DELİKANLIM
Bahtına kırağılar mı düştü,
Üşümüş müydü kış güneşinde gözlerin,
Hasretin oku mu saplanmıstı ciğerine,
Daha on sekizinde mi kararmıştı
Karakaplı kader defterin?
Çelik gibi sert mizacına ne güzel yakışıyordu,
Kahverengi gözlerindeki erkekçe bakış.
Garipliğin onurunu kaşlarının arasına koyup
Erkenden büyüyüp erkek olmanın modunda,
Nasıl da yürüyorsun ürkek adımlarla kaldırımda.
Öksüzlüğün sefer tasında içtiğin gariban çorbasının sıcaklığı vuruyordu, gül nefesine.
Sen, ne çabuk büyüdün çocuk!
Babanın yerini aldın, küçük yaşında.
Ananın, kardeşlerinin üzerine serdiğin kanatların,
Kartal yuvasıydı, kahraman
Bakışlarınla küheylan üzerinde sefere çıkan;
Bir atlı misâli üşüyordu rüzgâr sinende.
Sen, özgürlüğü kutsarken gönül dağında,
Ekmek parası denilen kutsalının peşinde koşarken boyun eğiyordun bazen.
Senin özgürlüğünün zaptedilemez.
Meydan okumandan rahatsız olan,
Patron havasındaki ezik gözler;
Nasıl da eziliyordu, erkek bakışların altında.
Utanma delikanlım, utanma, Garibanlığından.
Senin aslan pençelerindeki güç
Kurt boğan niteliğine evrilirken
Babanın yerini almanın kutsallığında,
Sabrını sınıyor Yaradan.
Namusu kutsal bilip öyle bir bakıyorsun ki
Alıcı kuşlar, kutsuyor gökte o mübarek, mahir ellerini.
Sen, çok güçlüsün artık çocuk, çok güçlüsün!
Gözlerindeki onurlu bakışlarınla
Sevgi dolu yüreğinle yenilmez armadasın, delikanlım.
Bröveni sadece sevgi dolu gözler görebilir ya
Tüm kem bakışları yerle bir edişini kutsuyor;
Gökte güneş ve ay.
***













































