YAŞLI ADAM VE DENİZ / ERNEST HEMINGWAY
Eserin ilk sayfasındaki cümle: “Charlie Scribner ve Max Perkins’e…” şeklindedir. Bu kısımda öğrendiğimiz bilgiler, eserin giriş kapısıdır. İçeriye adım attığınız andan itibaren umut, mücadele, sabır ve inancın odalarını dolaşırsınız.
Bu mücadelenin odalarında gezerken, masanın üzerinde bir mektup karşılar sizleri. Bir yazara ve kalemine konuk olur, odalardaki gezintiniz. Tozlu raflardan gün ışığına süzülmüş bir kitap belirir ellerinizde. Bir sağa bir sola çevirdikten sonra yavaş yavaş aralarsınız, hikâyenin sayfalarını. Gözleriniz, sayfalara çarpıp çarpıp geri döner adeta. Eserin başlangıç bölümündeki “önsöz” ile birlikte devam eden şu sözler oldukça dikkatinizi çeker:
“Hemingway, üç yıl sonra editörü Max Perkins’e yazmayı planladığı yeni bir kısa kurgu kitabıyla ilgili bir mektubunda şöyle demişti:
Yaşlı ve ticari balıkçının kayığında tek başına dört gün, dört gece kılıçbalığıyla mücadele ettikten sonra kayığa çekemeyip bordoya bağlamasının ardından köpekbalıklarına yem olmasıyla ilgili. Küba kıyılarının muhteşem bir hikâyesi. Diğer kayıkların hepsinden uzakta, denizde yapayalnızken kayığında verdiği uzun mücadele esnasında yaptığı ve düşündüğü her şeyi doğru bir şekilde anlatabilmem için ihtiyar Carlos’un kayığıyla açılacağız. Eğer doğru anlatabilirsem muhteşem bir hikâye. Kitaba dahil olacaklardan biri.’”
Ve bu umudun yolculuğunda adım adım yürüdüğünüz diğer odalara, eser hakkındaki bilgiler yaprak yaprak yayılmıştır. Her bir yaprakta Hemingway’ın “Yaşlı Adam ve Deniz” eserine ait izlenimler yansır. Hepsini bir düzene koyduktan sonra sayfaların içinden kalbinize ve ruhunuza bir ömür ışık olacak “kitap analizi” yazısı çıkar.

KİŞİLER
Santiago (Yaşlı adam): Yalnız bir ihtiyardır. Geçimini balıkçılıkla sağlar. Onun kalbinin ve ruhunun odaları, tek başına kaldığı barakasıdır. Yaşam mücadelesi gözlerinin içinde saklıdır. Yanına gelip giden “Manolin” isimli çocuk onun en büyük destekçisidir. Eserin ana karakteridir. Yaşlı adamla ilgili cümleler ve ona ait özellikler şu şekilde karşımıza çıkar:
“Gulf Stream’de başlayan, tek başına avlanan yaşlı bir adamdı ve balık tutmadan tam seksen dört gün geçirmişti. İlk kırk gün yanında bir çocuk vardı.” (s.11)
“Ensesinde derin kırışıklarla zayıf, bir deri bir kemik bir adamdı. Tropik denizden yansıyan güneşin sebep olduğu yararlı cilt kanserinin esmer lekeleri vardı yanaklarında. Lekeler yüzünün yanlarından aşağı kadar iniyordu ve ellerinde, misinaya takılan ağır balıkları çekmekten yol yol derin yara izleri vardı. Ama bu yara izlerinin hiçbiri yeni değildi. Balıksız bir çöldeki aşınım kadar eskiydi. Neşeli, namağlup deniz rengi gözlerinden başka her şeyi kocamıştı.” (s.12)
“Umudunu” hiçbir zaman kaybetmediği sözleri ile sabrın ve direnişin timsalidir:“Ama nasıl da seksen yedi gün balık tutmadan geçirdiğini ve sonra üç hafta her gün koca koca balıklar tuttuğumuzu hatırlasana.” (s.13)
Santiago, mücadeleci ruhu ile çok azimlidir:
“Seçimi, kapanların tuzakların ve ihanetlerin ötesinde açıklarda derin, karanlık sularda kalmaktı. Benim tercihim bütün insanların ötesinde oraya gidip onu bulmaktı. Dünyadaki tüm insanların ötesinde. Artık birbirimize bağlandık ve öğleden beri de öyleyiz. İkimize de yardım edecek kimse yok.
Yalnızlık ve kendisiyle olan içsel muhasebesi: “Yüksek sesle, keşke çocuk burada olsaydı.” dedi.
“Denizin ilerisine baktı ve artık ne kadar yalnız olduğunu anladı. Ama derin, karanlık suda prizmaları, ileri uzanan misinayı, durgunluğun tuhaf çalkantısını görebiliyordu.” (s. 69)
Çocuk ile ilgili düşünceleri kayıkta yapayalnız olunca şu şekilde kendisini belli eder: “Eğer çocuk burada olsaydı ovup dirseğimden aşağı gevşetirdi, diye düşündü.” (s. 71)
Manolin: Yaşlı adamın yanına gelip giden ve ona her anlamda destek olan biridir. Merhametlidir ve Santiago’yu çok sever.
“Çocuk sabahleyin kapıdan baktığında uyuyordu. Öyle sert esiyordu ki kayıklar açılmayacaktı. Çocuk da geç kalkmıştı ve her sabah olduğu gibi yaşlı adamın barakasına gelmişti. Çocuk yaşlı adamın nefes aldığını gördü, sonra yaşlı adamın ellerini gördü ve ağlamaya başladı. Kahve getirmek için sessiz sedasız dışarı çıktı ve tüm yol boyunca ağladı.” (s.137)
MEKÂN
Mekân, dar bir mekân üçlemesi gibi gözükse de aslında “deniz” metaforu ile sonsuz civarlara yayılmıştır. Bu sonsuzluk denizdir. Denizde balık tutmaya çıkan Santiago’nun mücadelesinin tüm eksenine yayılmasıdır. Yaşlı adamın barakası ise eserin en ayrıntılı bilgileri bulabildiğimiz kısmıdır.
Yaşlı adamın barakası: “Baraka guano denilen bir çeşit palmiyenin sağlam tomruklarından yapılmıştı ve içeride bir yatak, bir masa, bir sandalye ve toprak zeminde kömürle yemek pişirmek için bir alan vardı. Guano’nun yassılaştırılıp üst üste getirilmiş sağlam lifli yapraklarından yapılma kahverengi duvarda renkli bir İsa’nın Kutsal Kalbi, bir de Cobre’nin Azizesi vardı. Bunlar karısından hatıraydı. Bir zamanlar duvarda karısının soluk renkli bir fotoğrafı asılıydı ama onu görmek, kendini çok yalnız hissettirdiğinden kaldırmıştı; köşedeki rafta, temiz çamaşırının altındaydı.” (s.19)
Eserde bahsi geçen diğer mekânlar:
*Teras
*Havana
*Köpekbalığı fabrikası
*Mosquito Sahili
ZAMAN
Eserde kısa bir zaman dilimi etrafında geçen hikâyede, belirli formeller çerçevesinde gün, gece, gün doğumu ile zamanın bütünlüğü işlenmiştir.
“Seherden önce hava soğuktu artık ve ısınmak için tahtaya sokuldu.” (s. 61)
“Güneşin batışı tüm balıklar için zor bir vakittir.” (s.84)
“Eylülde gün batımından sonra hızla karanlık olduğundan artık hava kararmıştı.” (s. 85)
“Denize açıldığından beri üçüncü kez güneş doğuyordu ki balık dönüp durmaya başladı.” (s.97)
DENİZCİLİK İLE İLGİLİ TERİMLER
Eserde denizcilik ile ilgili terimlere sıkça rastlanır.
Pruva: Geminin ve sandalın ön tarafı, baş bölümü.
Iskarmoz: Kürek takmak için kayık ve sandalın yan kenarına dikine yerleştirilmiş ağaç çubuk.
Kayığın bordası: Geminin ve kayığın yanı.
Palalar: Küreğin enli ve yassı kısmı.
Mapaya: Ucu halkalı cıvata.
Meç: Süngü gibi yalnız batırılarak yaralamaya yarayan, kısa düz ve ensiz kılıç. Kılıçbalığının burnu için bir benzetme.
Tirizin: Çarpma ve sürtüşmelerden korunmak için güvertesiz teknelerin, direklerin ve dubaların dış kenarlarına takılan, tahtadan veya halat örgüsüyle yapılmış çıkıntı.
(Kaynak: Denizcilik ile ilgili bu bilgiler kitaptan alınmıştır.)
Diğer ayrıntılar:
Yemek (Yaşlı adamın bir akşam menüsü)
“Yaşlı adam, öyleyse uzun yaşa, kendine bak.” dedi. “Ne yiyoruz?”
“Siyah fasulyeyle pilav, kızarmış muz, biraz da yahni.”
DENİZDEKİ TÜR ÇEŞİTLİLİĞİ
Eserin ana kahraman balığı: Kılıçbalığı
“Misina ağır ağır, istikrarla yükseldi. Ve ardından kayığın ilerisinde okyanusun yüzeyi kabardı ve balık dışarı çıktı. Sonu gelmiyordu ve yanlarından sular dökülüyordu. Güneşin altında parlaktı, başı ile sırtı koyu mordu, güneşte yanlarındaki çizgiler kocaman ve açık eflatun görünüyordu. Kılıcı bir beyzbol sopası kadar uzun ve meç gibi sivriliyordu; bütünüyle sudan çıkıp bir dalgıç gibi tekrar girdi ve yaşlı adam koca tırpan ağzı kuyruğunun suya batışını gördü ve misina hızla çekilmeye başladı.” (s.72)
Balıkla olan uzun mücadelesinden sonra: “Ardından balık, içinde ölümüyle canlandı, tüm enini boyunu, bütün gücünü ve güzelliğini gözler önüne sererek sudan yukarı yükseldi. Kayıktaki yaşlı adamın tepesinde havada asılı kalmış gibiydi. Ardından yaşlı adamın ve kayığın her yanını ıslatarak çarparak suya düştü.” (s.106)
Balığın ölümünden hemen sonra Yaşlı adamın düşünceleri: “Aklımı başıma almalıyım dedi. Ben yorgun bir ihtiyarım. Ama kardeşim olan bu balığı öldürdüm ve şimdi hamallığını yapmalıyım.” (s.107)
“Bu hâliyle altı yüz elli kilodan fazla çeker, diye düşündü.” (s. 109)
“Balığı ölçen balıkçı, ‘Burnundan kuyruğuna beş buçuk metreymiş.’ diye seslendi.” (s.138)
Eserde geçen diğer tür çeşitliliği
Karides ile akyem: Oltalarda yem olarak kullanılan izmarit, istavrit ve uskumru balıkları.
Balıkçıl: Deniz kırlangıcı.
Lambukalar
Akorkinoz
Orkinos
Köpekbalığı
Musur: Yunussu balina türü.
Uçanbalıklar: Eserde, uçanbalıkların okyanusta Yaşlı adamın en iyi dostları olduğundan ve onlara olan sevgisinden bahsedilmektedir.
Aqua Mala: Birebir çevirisi kötü deniz olan bu sözcük yerliler tarafından son derece tehlikeli ve oldukça zehirli olan Fizalya’ya da Portekiz denizanası için kullanılır.
Ötleğen: Eserde suyun üzerinde pek alçakta uçarak Santiago’nun dikkatini çeker.
ALINTILAR
“Ben tuhaf bir ihtiyarım.” (s.17)
“Seksen beş şanslı bir rakam” dedi Yaşlı adam. (s.20)
“Önceleri borç alırsın sonra dilenirsin.” (s. 21)
“Kendini sıcak tut ihtiyar” dedi çocuk. Unutma eylüldeyiz.” (s.21)
“Sen benim çalar saatimsin.” dedi çocuk.
Yaşlı adam, “Yaşlılık benim çalar saatim.” dedi. İhtiyarlar neden o kadar erken uyanır ki? Bir gün daha yaşamak için mi?“ (s.28)
“Yaşlı adam çok açılacağını biliyordu; karanın kokusunu arkada bırakarak okyanusun temiz seher havasına doğru kürek çekti.” (s.33)
“Hayatım boyunca seher güneşi gözlerimi acıtmıştır, diye düşündü. Yine de sağlamlar. Akşamları gözüm kararmadan dosdoğru bakabiliyorum ona. Akşamları da daha güçlü. Ama gündüzleri acı verici.” (s. 38)
“Ama insanoğlu yenilgi için yaratılmamıştır” dedi. “İnsan yok edilebilir ama yenilemez.” (s.117)
“Beni yendiler, Manolin” dedi. “Beni hakikaten yendiler.” (s.139)
DİL VE ÜSLUP
Eserin dili oldukça sade ve akıcıdır. Yazar, eserini bir bütün içerisinde birbirine uygun metaforlarla işleyerek başarıya ulaşmıştır. Eser içerisinde “tekrir” yapan sözlerin kullanımı oldukça dikkat çekicidir. Bu tekrirler sayesinde anlatımda kalıcılık sağlanmıştır. Öte yandan da okuyucuyu, bu söz tekrarları düşünmeye sevk etmiştir. Denizcilik ve deniz üzerine kurulu cümleler bir bütünlük içerisinde inşa edilmiştir. “Buz Dağı” tekniği ile anlam derinliği geniş bir yelpazeye yayılmıştır.
İç monolog: Bu eserde geçen Yaşlı adamın konuşmaları (kendi kendine) en güzel iç monolog örneklerini barındırır. Kendi kendine konuşarak aslında bir nevi yoga yapıp; olumsuz düşüncelerini rahatlatıyor.
“Yüksek sesle, usulca “Balık.” dedi, “Ben ölene dek yanında kalacağım.” (s. 61)
“Balık.” dedi, “Seni seviyorum ve pek saygı duyuyorum. Ama bugün sona ermeden seni öldüreceğim.” (s. 62)
Ötleğen kuşuna: “ İyice dinlen minik kuş.” dedi. “Sonra her insan, kuş ya da gidip şansını dene.” (s.63)
“Keşke çocuk burada olsaydı ve biraz tuzum olsaydı.” dedi yüksek sesle. (s. 65)
“Yine de onu öldüreceğim.” dedi. “Tüm büyüklüğüne, görkemine rağmen.” (s.75)
“Böylesi bir balık için kendi yüzümü kara çıkarıp ölemem.” dedi. “Artık böyle güzel gelirken, Tanrım bana dayanma gücü ver. Yüz Göklerdeki Babamız, yüz Selam Sana Meryem okuyacağım.” (s.99)
“Sıçrama, balık.“ dedi. “Sıçrama.” (s.100)
“Sakin ve güçlü ol ihtiyar.” dedi. (s. 103)
“Ama tabii her şey günahtır. Düşünme günahı. Bunun için çok geç ve bunu yapmak için para kazanan insanlar var. Bırak onlar düşünsün. Tıpkı balık, balık olmak için doğduğu gibi sen de balıkçı olmak için doğdun. Aziz Pedro balıkçıydı. muhteşem DiMaggio’nun babası da.
Ama kendini ilgilendiren her şeyi düşünmeyi severdi ve okuyacak hiçbir şeyi ve radyosu da olmadığından bol bol düşünüyordu ve günahı düşünmeye devam etti. Balığı yalnız hayatta kalmak ve yiyecek olarak satmak için öldürmedin, diye düşündü. Gururdan ve balıkçı olduğun için öldürdün. Hayattayken onu sevdin, öldükten sonra da. Eğer onu sevdiysen öldürmek günah değildir. Yoksa daha mı fenasıdır.” (s.119)
“Hiçbir şey dedi yüksek sesle, çok açıldım.” (s.135)
***















































