EDEBİ DUALİTE
Giriş Tarihi : 07-11-2025 20:41   Güncelleme : 10-11-2025 00:02

Çırpınır Eksiklikler & Hû / Suna Türkmen Güngör

Yazan: Suna Türkmen Güngör - ÇIRPINIR EKSİKLİKLER & HÛ

Çırpınır Eksiklikler & Hû / Suna Türkmen Güngör

ÇIRPINIR EKSİKLİKLER & HÛ

İnsanın kalbinde hep bir kırık pencere vardır; içeri giren rüzgâr, aslında kendi eksikliğinin sesidir. Tam olmak, duvar gibi donuk, sert durmak; eksik olmak ise çatlaklardan sızan ışığı duyabilmektir. 

ironik olan şu ki biz hep bütünlüğün peşinde koşarız; oysa bizi diri tutan şey parçalanmışlığımızdır aslında. Çünkü aşk, hiçbir zaman tamlık vadetmez. Aksine, noksanlığın üzerine serpilmiş ince bir kül olur. Bir an yanar, bir an söner. Bizler, küllerin içinden hâlâ bir kıvılcım ararız. 

Belki de aşk dediğimiz şey Tanrı’nın insana oynadığı en görkemli oyundur. Hem yoksun bırakan hem de yoklukla besleyen. Eksiklik dediğimiz, aslında evrenin en büyük ironisi olabilir. Hiçbir şey tamam değildir, tamamlanmaya en yakın olan şey bile kendi içinde yarım bir ses taşır. Bizler bu yarım seslerle yaşamaya mecbur oluruz.

Ne zaman yanlızlığımızı yok etmek istesek, eksik yanımızı görmezden gelsek varlığımız da gölgesiz kalır. Gölgesiz bir insan ise ıssız bir dağın zirvesine mahkûm olmuş bir taş kadar kimsesizdir.

Hiçlik, sanıldığı gibi karanlık bir boşluk mudur yoksa varlığın kendiyle dalga geçme biçimi midir?  Hiçliğin aynasına bakabilmeyi becerdiğimizde belki de kendi sonsuzluğumuzu görebilmeyi başaracağız. Çünkü eksildikçe çoğalır, sustukça yüreğimizle söyleriz, yanıp tükendikçe yeniden doğarız küllerimizden.

İşte ironinin en derini; İnsan, yoksunluğunu yok etmeye çalışırken tam da bunun sayesinde sonsuzluğa dokunur. Belki de bütün şiirler, bütün sancılar, bütün hazanlar bu yüzdendir. Tamlığı değil, azlığın ihtişamını anlatmak için.

Eksiklik, daima gölgemizde dolaşan tek gerçektir. 
Tam olmak uzaklaşmaktır hakikatten; insanı diri tutan daima eksik yanlarıdır.

Göğün çatlağında durur eksik yanım.
Dönemeç, kendini tüketen zaman.
Çoğalıyor tereddütlerle  gölgelerim,
Koca bir dağ ağırlaşıyor kalbimde.
Taşıyamam, gömerim sabrıma,
Derince!

Yarınlarım, çürümüş mum diplerinde.
Saklanıyor aşk,
Boş meydanında şehrimin.
Düşüyor geceme acı serenat,
Dokunuyor arşesinden teline kemanın,
Batıyor tenime.
Hislice!

Süzülüyor bedenimden ıssızlık,
Konuyor, düşlerimin omzuna.
Büyüyen sancılarım,
Karışıyor sorularımın  suskunluğuna.
Dilim kadar ağır, 
Bedenim kadar yorgun.
Yığılıyor üstüste kadere,
Sorgularım boyunca!

Açılmamış kapılarımda hazan,
Kilidinde saklı düşüm.
Kimdi bu kadersizliği yazan,
Anahtarı masalımda gizli tutan,
Kah ağlatan, kah öldüren?
Çözümsüzlüğe dokunan, Sözümce!

Olgün vakitlerin kurgusunda,
Faniyim, eksik yanını arayan.
Sesimde, sessizliğimin aksi,
Yankılanır, eksik parçalarımda.
Dinliyorum; derinden suslarımı,
Yalnızlık çölünde susayışlarımı,
Bir hû ile uyanışlarımı;
Sonsuza haykırarak
Yaşamca!

***

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi