve deyin veyahut kıraathane, fark etmez; buralar da insanların evi kadar, hanesi kadar rahat edebildiği rahatça soluklandığı mekânlardı. Kahve sahibi ile gelenler arasında her daim gönül bağı mevcuttu. Çünkü şehir halkı birbirini tanıdığı ve bildiği için çok sıkı bir samimiyet bağı tesis edilmişti.

Kahvehaneye vardığınız zaman kahvehane sahibi, başgarson, yamaklar hepsi sizi tanırdı ve bilirdi. Mesele sadece çay sattım, çay içtim meselesi değildi.

Kahvehaneler hoşça zamanın geçirildiği, tatlı sohbetlerin cereyan ettiği güzel mekânlardı. Hele üç beş bardağı eline alıp, önce tabaktaki artık suyu yere döküp, bardak ve tabağı masaya böyle şakırtıyla bırakmaları hiç aklımdan çıkmaz. Bazen dayanamaz hemen tabağa dökerdim,  bazen tabakla bazen de bardakta içmek ne hoştu.

Kahvehaneler gerçekten hoştu ve bunlardan biri de rahmetli Salman Çevik Öz’ün kahvesiydi. Yerini sorarsanız, şimdiki İş Bankası’nın hemen yanında yer alırdı.  Rahmetli dedemin de en çok uğradığı kahve de umumiyetle  Kahveci Salman Usta’nın kahvesiydi. Kendisi sürekli ocağın başında olurdu,  elamanları vardı,  müşteriyle de  en çok baş garson hükmünde olan kişi uğraşırdı. O buyur eder ve selametlerdi. Her şey çay içmek değildi.

Her şey para kazanmak değildi. Dostluk ve ahbaplığın zirvede olduğu o yıllarda, işte kahvede dışarıcı diye tabir ettiğimiz Mustafa adlı bir genç de dışarıya çay servisi yapardı.

Daha sonraki yıllar hayat ağırlaşmaya başlayınca insanlar kendi dükkanlarında, işyerlerinde önce tüple, daha sonra elektrikle, çay yapmaya ve tasarrufa gittiler. Bugün çoğu kişi kendi çayını kendisi yapıyor. O yıllarda kimse kendine çay yapmaz, kendisi çay içmek istediği zaman veya müşteri, misafir geldiği zaman en yakın kahvehaneden çay isterdi.

İşte bizim Mustafa da yakındaki komşulara tepside çay götürüp çay getirirdi. Bazen de parğaçları alır, kehrizden kahveye zernebat suyunu taşıyıp getirirdi.

Bu ahval böyle devam ederken bir gün o zamanki Kız Enstitüsü’nden öğretmenler çay isterler. Mustafa da  çay tepsisiyle okulun öğretmenler odasına girer ve çayları bırakır. Tabii, Kız Sanat Enstitüsü’nün öğretmenlerinin çoğu haliyle bayan. O esnada Mustafa, Sema Öğretmen’in önüne çayını bıraktığı zaman Sema Hoca Mustafa’ya teşekkür babında tebessüm eder.

İşte olan olur o anda Mustafa’ya... 

Mustafa’nın içi gider. Birdenbire tek taraflı duygulara kapılır gider.

Zanneder ki onun gibi Sema Öğretmen de ona aşık olmuş. Oysaki sadece masum bir tebessüm. Mustafa artık dört gözle bekler ki Kız Sanat Enstitüsü’nden  bir çay istesinler. Gider gelir ve içinde bir kor alevlenir; yangın olur, içini sarar.
Artık  dünyası varı yoğu Sema’dır ve hep onun hayaliyle baş başadır.

Bu böyle bir zaman sürer gider ama varıp da “Ben sana aşığım.” diyemez. Düşündüğü zaman da morali bozulur; çünkü o bir garip kahvehane işçisidir; aşık olduğu kişi de bir öğretmendir.

O aşıkken karşısındakinin de onu sevdiğini zanneder ve bu böyle devam eder gider.

Ve bir gün Sema’nın evlendiği  haberini alır. Boynunu büker, gidip de hesap soracak hali mi var? O bir garip kahvehane işçisi, haddine mi düşmüş?
Ve netice olarak Sema Hoca’nın düğünü olur ve dünyaevine girer. 

Bu durum üzenine Mustafa bunalıma girer, işini yapamaz olur, işten çıkar, deli divane olur ve artık aklı başından gitmiştir. 

O artık bizim bildiğimiz aklı başında Mustafa değildir. İster mecnun deyin ister meczup deyin ister deli deyin…

Artık aklı kuş olup uçup gitmiştir.

Ve o günden sonra üstü  başı perişan halde, saçı-sakalı birbirine karışmış vaziyette o yanda bu yanda dolanmaya başlar.

Bizim Mustafa artık her gördüğü kadın veya kızı  “Sema”  zannederek ardı sıra yürür gider. Yürür gider ama dille veya elle sarkıntılık  vs herhangi bir temas yok. Yıllar boyu böyle her kadın kızın ardı sıra yürüdü durdu ve nereden çıktı ise birileri “Dımso sana kız vermezler.” demeye başladılar, böyle senelerce takılıp durdular.

Dımso fazla yaşamadı.

Sema’nın hayaliyle yaşadı ve o hayalle de ahirete göçtü gitti. Ardı sıra hâlâ çoğunun aklında kalan “Dımso sana kız vermezler.” teranesi kaldı.
İster Dımso deyin ister Mustafa; biz de onu burada bir rahmetle anıp yazımızı noktalayalım.

DIMSO

İstediğin kadar dolan 
Dımso sana gız vermezler
Sana gülen yüzler yalan
Dımso sana gız vermezler.

Kılıktan kılığa bürün
Çoban kolonyası sürün
Semoşun da toyu bu gün
Dımso sana gız vermezler.

Kendini hiç boşa yorma
Tatlı hayallar de kurma
Dibek başında oturma
Dımso sana gız vermezler.

Caddede atarsın tağla
Marifetin kenden sağla
İş bitmez bıyığ burmağla
Dımso sana gız vermezler.

İç zernebat kana kana
Belki şifa olur sana
Kızlara bağ yana yana
Dımso sana gız vermezler.

Çayını iç hep kur hayal
Biraz kırık leblebi al
İstersen kırk kapıyı çal
Dımso sana gız vermezler.

Hayallerin döğ dibekte
Suyuda ele elekte
Kabahat bulma felekte
Dımso sana gız vermezler.

Sağa sola yalanmağla
Her gördüğen sulanmağla
Mercimekte dolanmağla
Dımso sana gız vermezler.

Girmişsen yirmi yaşına
Dolanma boşu boşuna
Gezinip dur tek başına
Dımso sana gız vermezler.

Dana Mustafa siperde
Vuracak gördüğü yerde
Başımızı sokma derde
Dımso sana gız vermezler.

Türkü deyip saz da çalsan
Yusuf gibi güzel olsan
Van’da erkek bir sen kalsan
Dımso sana gız vermezler                           

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

Editör: Deniz İmre

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi