DENEME
Giriş Tarihi : 20-11-2024 22:43   Güncelleme : 20-11-2024 23:24

Çare / Betül Nur Demir

Betül Nur Demir -ÇARE

Çare / Betül Nur Demir

ÇARE

Yüreğim üşüdü bugün!..
Ne havanın soğuk oluşundan,
Ne mevsimin ayazından.
Vermiş olduğum kararın ardından ciğerim titredi.
Arkama bakmaya cesaret edemedim.

Kararlı olduğumu anlamıştı...

Bırakma beni diyemedi, demedi.
Teşekkür etti sadece onun için götürdüğüm hediyelere. Bu İkinci gidişimdi. 
Giyeceklerini dolabına yerleştirirken, bir yandan da sohbet ediyorduk.
Oda arkadaşlarından bahsediyor, bir gününün nasıl geçtiğini anlatıyordu.

Her kelimesinin ardından iç çekişi memnun olmadığının belirtisi idi.

Bugün tam on üç gün olmuştu oraya yerleştireli.
O da ben de zor zamanlar geçirmiştik, buraya gelmeden önce.

Alkol sigara  alışkanlığı vardı, her ikisi de ileri derecede bağımlı denecek kadar fazlaydı, 
bu yüzden aileden uzakta yaşıyordu.

Yine alkollü olduğu bir gece kaldığı bekar odasında yattığı yerden düşmüş ve kalça kemiğini 
kırmış, kaldığı kattaki arkadaşları sabah yerde yatarken bulmuşlar.

Ambulansla hastaneye götürmüşler, gerekenler yapılmış, alkol, sigara, yetersiz beslenme daha önce geçirmiş olduğu tüberküloz, ciğerlerine iyice hasar vermiş.

Hastaneye yattığından üç gün sonra haberim oldu, cesaret edememiş  “kardeşim var” demeye, kimsem yok demiş. Hasta dosyasında kimsesiz yazıyordu. İçim sızladı okuduğum zaman.

Kaldığı binanın sahibi aradı beni, telefonumu pantolonunun cebinde bulunan not defterinden edinmiş.

Ne ile karşılaşacağımı bildiğim için hazırlıklı gitmiştim hastaneye! Bu ilk düşme vakası değildi, üçüncü oldu.
Her defasında hastanelerde onunla birlikte ben de kalıyordum.

Ne ders alıyor ne tövbe ediyordu, huylu huyundan vaz geçmezmiş, “yedisinde ne ise yetmiş (in)de o”derler ya öyleydi.

On beş gün hastanede kaldık, ameliyat ettiler platin takıldı kalçasına.

Bir gece kaldık ameliyat sonrası, çekilen röntgenin iyi olduğunu eve gidebileceğimizi söyledi doktor.

Her ay kontrol için hastaneye gidiyorduk. Anadolu yakasında oturuyordum, hastane Avrupa yakasında idi, yolun uzunluğu onu da beni de çok hırpalıyor, yoruyordu.

Her seferinde  iyiye gittiğini söylüyordu doktor, o iyileşiyor ben hasta oluyordum. İlikli kemik suları, kalsiyum, balık yağı derken kilo almaya başlamıştı.

Hastaneden eve geldiğimizde  otuz beş kilo idi, hani derler ya “bir deri bir kemik” tam da öyle dediklerinden.

Ayağının üzerine basması yasak olduğu için bez bağlamak zorunda kaldım geceleri.

Ben de o da bu durumdan rahatsızlık duyuyorduk. Büyük insan, iki bezi üst üste koyduğum halde ne yatak ne de üzerine giydiği kıyafetleri kuru kalmıyor, ensesine kadar ıslanıyor, su gibi oluyordu.

Bu durum  bir ay kadar sürdü artık yürüteç ile yavaş yavaş ayağının üzerine basmamak koşulu ile yürüme egzersizlerimiz ve benim yaptırdığım ayak hareketleri devam ediyordu.

Ayağa kalkması ile sigaraya başlaması bir oldu. Benim iyileştirme çabalarım boşa gidiyor, bu da beni üzüyordu. İkna çabalarım boşuna idi. Beni dinlemiyor, her geçen gün sigara sayısını artırıyordu.

Geceleri öksürmekten ne kendisi ne de ben uyuyamaz hale geldik.

Göğüs hastalıklarına randevu aldım, muayene sonrası ileri derecede Koah hastalığı olduğunu, sigara kullanmaması gerektiğin, bir yıl sonra oksijen tüpüne bağlı yaşayacağını  söylemesine  rağmen geri adım atmıyor, sigara içmek için inatla direnmeye devam ediyordu.

Onun içtiği sigara beni daha çok rahatsız ediyor, nefes almakta zorlanıyordum, sayesinde pasif içici oldum.

Dışarıda içiyordu sigarayı ama kokusu kıyafetlerine siniyordu.

Eve girmeden önce hırkasını montunu havalandırıyordum her defasında, bunu görev edinmiştim kendime.

Bir an önce iyileşmesi için Allah'a dua ediyordum. Üç buçuk ay bitmek üzere idi artık iyice ayaklanmış kendine gelmişti. Kahvaltı sonrası dışarı çıkıyor, akşam ezanı okunurken eve geliyordu.

Zaman su gibi geçti desem yalan olur, hem onun için hem benim için  zor günleri arkamızda bıraktığımı düşünürken, kanı temizlenmiştir derken, alkol kıpırdanmaları, kaşıntılar başladı.

Sigarasına dayanamazken, alkolüne müsade edemezdim. Haramdı, evime haram sokmam mümkün değildi. Nasıl namaz kılarım? Haramla helal bir arada olmaz, olamazdı. Yuvamın yıkılmasına alkol sebep olmamış mıydı? Müsaade edemezdim evime içkili gelmesine.

“Kırılırsa kırılsın, üzülürse üzülsün” dedim ve kararımı verdim artık  ayaklarının üzerine de basıyordu, dilediği gibi yaşamak  herkesin hakkı olduğunu, dilerse eski hayatına, dilerse Darülaceze’ye yatırabileceğimi söyledim.

İlk defa Darülaceze’den bahsettim. İsterse orada kalabileceğini nasıl bir yer olduğunu ayrıntısına kadar anlattım, kafasına yatmadı ama benim şartlarım da ona uygun gelmiyordu, başka seçeneği de yoktu. Genç değildi, yetmiş yaşında hiç evlenmemiş, kendi sorumluluğunu bile üstlenmemiş  yine kendi deyimi ile aventur  yaşamış, öyle yaşamayı özgürlük sayacak kadar da cahildi bence...

Bir hafta önce kurumu aradım, heyete girmesi gerektiğini her çarşamba heyet günü olduğunu en geç dokuz buçukta  kurumda olmamızı söyledi görevi memur.

Dediği saatte istedikleri yere varmıştık.

Oldukça büyük demir bir kapıdan içer girdik.

Göz alabildiğince büyük bir alana kurulmuştu bu tesis (Huzur Evi)

Bahçesinde kamelya, çay evi, camisi, doktoru, hemşiresi, yemekhane, çamaşırhanesi, kalan misafirlerin sağlık durumlarına göre ayarlanmış yatakhaneleri  çolan  Osmanlı döneminde Abdülhamid Han tarafından yaptırılmış.

Din, dil, mezhep ayrımı yapılmadan ihtiyaç sahibi erkek, kadın ve çocukların  barındığı, parası olanın da olmayanın da kabul edildiği, maaşı olanların maaşlarının yüzde yetmişini kurum alırken, kalanının kedisine harçlık olarak verildiği Darülaceze’ye abimin yatış işlemlerini yapmış ve yerleştirmiştim.

Aradan  on üç gün geçmişti.

Bugün aklımla kalbimin savaştığı, merhametim ile mantığımın mücadelesinin çeliştiği gündü.
Mantığımın doğru karar verdiğini düşündüm.
Ya da ben kendimi böyle düşünerek rahatlatmaya çalıştım.

Bana göre emin ellere emanet etmiştim. Ona göre ise özgürlüğü elinden alınmıştı. Hâlâ da vermiş olduğum bu karar canımı acıtıyor!

Kendisine bıraksam; yaşam hakkını pervasızca kullanacak; ne nerede yaşadığını bileceğim ne de ne durumda olduğunu bileceğim.

Ben seni ömrüm oldukça, ayağım yere bastıkça ve gücüm yettiği sürece, aramaya ve yanında olmaya devam edeceğim...

 

Editör: Suna Türkmen Güngör

 

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi