ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 19-03-2025 23:10   Güncelleme : 20-03-2025 00:05

Bürokrasinin Sacayağında Sıkışan Piksel Adam / Sinem Uğurlar

Yazan: Sinem Uğurlar -BÜROKRASİNİN SACAYAĞINDA SIKIŞAN PİKSEL ADAM

Bürokrasinin Sacayağında Sıkışan Piksel Adam / Sinem Uğurlar

BÜROKRASİNİN SACAYAĞINDA SIKIŞAN PİKSEL ADAM

I

Piksel Adam kâğıttan bir dünyada doğmuştu. Dünyası, çerçevelenmiş evraklardan, kırmızı mühürlü belgelerden ve harfleri çatlamış eski daktilo yazılarından ibaretti. Bir formun alt köşesindeki ufak bir hata yüzünden var olmuştu ve bir sekreterin yanlışlıkla iki kez bastığı bir noktaya sıkışıp kalmıştı.

İlk başta kimse onu fark etmedi. İmzalardan ve damgalardan oluşan sonsuz bir arşivde, küçük bir piksel varlığın önemi ne olabilirdi ki? Zaman geçtikçe Piksel Adam, kendi varlığının farkına vardı. Belgeler arasında geziniyor, kodlarla yazılmış dilekçeler arasında kayboluyor, mühürlenmiş protokollerin arasında nefes alıyordu.

Fakat bir problem vardı: Kendi varlığını kanıtlayamıyordu.

II

Bürokrasinin katmanları arasında ilerlemeye çalıştığındaysa her seferinde önüne bir duvar çıkıyordu. Bir formu doldurması gerekiyordu ancak adını yazacağı satırın altında başka bir formun imzası bekleniyordu. O imza, başka bir belgenin ek dosyasında yer alıyordu ve o ek dosya, kayıp klasörler arasında çoktan unutulmuştu.

Böylece, varlığı bir prosedüre bağlanmıştı.

Kendi doğum belgesini almak için kimliğe ihtiyacı vardı; kimliğini almak içinse doğum belgesine. Kaybolmuş evrakların labirentinde, kendi varlığını ispat edemeyen bir bireyin silikliği içinde sıkışıp kalmıştı.

III

Bir gün Büyük Yazıcı’nın sesini duydu.

Büyük Yazıcı, bürokrasinin kalbinde atan dev bir mekanizmaydı. O olmasa, hiçbir belge basılamaz, hiçbir form resmiyet kazanamaz, hiçbir karar alınamazdı. Onun ritmik vınnnn sesi, tüm sistemin damarlarında akan bir tür dijital kan gibiydi.

Piksel Adam, Büyük Yazıcı’ya ulaşmaya karar verdi. Eğer kendini orada basabilirse belki gerçek bir varlık kazanabilirdi.

Bu, çetin bir yolculuk olacaktı. İmza yetkisi olmayan memurların göz hapsinde ilerlemek zorundaydı. Kendi ekranında dahi açılmayan PDF dosyalarının içinde yol aldı. Lüzumlu ama asla açıklanmayan kararların gölgesinde saklandı.

Sonunda Büyük Yazıcı’nın önüne geldiğinde, dev makinenin hışırtıları arasında bir ses duydu:

"Bu dünyada basılmayan, var olamaz!"

Ve Piksel Adam, yazdırılmaya hazır olup olmadığını düşündü.

IV

Peki bu hangi formatta olacaktı?

Eğer eksik bir belge olarak basılırsa yok sayılacaktı.

Eğer fazladan bir evrak olarak basılırsa "gereksiz" damgası yiyip unutulacaktı.
Eğer bir hata raporu olarak çıkarsa sistemin çöktüğüne dair bir uyarı olurdu.

Peki ya bir sanat eseri olarak basılırsa?

O an anladı ki bürokrasi yalnızca kâğıtlardan, formlardan ve prosedürlerden ibaret değildi. Bir sanat formuydu. Kusursuz görünen ama içinde hatalar barındıran, düzenli görünüp kaosu kucaklayan, hep ileri gitmek isteyen ama sonsuza dek kendi içinde dönen bir sanat formu.

Ve böylece Piksel Adam, kendini bütün yanlışlarıyla, bütün eksiklikleriyle ve bütün fazlalıklarıyla bastırdı.

Ve işte o an gerçek oldu.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi