PANDORA’NIN KAPISI / AYKUT COŞ
Yazarın Hayatı
Aykut Coş, 1967 yılında Çorlu’da doğdu.
İlköğrenimini Samsun İstiklal İlkokulu’nda tamamladı.
1991 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi’nden Makina Mühendisi olarak mezun oldu. İstanbul’da yaşayan Aykut Coş ticaretle uğraşmaktadır.
Romanın İçindekiler Bölümü
Eser toplamda sekiz bölümden oluşur. İçindekiler bölümü de şu şekildedir:
*Geçen zamanın kıyısında otururken
*Kum ve talaşın toprakla iç içe geçmiş tozlu, tatlımsı kokusu bulaşmış bir hayattı bu
*Göğsünde usul usul eriyen bir mum alevi gibiydi o his; hem sıcak hem de yaşanamayacak kadar hızlıca yok olmaya mahkum, mükemmel bir duygu.
*Cırcır böcekleri gibi gündüz bir çukur kazıp kendini oraya gömüyor, gece olunca düşünceleri ortaya çıkıp kafasının içinde ötmeye başlıyordu.
*Bir nehir gibi aktı zaman.
*Bir gece kelebeğinin çarpan kanatlarında, yansımalarda yaşayan bir yarasa gibi, o da Maya’nın izlerinde yaşıyordu.
*İkiz nehir gibiydiler. Ayrı tepelerde doğup birbirlerini bulmuşlar, şimdi farklı denizlere akıyorlardı.
*Suya döşenmiş taşların üstünde yürüyordu. Bir kuş kadar hafif; kanatları olsa süzülüp uçacak gibi. Bir kurşun kadar ağır; ayağı sekse en derine batacak gibi.
*Altın sarısı tarlalarda yan yana yürüyorlardı.
Kitabın Konusu
Birbirine âşık iki gencin; tanıştıkları andan itibaren yaşadıkları her türlü olaylar ve duygu durumları anlatılmaktadır.
Figüratif Kadro
Romanın ana karakteri; Lanski ve Maya’dır. Eser, diğer yardımcı kadro kişileri ile uyumlu bir bütün oluşturur.
Lanski: Romanın ana kahramanıdır. Maya’ya olan derin aşkı ve hayat mücadelesi eserin derinliklerine işlemiştir.
Rahip Braun: “Rahip, kırklı yaşlarda, bakımlı saçları, parlak yüz ifadesi ve cilalı ayakkabılarıyla, cübbesi olmasa üst düzey, başarılı bir banka yöneticisini andırıyordu.” (sayfa 181)
Thorben: “Thorben ince düşünceli, anlayışlı bir insandı. Orta boylu, esmer, seyrek saçlıydı. Saçlarını ortadan ikiye ayırır, düz siyah saçlarını alnına perçem yapardı. Yüz hatları belirgin, elmacık kemikleri çıkık, bakışları keskindi. Atletik ve zayıftı. Omuzları geniş ve ilk bakışta karşısındakine güven veren biriydi; sabrı genişti. Tane tane konuşur; söz kesmeden karşısındakini dinlerdi. Tek kusuru hesap bilmezliği ve değişken yapısıydı.” (sayfa 60)
Maya: Lanski’nin sevgilisidir. Lanski ile olan inişli çıkışlı ilişkileri eser boyunca anlatılarak devam eder.
“Maya bağımsızlığını, orta sınıf kalabalık ailesinin gözünden kaçırarak liseden mezun olur olmaz gizlice eline almış ve çalışmaya başlamıştı. Daha sonra da evden ayrılmıştı. Kimse “Neden evden ayrılıp kendi başına bir ev tuttun?” diye sormamıştı. Dortmund’da doğmuş, büyümüş ve okula gitmişti; ancak doğduğu şehirden hiç ayrılmamıştı.
Evin kaosundan çok da uzakta olmayan bir semtte, kendi yarattığı bir dünyada zarif zevkler geliştirmiş, duyarlı ve derin bir kişilik kazanmıştı.
Holger: “Holger hareketli ve atik bir adamdı. Sarı saçları, kahverengi gözleri vardı.Bir trampet derisinin eskimiş soluk sarımsı rengine benzer bir ten rengine sahipti. Atletik ama yorgun gözüken, yıpranmış yapısıyla yaşından daha büyük gösteren bir hâli vardı. Bir şeyler anlatırken arada kesik kesik gülerdi; bu kıs kıs gülme hâli gözlerinin içine de yansırdı. Beden diline yansıyan tavırları, mimikleri, insana sesleniş şekli, araya koyduğu mesafe ve yaklaşım tarzı ile duygusal bir insandı.
(sayfa 10)
Elvis: “Elvis kırk yaşlarındaydı. Kimine göre Dortmund’da doğmuş, kimine göre ise oraya ufak yaşlarda ailesi ile gelmişti. İsmi Elvir’di, ama o kendisine her zaman Elvis denilmesini isterdi. Elvir isminin bile onun gerçek ismi olup olmadığı şüpheliydi. Evliydi ve en büyük hayali bir düğün salonu açmaktı. Bilet keserken hiçbir zaman gerçekleşemeyecek hayaller kurup planlar yapardı. Bunları da herkes duyar, bilirdi. (sayfa 34)
Berthold: Maya’nın çocukluktan beri tanıdığı okul arkadaşıdır.
Jana: Lanski’nin teyzesidir.
Diğer kahramanlar: Sörben, Axel, Kaya, Sonya, Cevad, Lucie teyze, Tille, Frank
Zaman
Eserde, zaman kavramı geniş bir yelpazenin perspektifinden ele alınmıştır. Barda başlayan zaman dilimi Maya’nın ölümüne kadar devam eden sürede yazarın anlatımı ile sona erer.
Romanda, “gün ve ay” kavramı sıklıkla karşımıza çıkar: “Lanski, haftanın üç dört günü sabahları yarım gün bir seyahat acentasındaki yarı zamanlı işini neredeyse son 3-4 aydır tamamen boşlamıştı.
Lanski ve Maya’nın işe gitmeden önce günün erken saatlerini ele alan zaman dilimi : “Lanski, sabah 6:00’da uyanıp gün ışımadan önce Maya ile aşağı inmiş, onu arabasına tekrar bindirip işe yolcu etmişti.
Gün ve haftaların eserde belirgin şekilde kullanıldığı dikkatimizi çeker : “Haftalarca bir barın içinde kaçamak dolu bakışlarla süren iş arkadaşlığı ile başlayan flörtleri, bir gece Hohensyburg Tepesi’nde sevgililiğe dönüşmüştü.” (sayfa 86)
Mekân
Romanda mekân, “ bar “ ekseni etrafında genişleyerek Lanski ve Maya’nın kaldıkları eve uzanır. Serpilerek diğer mekanlara yayılır: Bar, Wambel, Brück Caddesi, Hohensyburg Tepesi, Borsing Caddesi, Timberdorfer kumsalı.
Ruhr Nehri: “Ruh vadisi, Ruh’a akan Lenne Nehri gibi ve tepenin eteğindeki Hengste Gölü taa uzaklardan görünürdü. Hatta o tepeden daha da uzaktaki Sauerland bölgesinin kuzeybatı dağları bile seçilebilirdi.” (sayfa, 28)
Çin Akrobasi Sirki Tiyatrosu: “Geceleri, devasa renkli çadırın arkasında akan yaşamın içinde, sirk ve tiyatro çalışanlarının arasında, karavanların etrafında olmak, onların fantezi dünyasının bir parçasıymış gibi hissetmek, Lanski’yi daha önce hiç bilmediği büyülü bir yaşamın içine sokuyordu.” (sayfa, 14)
Lübeck: “Lanski, Dortmund’a gelmeden önce, kendini bildi bileli hep Lübeck’te yaşamıştı. Teyzesi Jana ve o - daha 2 yaşındayken sevgilisinin tayini çıktığı için kendilerini Batı Almanya’nın kuzeydoğu şehrinde bulmuşlardı.” (sayfa, 14)
Eserde Ruhr bölgesi ile ilgili ayrıntılı bilgiler verilmiştir: “Ruhr bölgesi sanayi ve üretim demekti; kömür ve demirçeliğin kalbiydi. Bu sonu olmayan endüstri havzası, Ruhr’un eşsiz doğasının içine kurulmuştu. Yollar ve otoban ağları bölgeyi baştan aşağı sarıyordu. Tüm zamanlarını bu otobanlarda direksiyon sallayarak geçiriyorlar, şehir şehir, kasaba kasaba gezerken yollar boyunca karşılaştıkları ormanlar, tarlalar ve nehirler Ruhr’un yemyeşil doğasını gözlerinin önüne seriyordu. Ruhr Nehri’ne akan Hönne Nehri, Ruhr Nehri ile birlikte bölgenin diğer nehirleri ve Kuzey Denizi’ne dökülen Ren nehri kıyıları…
(sayfa 250)
Dil ve Üslup
Romanın akıcı bir üslubu vardır. Eserdeki kahramanlar ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Yazarın gözlem gücünün ekseninde; anlatım oldukça güçlüdür. Olay örgüsü ile beraber kişiler, mekân ve zaman hepsi iç içe ahenkli bir bütün oluşturur.
Eserde mekânların tasviri geniş yer tutar: “Burası modern tarzda inşa edilmiş betonarme bir binaydı. Biraz olsun manevi kutsal bir hava vermek için hol ve koridorlar; motifli vitraylar, dini temalı ikonalar, biblolar ve küçük heykelciklerle süslenmişti. Dışarı çıkıp ufak ve mütevazi bahçenin solundan yürüyerek, binanın yanındaki modern, minik şapele gelinirdi.
Alıntılar
“Bu an, fotoğraf karesinin içine saklanıp, sonsuza kadar sürmesini isteyeceği bir andı.”
“Lanski gözlerini yeniden açıklarken, Zeus’un çamurdan yarattığı Pandora’sı taptazeydi düşüncelerinde. Siyah kuğu misali Maya’yı gece yaşadıklarını, hayata sızan bu ani nadirliği zihninin en parlak köşesine yerleştirdi.”
“Her çocuğun bir tavan arası sandığı olurdu. O çocukluk haliyle kapağını zar zor açtığı, gözüne kocaman gelen o sandık, büyüdüğünde ona ufacık gelirdi.”
“O an, Lanski için Maya’nın karşısında olmak, yasak ağacın meyvesini tatmaktan farksızdı. Kainat ağacı içindeki tüm özsuyunu, tüm hazlarını ona akıtıyordu. O andan itibaren gözlerinin gördüğü, uzun zaman seyrettiği sıradan bir kadın değil, âdeta Pandora’nın güzelliğiydi.”
“Bir erkeğin yaşama dair her şeyi sadece bir kadında toplayıp onda bulma isteği çok tehlikeliydi. Bazen her şey konuşulmalıydı; belki de aşkın sırrı, hiç sır olmamasındaydı.
“Sanki kozasından çıkan yeni kelebek gibiydiler.”
“Aslında yaşamak da tekrar etmekti. Sıradanlığa ve tekrara alışamayan biri mutlu olamaz mıydı? “
“Maya tahta kapıyı açtı, bir adım atıp içeriye girdi. Tahta kapı aralandığı gibi yavaşça geriye kapanıyordu. Lanski, bir Mayıs günü, kendi elleriyle açtığı barın tahta kapısında, karşısında Maya’yı görüp göz göze geldiklerinde, açılan Pandora’nın kutusu değil, Pandora’nın kapısıydı. Şimdi o kapı kapanıyordu.”
Hüküm ve Sonuç
Bu eserle; düş ve gerçek arasında “zamanın” insanın duygu ve düşünceleri etrafında nasıl kaybolduğuna şahit oluruz. Duygular bir çığlık içinde bastırılınca kötü son kaçınılmazdır. Bir kutunun içerisinde acı, hüzün, aşk, mutluluk hepsi iç içedir. Keyifle okudum tavsiye ederim.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Editör: Nüzhet Ünlüer














































