BU KALP SENİ UNUTUR MU?
Ve diyorum ki bir ben varım elini tutup karşı kıyıya geçmeye hazır... Zira buram buram, fırından taze çıkmış ekmek gibi kokan güven, huzur ve lezzet var hamurunda.
Çoğu zaman ismiyle birlikte kullandığım tüm sözleri yazdığım o günlükleri, içimde gömdüğüm mezar haneye bıraktım. Hem de tüm mevsimler... Kendi haline bıraktım. Hiç havalandırmadan...
Resimleri güneşe terk ettim sararmaları için. Kitap kapaklarını açtığımda sade, silik kalemle cansız imzaları kalmış. Bir damla tuzlu suda "a" harfi erimiş. Kalbe yoksul bir isim sadece... Birkaç gülüş, arada bir merhaba, uzaklara dalış, bordo karanfil çiçeğiden iki taç yaprak... Bir de uzaklardan, "Bu kalp seni unutur mu?" şarkısının yalancı inançları...
Dolapta hiç yıkanmamış bir kaşkol. Kırmızı. Sadece bir gün, yağmurdan sonra çiçekçi kadından alınan tek bir gül ve komşu dükkandan alınan o atkı. Kokusu hala üstünde; tarçınlı limon çiçeği kolonyası. Azıcık da, nefeslerimizle bulaşan rayihada ten kokusu. Bir miktar bordo ruj izi. Hepsi kırık bir aşk hikayesi...
Yağmur cama vurduğunda film makinesi çalışır. İstesen de unutmaz o dimağ!
Truva Edebiyat Dergisi












































