BOYNUMUZUN BORCU
Masmavi gözleriyle gecenin dolunayında, sarı saçlarının arasından gökyüzündeki yıldızları izlerken hayallere dalmıştı.
Ülkenin parçalara ayrılmasını, işgal altında halkın eziyet çekmesini hazmedemiyordu. Mondoros Mütarekesi’ndeki maddeye göre direniş gösteren bölgeleri işgal hakları vardı, yamyamların.
Kahraman Türk halkı esareti kabul etmiyordu. Anadolu'nun birçok yerinde direnişler başlamış, İngilizler, Fransızlar ve yardakçıları Mondros Mütarekesi’nin şartnamesine göre direniş başlayan yerleri işgal ediyor, halka zulmediyorlardı.
Gökyüzünde yıldızlar, adeta; "Şimdi hareket zamanı, artık planlarını hayata geçir!" dercesine parlıyordu. Uyku girmeyen gözleri, acı biber sürülmüş gibi yanıyordu. Günlerdir kafasında kurguladığı milli mücadele adımlarını hızlandırmalı, önce başarıya kendisi inanmalıydı. Sabahın seherine doğru uykuya teslim olan mavi gözleri, rüyasında devam etti planlarına.
17 Mayıs günü annesiyle helalleşen Mustafa Kemal, arkadaşının düğününe icabet etmek istemişti. Dolmabahçe Sarayı’ndaki arkadaşı Gerede'nin düğününe icabet eden Atatürk ve zeybeği çok güzel oynayan manevi kızı Nebile oyun alanına çıkıp karşılıklı zeybek oynadılar.
Adeta işgal altındaki ülkesini “oynaya oynaya alırım” dercesine. Çünkü Sarı Zeybek’i “kahraman erkek oyunu” ilan etmişti. Kahramanlık yürek isterdi. Güç, güven ve cesaret isterdi.
Atatürk'ün yaptığı planların uygulanması için geniş yetkilere sahip olması ve Anadolu'ya görevli gitmesi gerekiyordu. O; milletine sinsi planlar kuranlara karşı ince ince onların planlarını tersine çevirmenin yollarını çoktan bulmuştu. Rahatından taviz vermeyenlerin inadına vatan mücadelesi kusursuz olmalıydı.
Önce hükümetin güvenini kazanmış, Anadolu'daki direnişleri durdurma görevini almayı başarmıştı. Çok heyecanlıydı. Şimdi sınırsız, geniş yetkilere sahipti. Artık çok sevdiği İstanbul'a veda vakti gelmişti.
Günlerdir hazırlığı süren Bandırma vapurunun iskelesine içi içine sığmayarak geldi. Annesinin vedasının ardından, şimdi de İstanbul'la vedalaşıyor, el sallarken burun direkleri sızım sızım sızlıyordu.
19 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru, Samsun'da yolcusunu indirdi.
Kısa bir süre sonra askerlikten istifa ederek çizdiği yolda azimle yürümeye başlamış, Amasya Genelgesi’yle etrafını kısa zamanda hürriyet aşıklarıyla doldurmayı başarmıştı. Yüreğindeki özgürlük meşalesi gün geçtikçe alevleniyor, kabına sığamıyordu. "Türk milleti sömürge altında yaşayamaz!" diyor, asla sömürgeyi kabul etmiyordu. Halk zaten yenilgiyi ve işgali hazmedemediği için her yerde direnişlere başlamışlardı.
Bölük pörçük direnişle vatan kurtulmayacaktı elbet. Bir idare, düzenli bir ordu, kusursuz bir plan olmalıydı. Yani halk olarak kenetlenmeli, birlikte hareket edilmeliydi. Her ne kadar yukarıdakiler bunu anlamasa da halk hemfikirdi. Bu gücü kullanmanın tek yolu Anadolu’ydu.
İlk milli mücadele Amasya'da başlarken, Erzurum, Sivas kongrelerinden sonra halkı arkasına almayı başarmıştı. Esareti asla kabul etmeyen yüce Türk milletinin, birlik ve beraberliğe ihtiyacı vardı.
"O kutsal ruh, o inanç, o azim bu millette oldukça sırtımız yere gelmez." diyordu. 12 Mart 1920'de yayınladığı bildiri gereğince bölge bölge, adım adım "Ya istiklal, ya ölüm!" sloganıyla yola çıkan Mustafa Kemal ve ona inananlar, inanılmaz bir performans sergiliyorlardı. Bu millete boyunduruk asla yakışmadı. Zaten ruhen özgür olan bu halk, ölecekti; ama işgal altında yaşamayacaktı. Sadece; bunu görecek göze, idare edecek ruha ihtiyacı vardı. O da Allah'ın lütfu ile gönderilmiş, vatan özgürlük savaşına çoktan başlamıştı. O ne büyük azim, o ne büyük aşktı. Omuz omuza, kılıçla, mızrakla, taşla, sopayla, sapanla modern silahlara yılmadan karşı koyuyorlardı.
Şehitliğe susamış, vatan aşkıyla dolu yiğitler, düşman siperlerinden sızıp cephanelikleri patlamayı başarıyordu. Yıkım üzerine yıkım yaşıyordu kefereler. Kadınıyla kızıyla, on üç yaşındaki sübyanlarıyla başlayan milli mücadele zafersiz olmazdı elbet.
26 Ağustos 1920'de Afyonkarahisar'da başlayan Büyük Taarruz’la zafer meşalesini yakmış, yolu aydınlatmıştı Mustafa Kemal. O yolu Allah Allah nidalarıyla koşan yiğitler, önüne gelen sinsi düşmanları silip süpürüyorlardı. Ahtapot gibi Anadolu'yu saran alçaklara fırsat vermeden topun tüfeğin önüne canlarını siper ediyorlar; fakat bir adım geriye gitmiyorlardı. 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni kazanan ordumuz, yeniden zafer ateşini yakmayı başarır.
Hayalleri gerçeğe dönen sarı komutan "Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri!" sloganıyla vatanın her köşesini temizleyerek İzmir'in kurtuluşunu hedeflemiş, daha sonra da Çanakkale'ye kadar gelmişler, son darbeyi Seyit onbaşının Ocean zırhlısını vurmasıyla Çanakkale'ye gömmüşlerdi.
Keyfine diyecek yoktu. Çok sübyanlar, nice yiğitler, analar, bacılar, bebeler bu uğurda can vermişti. Her karış toprağı şehit kanıyla sulanan bu topraklara düşman çizmesi değemezdi. Değmemeliydi.
Milli mücadele zaferle sonuçlanmış, şehitlerin kanı yerde kalmamıştı. Her karışı kanla sulanan bu topraklara elbet şanına yakışır bir marş gerekiyordu. Cumhuriyeti kurmuş, istiklali, birlik ve beraberlik ruhuyla kenetlenen halka hediye etmişti. Bundan daha keyifli ne olabilirdi ki. Vatan kurtulmuştu. Yol uzundu. Daha yapacak çok işler vardı. Lakin huzurluydu. Mutluydu. İstiklal Marşı'nın kabulüyle devam eden yol saadete uzanıyordu.
Çakmak çakmak bakan mavi gözlerinin üzerinde sarı saçları artık özgürce dalgalanabilirdi.
Mustafa Kemal “Sarı Zeybek” oynamayı hak etmişti. Biz bu vatanı oynaya oynaya alırız dercesine oynayarak girdiği mücaleleyi, elbette "Bu oyun milletimizin erkek oyunu, kahraman oyunudur. Bilmek lazım.” diyecek kadar sevmesi yadırganamazdı. Doktorların "Öleceksin." demesine rağmen, ölümüne oynadığı kahramanlık oyunu zeybeği oynamayı çok seviyordu.
"Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın." diyen Mehmet Akif'in sözü ruhumuzun gıdası olmalıydı. Bunu başarmak için o ruhu ölümüne korumak boynumuzun borcu olsun.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz















































