BİR KİTAP: TUNCAY TERZİHANESİ / SUNAY AKIN
Dönelim filmimize... Ve tabii, bir de düzgün yürüme öğretmeni vardı o filmlerde. Köylü kız, başında taşıdığı kitabı düşürmeden yürümek için son derece düzgün, dengeli adımlar atma gayretindedir...
İşte ben, daha yedi yaşında anladım ki kitap, insanı doğru yürütüyor! Hele bir de kitabı başınızın dışında değil, içinde taşırsanız...
Yine dopdolu, yine su gibi akıp giden kısa kısa öyküler okuduk Sunay Bey’in kaleminden. Kitaba adını veren öyküde babası Terzi Tuncay Akın ile tanışıyor, annesi ile babasının tanışma sürecini öğreniyor, ilk oyuncaklarının iğne, iplik ve kumaş parçaları olduğunu okuyoruz. "Doğruluktan hiç sapmayan, hayat denilen kumaşı hep düzgün kesen bir terzi!" ilk not aldığım cümle oldu kitaptan.
Kimler kimlerle kesişmedi ki yolumuz. Barış Manço'dan, Kazım Koyuncu'ya, Orhan Veli'den Cahit Sıtkı Tarancı'ya, Noel Baba'dan Nasrettin Hoca'ya kadar.
Lunaparka gitmeyenimiz yoktur sanırım. En sevdiğim oyuncaklardan biri dönme dolaptır benim. İstanbul'da çok eskiye dayandığını, hatta 1721 tarihli bir minyatürde rast gelindiğini öğrendim dönme dolapların.
İlk yazılı aşk şiirinin bir rahibe tarafından krala yazılmış Sümer tabletinde bulunduğu ve bu tabletin İstanbul'da olduğunu yeni öğrendim mesela. Peki meşhur evlilik dansı "La Cumparsita"nın bestecisi Uruguaylı Matos Rodriguez tarafından bestelendiğini, düğünlerde yeni evli çifte mutluluk getiren bu dansın, genç besteciye mutsuzluk getirdiğini kaçımız bilir? Çünkü Rodriguez bu bestesi için aldığı tüm telif parasını at yarışında kaybetmiş.
Hepimiz biliriz ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal ATATÜRK'ün en sevdiği, elinden düşürmediği kitabın "Çalıkuşu" olduğunu. Siirt Milletvekili Mahmut Bey’in günlüğündeki bir nota rastbgeliyoruz kitapta. Diyor ki Mahmut bey: "21 Ağustos 1922, Alaşehir... İki gündür Paşa, Çalıkuşu okuyor. Öyle beğendi ve sevdi ki... 22 Ağustos 1922, bugünde Akşehir'deyiz. Paşa daireden çıkmadı. Akşama kadar Çalıkuşu'nu okudu. Çok memnun oldu, takdir etti."
Peki yıllar önce Beyazıt Kütüphanesinin kedilere ev sahipliği eden bir hastane gibiyken sayın Muzaffer Gökman'ın çabaları ile 40.000 kitaplık muhteşem bir yapıya dönüşmesini hangimiz bilir?
Afyonkarahisar Başmakçı ilçesindeki Işıl Oyuncakçısının sahibi Esma Eser ile tanışıyoruz bir öyküde. Oyuncakların ve oyuncakçıların sorumluluklarını, çocukların hayal dünyasına etkilerini severek okudum. Esma hanımın önemli bir özelliği var. Asla oyuncak silah satmıyor dükkkânında. Hâlen yerinde midir acaba bu oyuncakçı diye merak etmedim desem yalan olur. Konuşan ilk oyuncak bebeğin mucidinin Edison olduğunu da eklemeliyim bu notların ardına.
Zeynep Kamil çiftinden, Bursa'da bulunan Müze Restauranta, Taksim Meydanı’ndaki anıtta bulunan kadın silüetinden şiir cumhuriyeti Kız Kulesi’ne, Muppet Show kahramanlarından Cin Ali ve çizgi romanlara dopdolu bir kitaptı. Bahsedilen filmler, isimler, mekanlar ve bolca not aldığım harika bir okumaydı. Kesinlikle tavsiyemdir. Okuyun, okutun mutlaka.
Komşuya âşık olunurdu yıllar öncesinin İstanbul'unda. Genç kız, sevgilisi görsün diye kömür, limon ve ekmek koyardı penceresinin önüne. Bunun anlamı şöyleydi:
Kömür: Senin aşkından bir kömür gibi yanıyorum...
Limon: Sensizlik beni bir limon gibi sarattı...
Ekmek: Birlikte olalım, bir dilim kuru ekmeğe bile razıyım...
Bir başkaldırıdır dans etmek. Cinsiyet ayrımcılığına karşı açılan bir isyan bayrağıdır. Dans eden insan günlük yaşamında yaptığı hareketlerden arındırır bedenini. Müziğin ırmağında yıkanır ve tüm kirlerinden arınır...
Sahi kaç çocuk vardır, annesiyle babasını dans ederken gören? Kavga ederken gören çoktur!.. Peki ya dans?















































