ON SEKİZ SAAT / ERTÜRK AKŞUN
Libya'da kurulan Teşkilat-ı Mahsusa Teşkilatı’nın liderlerinin isimlerini ( Enver Bey, Halil Paşa, Kuşçubaşı Eşref, Süleyman Askeri ) kendilerine kod isim olarak kullanarak, Libya Konsolosluğu’nda eylem yapan Libyalı dört genç..
Mimarlık üzerine yeni bir iş yeri açmaya karar veren Berrak Hanım ve Nadir Bey'in iş yeri açma kokteylinde beklenmeyen büyük bir sürpriz..
Eserdeki tüm kahramanların yollarının kesiştiği yer : Kokteyl daveti.
Tolga, Jale, Melisa, Arzu, Berrak, Özge, Nadir, Ganimet, Bektaş ve diğer kahramanlar...
Kahramanlarımızın yaşamlarındaki boşlukları doldurabilmek için farklı davranışlar içerisinde bulunduklarını durum ve eylemleri.
İnsanların ruhsal ve iç dünyasında yaşadıkları ile toplumda sergiledikleri yaşamları arasındaki zıtlıklar…
Kahraman üzerinden derinlemesine bakıldığında, eserin bir psikolojik roman olduğunu da ifade edebiliriz.
Eserden altını çizdiğim bir kaç cümle ile yorumumu bitireyim..
“İçindeki sevgiyi öldürmüş adam, artık her şeyi öldürebilir demektedir.” (sayfa 12)
“Ah kadınlar. Her şeyin kendi kurdukları ve korumaya aldıkları düzen içerisinde olmasını istiyorlar.” )sayfa 13)
“Babadan kopmak, bin yıldır aynı topraklarda yaşayan bir halkı başka ülkelere sürgün etmeye zorlamak kadar acıydı bir erkek için..” (sayfa 13)
“Kadınların erkeklerle kurduğu tek bir ilişki biçimi vardı. O da sahip olma ve sahip olunma. Hepsi bu.“ (sayfa 23)
“Tolga'nın hayatı sürekli kendini reddediş üzerine kurulmuştu.Çoğu zaman kendini bencil, işe yaramaz, sahte bulurdu. Oysa dışarıdan bakıldığında ne kadar da kendinden emin, karizmatik, zeki ve yetenekliydi” (sayfa 25)
“‘Suçluluk duyduğumuz şeyleri çoğu zaman bilerek yaparız’ demişti. Gerçekten de çoğu zaman gözlerimizi kapar, suçluluğu isteyerek ve seçerek yaşarız. Yaptıklarımız bizi çok da mutlu eder. Çünkü; suç gibi gelmez önceleri bir zaman sonra seçtiğin suça ait olursun. Dünyadaki cehennemini kendi ellerinle yaratmışsındır farkında olmadan. Suçlu ve kötü olduğuna inanırsın sonrasında.” (sayfa 31)
“Araf’ta olmak. Din alimlerinin yıllarca üzerinde kafa yordukları şey araf'mış. İyi ve kötü dengede olduğu yerdir orası. Cehenneme gitmiyorsun ama cenneti hak etmemişsin. Uzun ve engebesiz bir yol Araf. Yalnızlığın yolu, yalnızlığın mekanı.” (sayfa 39)
“Çağımızda insanların depresyonlarının temeli başkalarına yararı dokunan gerçek işlerde çalışmadıklarından dolayı. Kendilerini de değersiz hissetmeleri elbet. Albert Einstein'ın dediği gibi , insan ancak bir başkasının varlığıyla anlam buluyor... Hepimiz bir başkasına bakarak kendimizi anlamlandırabiliyoruz. İnsan ancak ürettiği şeyi gördüğünde, onu hissettiğinde kendini mutlu ve anlamlı hissediyor. Marx’ın yabancılaşma dediği şey de tam da bu.” (sayfa 49)
“Hepimiz hayatımızı kendi pis ellerimizle yok ediyoruz Nadir ... Statü olarak bizden daha aşağıda olduğunu düşündüğümüz herkese kötü davranan beyaz yakalı köleler olmuşuz hepimiz. Birilerinin bizleri yönlendirmelerinin sonucu olarak başkalarını özeniyoruz ve lüks araba, marka kıyafet peşinde koşmaktan başka bir b** yemiyoruz. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyoruz.” ( sayfa 50)
Yazarımızın kalemi daim, okuru bol olsun.
Kitap kalın….













































