DENEME
Giriş Tarihi : 30-08-2025 21:03   Güncelleme : 30-08-2025 21:14

Bir Milletin Kaderini Değiştiren Bakış / Serhan Poyraz

Yazan: Serhan Poyraz -BİR MİLLETİN KADERİNİ DEĞİŞTİREN BAKIŞ

Bir Milletin Kaderini Değiştiren Bakış / Serhan Poyraz

BİR MİLLETİN KADERİNİ DEĞİŞTİREN BAKIŞ

“Paşam… Her şey bitti…”

Osmanlı İmparatorluğu Mondros Mütarekesi’ni imzalamış, Yıldırım Orduları dağıtılmış, ordu komutanları görevden alınmıştı.

İstanbul Boğazı, Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri olan İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan gemileriyle dolmuştu. Bu, Osmanlı İmparatorluğu için hem psikolojik hem de stratejik anlamda bir “son” gibiydi.

O sabah ayaz Boğaz’ı titretiyordu. Haydarpaşa Garı’ndan çıkan kalabalık, savaş yorgunu bir kentin sessizliğini taşımaktaydı. Perona asker üniformalarıyla inen Mustafa Kemal Paşa’nın gözleri sert ve sakindi. Yanında yaveri Cevat Abbas ise ağır adımlarla Paşa’nın peşinden yürüyordu.

İskelede bekleyen “Enterprise” istimbotuna bineceklerdi. Boğaz’ın serin sularında siyah gövdeleriyle onlarca dev savaş gemisi demirlemişti. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan sancakları rüzgârda dalgalanıyordu. Top namluları İstanbul’un üzerine çevrilmişti. Bir şehrin kaderi, demir zincirlerle sulara bırakılmış gibi ağır ağır ilerliyordu.

Cevat Abbas’ın gözleri doldu. Yüreğine çöken acı, gözyaşıyla dudak kenarına aktı. Birkaç adım geride yürürken hıçkırığını gizleyemedi. Fısıltıyla, neredeyse kendi kendine söyledi:

“Paşam… Her şey bitti…”

Mustafa Kemal Paşa durdu. Bir an başını kaldırdı. Gemilerin gövdesinde yankılanan dalga sesini dinledi. Yüzünde ne şaşkınlık ne de telaş vardı. Sanki o anı çok önceden görmüş, zihninde hazırlamış gibiydi.

Yavaşça yaverine döndü. Omzuna elini koydu. Gözlerinin içine baktı. Kararlı ama sükûnetle dolu bir sesle döküldü kelimeler dudaklarından:

“Ağlama çocuk… Geldikleri gibi giderler.”

O an Boğaz’ın soğuğu kırılmaya başladı. Suların üzerine işgal donanmasının gölgeleri vurmaya devam ediyordu ama Mustafa Kemal Paşa’nın ateş saçan bakışları, o gemilerin arkasında henüz kimsenin göremediği bir geleceğe çevrilmişti…

O gün Boğaz’daki o keskin mavi bakış, birkaç yıl sonra Sakarya’da kurulan karargâhta aynı kararlılık olarak ortaya çıkacaktı.

Henüz kimsenin anlayamadığı şeyler söylüyordu Mustafa Kemal Paşa.

Karargâh çadırında yapılan o tartışmalardaki cümleler birebir tarihe geçmese de Mustafa Kemal Paşa’nın kararlılığını ortaya koyuyordu.

Düşmanın en zayıf olduğu yerden vuralım diyen paşalara: “Hayır, o zaman savaş gereksiz uzar. Düşmanın en güçlü olduğu yerden tek seferde vuralım. Bu şekilde Yunan ordusu dağılır.” diye cevap vermişti.

Mustafa Kemal Paşa kurallara göre savaşmıyordu. Bu da onu düşmanları için öngörülemez yapıyordu ve belki de bu yüzden kurallara göre oynamadığı için sürekli kazanacaktı.

Örneğin Sakarya Meydan Muharebesi.

Kuzey-güney cephesinin sürekli yarılarak doğu-batı haline getirildiği bir savaştı bu. Alışılagelmiş bir savaş düzeninde bir cephe yarılırsa, tutunabileceği yere kadar geri çekilirdi.

“Hayır, buna ihtiyaç yoktur.” dedi Mustafa Kemal Paşa ve devam etti: “Bir askeri birlik tutunabileceği kadar geri çekilir ama onun sağındaki ve solundaki birliklerin geri çekilmesine gerek yoktur. Onlar eğer tutunabiliyorlarsa savaşa devam ederler.”

Hattı müdafaa yoktu, sathı müdafaa vardı.

O sırada çadırın içinde huzursuzluk ve gerginlik havası hakimdi. Mustafa Kemal Paşa yine kitabi bilgilerin dışında konuşuyordu.

“Çaltepe de düştü Paşam” dedi biri.

“Hapı yuttuk, Ankara da düşecek” dedi diğeri.

“Hayır, öyle bir şey yok! Biz direneceğiz!” dedi Mustafa Kemal Paşa.

Aynı huzursuzluk ve gerginlik havası bir süre sonra Yunan karargâhına da hâkim olacaktı. Yunan komutanı da anlamıştı ki Mustafa Kemal Paşa kitabi bilgilerin dışında hareket ederek meydan muharebesini farklı bir şekilde yürütüyordu. Yunan komutan çareyi ordusunu Sakarya’nın arkasına çekmekte buldu.

Yunan ordusunun geri çekildiğini gören Mustafa Kemal Paşa, 25 Ağustos 1922 gecesi karargâh çadırında komutanları ile toplandı.

Mustafa Kemal Paşa: Yarın taarruz ediyoruz.

İsmet Paşa: Sen delirdin sanırım. Ne ile taarruz edeceğiz? Subayların yarısı kaçmış durumda. Geri kalanların da üçte ikisi şehit oldu.

Mustafa Kemal parmağı ile başını işaret ederek İsmet Paşa’ya baktı.

Mustafa Kemal Paşa: Bana bak İsmet! Savaş burada kazanılır. Karşımızdaki burada kaybetti. Onun için yarın taarruz edeceğiz.

Nitekim, 26 Ağustos 1922’de Türk ordusu taarruza kalkınca Yunanlılar, Türkleri olduğundan çok daha güçlü zannettiler ve ordularını Kütahya-Eskişehir hattına geri çektiler.

O yıllarda Anadolu topraklarında iki Yunan kolordusu vardı. Bir tanesi kuzeyde Iannis komutasında, diğeri güneyde Trikopis komutasında. Yunan başkomutan Hacıanesti ise bu savaşı İzmir’den yönetiyordu.

Türk ordusu da kuzey ve güneyde konuşlanmıştı. Mustafa Kemal Paşa kuzeydeki Türk kolordusunun silahlarının güneye kaydırılmasını istiyordu.

Yakup Şevki Paşa: Paşam, bu beni zayıflatır. Karşımda Iannis var. Beni bu halimle bir vursa elini kolunu sallaya sallaya Ankara’ya gider.

Mustafa Kemal Paşa: Vurmaz paşam.
Yakup Şevki Paşa: Nereden biliyorsun paşam? Ben bir taburu hareket ettiriyorum, adamın ertesi gün haberi oluyor.
Mustafa Kemal Paşa: Paşam, gündüz vakti kaydırırsanız tabii haberi olur. Biz topların tekerleklerini ses çıkarmasın diye bezle kaplayıp gece kaydıracağız.

Ve Mustafa Kemal Paşa tüm gücünü güneyde topladı. 26 Ağustos 1922 sabahı saat 04.30’da Türk ordusunun tanzim ateşi başladı ve bir süre sonra da tahrip ateşi. Saat 07.00’de ise Yunan topları tamamen sustu. Mustafa Kemal Paşa piyadeleri ileri sürdü. Fahrettin Altay Paşa ise süvarisiyle birlikte Yunan ordusunun arkasına geçip kaçış alanını kesti.

Türk piyadeleri büyük bir hızla ilerlemeye başladılar.

Hayır, hiçbir şey bitmemişti…

Düşmanlar geldikleri gibi gidiyorlardı, arkalarına bakmadan, bakacak vakit bile bulamadan…

Çünkü arkalarından Mustafa Kemal Paşa’nın kararlı sesi geliyordu:

“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, vatanın bağımsızlığına canlarını feda etmiş şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, önlerinde saygıyla eğiliyorum.

Ülkemizin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 103. yıl dönümünü büyük bir coşkuyla kutluyorum.

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

 

EditörEditör