BULUTLAR AĞLAMAMIŞ
Kaçıp da gelmişti yıllandıkça çoğalan yalnızlığından.
Geceydi,
Zamansız bir düşten uyanmış gibi.
Durdu adam uçsuz çorağa,
Durdu gözleri, kavuşmayı unutup kirpikleri,
Kandı, kan revandı çağlamış Kızılırmak.
Sesini vedalara emanet etmiş,
Sırtında rüzgârda savrulan gölgesi,
Toprak dedi, toprak,
Sürdükçe tırnaklarınla bereketle dolacak
Ve toprak fısıldadı bir çiçeğin dudaklarından,
Duymadı bulutlardan başka kimse.
Bilmezdi kimse gözleriyle konuşanın dilini,
Duyulmaz ki
Yüreği kanamayana sancının sesi.
Uzadı zaman.
Rüzgâr türküler söyledi ıslık ıslık,
Ağıtlar da vardı dağlardan gelen
Ve ovalardan akıyordu,
Kavgalara ses olmuş ezgiler…
Sazların tınısı çalmıştı ırmakların şırıltısını,
Sonra kurumuş kangallar,
Karıştı saman sarısına,
Oturunca bir keder,
Ta göğsünün ortasına,
Döküldü ne varsa sırtında kambur,
Ne varsa yüreğinde yalnızlığa dair,
Ne varsa yaşanmamış ve mağrur.
Dedim ya, geceydi.
Gökte bir öbek ay ışığı,
Uzakta bir köyde köpek sesleri,
Baktı adam, bakmaya doymadan.
Baktı adam, baktıkça yanarak.
Baktı adam, baktıkça ağlayarak.
Belli yıldızları silmiş bu gece keder,
Dolunaydı, pusluydu,
Bulutlar ağlamamış,
Çığlığınca doluydu.
Çöktü adam, sılam dediği toprağa,
Döküp de gurbetini esen şu rüzgârlara.
Ellerinde toprak, ellerinde yangı,
Alnında babasının teri,
Anasının hamur kokusu,
Sevdiğinin kınalı ellerinde dokunmuş halı,
Ceplerinde mezar toprağı…
Geçti zaman,
Geçmedi hasreti belki
Ama gelip oturdu yüreğine,
Doğduğu toprakların yabanlığı,
Kırılırken sıkıştığı şehirlerin parmaklığı.
Ölmüşlerdi bu toprağa,
Bereket olacak yıla,
Tutkundular bayrağa,
Tuttu yoksul çocukluk yılları ellerini,
Anlatırken denizleri o mavi dalgaları,
Sararmış salınan buğdayları gösterirdi öğretmen,
Tozlu toprak yollar bulduğunda asfaltı,
Bir bir sönmüştü bacalardan duman,
Bir bir satılmıştı tarlalar,
Bir bir çaldırırken masumiyetini insanlar…
Durdu adam,
Geceydi,
Uzamıştı zaman,
Varmıştı,
Ulaşmış,
Bulmamıştı sılayı,
Geceydi, bulunmazdı kaybettikleri.
Bulutlar aydan utangaçtı,
Soluk kandiller gibiyken yıldızlar,
Soğuk bir nehir aktı dağlardan,
Kim bilir erimiş tunç belki,
Yanağına süzülen damlalar,
Toprakta özlem,
Sevda kuşanmıştı rüzgâr,
Hasretle beslenmiş sevda kokuyordu dağ taş,
Kanatlanırken bahar usulca canhıraş…
Editör: Dilek Tuna Memişoğlu














































