BİR TREN YOLCULUĞUNUN KALBE DOKUNAN YANKISI
Yıllar önce kızkardeşimle birlikte Balıkesir'den Ankara'ya doğru unutulmaz bir kara tren yolculuğuna çıkmıştık. O zamanlar, tren geçmeden yola devam edemezdik; bu yüzden saatlerce trenin gelmesini beklerdik.
Mevsim bahardı... Etrafta açan çiçeklerin, papatyaların taze kokusu havayı sararken biz de küçük ellerimizle onları toplar, uyuyan annemin kucağına bir demet mis kokulu sevgi bırakırdık.
Annem uyandığında ilk işi çiçekleri koklamak olurdu. Sonra bize dönüp "Çiçekler değil, benim çocuklarım güzel kokuyor” der ve yanaklarımızdan şefkatle öperdi. Bu anı içimde bir ömür boyu sürecek bir sevgi ve huzur bırakmıştı.
George Elgar Hicks'in "The Return Home" adlı tablosunu ilk gördüğümde işte o anlar gözümün önünde canlandı. Tren vagonunda uyuyakalmış o masum kızlar, bana kızkardeşimle birlikte geçirdiğimiz o tatlı yolculuğu hatırlattı.
Gözlerimden akan yaşlar sadece bir sanat eserinin değil; aynı zamanda zamanın ve mekânın ötesine geçen bir anının gücünü gösteriyordu. Sanatçı, 1873 yılında fırçasından dökülen bu romantik ve samimi sahneyle hâlâ yüzlerce yıl sonra insanların kalbine dokunabiliyor. Bu, sanatın en güçlü en büyülü yanıdır.
Annesini kaybetmiş bir evladın kalbindeki o derin yara, zamanla iyileşse de izini asla silmez. Annemin vefatından dokuz ay sonra babam da aramızdan ayrıldı. Hayatın bu acı tesadüfü, bana Düsseldorf'ta tanıştığım o İranlı kâhinin söylediklerini hatırlattı:
Bir erkeğin, sevdiği bir kadından bir annenin evladına duyduğu aşk gibi vazgeçemeyeceğini, bu sevginin anne karnındaki bir bebeğin süresi gibi dokuz ay sonra onu da hayattan koparacağını söylemişti. Şimdi anlıyorum ki annem ve babamın sonsuz aşkı da böyle bir yazgının eseriydi. Onların kalbinde her zaman bir aradaydı ve bu dünya ayrılığına dayanamamıştı.
Bu tablo, benim için sadece bir sanat eseri değil; aynı zamanda kaybettiğim sevdiklerimle yeniden buluştuğum bir köprü, kalbime dokunan ve her seferinde beni geçmişin o güzel anlarına götüren bir hatıra kapısı.
George Elgar Hicks'in
"The Return Home" (1873) Tablosu
George Elgar Hicks (1824-1914), Viktorya dönemi İngiltere'sinin usta bir ressamıydı. Sanat dünyasında özellikle William Powell Frith'in izinden giden ve günlük hayattan sahneleri tasvir eden büyük tür resimleriyle tanınıyordu. Ancak portre sanatındaki yeteneği de en az bu eserleri kadar etkileyiciydi.
Eser Hakkında Derin Bir Bakış
Adı: The Return Home (Eve Dönüş)
Tarih: 1873
Teknik: Tuval üzerine yağlıboya
Boyutlar: Yaklaşık 51.4 x 66.6 cm
Bu tablo, izleyiciyi bir tren vagonunun içine zamanın yavaşladığı huzurlu bir âna davet ediyor. Sanatçı, yolculuğun yorgunluğuyla uykuya dalmış iki genç kızı, kalbe dokunan bir samimiyetle resmetmiştir. Bu genç kızların sanatçının kendi evlatları olduğuna dair güçlü rivayetler, tabloya daha kişisel ve romantik bir anlam katmaktadır.
Viktorya Dönemi, sanayileşmenin hızla yükseldiği bir çağdı ve trenler, bu modernleşmenin en çarpıcı sembollerinden biriydi. Toplumun farklı katmanlarından insanları bir araya getiren trenler, sanatçılar için yepyeni ilham kapıları aralıyordu.
Hicks de bu modernlikle gelen değişimi, trenin gürültülü ve telaşlı atmosferi içinde bile bulunabilecek o masum ve kırılgan güzelliği yakalayarak sunuyor. Kızların mütevazı kıyafetleri ve duruşları, dönemin sosyal yapısına dair ipuçları verirken; Hicks'in fırçasından süzülen ışık, onların naif ve paha biçilmez ruhlarını aydınlatıyor.
Eserin Hikâyesi
"The Return Home", Hicks'in kariyerindeki önemli bir dönüm noktasıdır. Tablo, tamamlandığı 1873 yılında doğrudan sanat malzemeleri satan Messrs Rowney & Co. firmasına 70 sterlin karşılığında satılmıştır. Bu, Hicks'in o yıl sattığı eserler arasında en yüksek üçüncü fiyattı ve tablonun değerini gözler önüne seriyordu.
Firmanın bu tabloyu seçmesinin ardında, eserin sıradan insanlara hitap eden samimi duygusunun yattığı düşünülüyor. Kromatolitografi tekniğiyle (renkli taş baskı) çoğaltılarak geniş kitlelere ulaştırılma potansiyeli, bu kararda belirleyici olmuştur.
Özetle, "The Return Home", sadece bir resim değil, aynı zamanda Viktorya Dönemi İngiltere'sinin hem sosyal hem de teknolojik değişimine dair romantik bir anıttır. Hicks, bu eserle modern dünyanın karmaşası içinde bile sakinliğin ve masumiyetin her zaman bir yer bulabileceğini fısıldar gibidir.
EVE DÖNÜŞ
Kara trenin düdüğü hüzünlü bir şarkı,
Geçmişin raylarında kalbimde bir yankı.
Balıkesir'den Ankara'ya uzanan yolculuk,
Annemin şefkatli kucağında uyuyakalan umut.
Bahardı mevsim papatyalar açardı,
Küçük ellerimizle topladığımız her çiçek,
Uyuyan bir meleğe sunduğumuz sevgiydi,
Annemin uyanınca gülen yüzüydü dilek.
"Çiçekler değil, çocuklarım güzel kokar.” derdi,
Yanağımda kalan öpüşün izi hiç silinmedi.
Hicks'in tablosunda iki masum kız,
Bizim trenimiz bizim hikâyemiz bir yıldız.
O tablo bir köprü oldu bana,
Geçmişe uzanan kalbe dokunan bir rüya.
Sanat, zamanı ezer acıyı dindirir,
Kaybettiğim sevdiklerimle yeniden buluşturur.
Annem ve babamın aşkı bir kâhinin sözüydü,
Dokuz ay sonra biten hüzünlü bir öyküydü.
Ama biliyorum onlar sonsuzlukta bir aradalar,
Tıpkı tren yolculuğumdaki gibi her an yanımda varlar.
***
BALLAR BALINI BULDUM
KOVANIM YAĞMA OLSUN
nefsin kabullenmek istemese de
ucu açık limitsiz zamanlarda değilsin
sana armağan ömür nefesin kadardır
azalan kıt miktarlar her daim kıymetlidir
unutma ki
apansız arsız öpüşleri vardır hayatın
en mutlu anında seni usulca öpen
soğuk bir busedir ölüm
o yüzden manidar yaşamak gerek
bütün yaşanmışlıkların çözeltisi
aşkın tortusu anılardır
bunu bilirsen kendi bahçenin
güller devşiren bahçevanı olursun
ekmeğin sırrı hamurun mayasında
fırının harlı nârındadır
unu suyla yoğurup karan
annenin maharetindedir
hayatın hamurunu da iyi karmak gerek
insanlığa güzel somunlar bırakmak için
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz




























































