KOKU / PATRİCK SÜSKIND
"Kokuların öyle bir inandırıcılığı vardır ki; sözden, gözle görülmekten, duygudan, iradeden daha güçlüdür. Savılıp atılamaz bu inandırıcılık, soluduğumuz havanın ciğerlerimize işleyişi gibi, o da içimize işler, doldurur bizi, hepten ele geçirir, çaresi yoktur ."
"Karanlık ya da soğuk ay ışığıyla aydınlanan dünyada yalnız olduğu inancının verdiği huzur içinde daha çok oyalanabilirdi, eğer günün birinde o hassas pusula hiç de yalnız olmadığını göstermeseydi."
"... çünkü koku, soluğun kardeşiydi".
"Nasıl onlar sevgilerini, aptalca hayranlıklarını dışa vuruyorsa o da nefretini dışa vurmak istiyordu şimdi. Bir kere, sadece bir kere kendi gerçek benliğiyle anlaşılıp başka bir insandan kendi gerçek duygusuna, nefretine bir yanıt almak istiyordu".
Sevilmeyen insan ne yapar?
"Koku" kitabında kahramanımız Jean Baptiste Grenuille farklı bir yol seçti, sıradışı bir yol...
O doğum anında algılama duyusu yüksek bir burna sahip oldu.
Ve ucube gibi kölelik hayatı başladı ama geride bıraktığı eski sahipleri de nedense öldü.
Zorlu ve itelenen yaşamı onu daha yabanıl yaptı.
Birgün algıladığı çekici kokuyu hapsedebilmek için şehrin ta öteki ucuna kadar gidip, ilk cinayetini işledi.
Sarsıcı değil mi?
Nedense cinayet seçimleri de hep kadınlardan oluşuyordu. Sanki doğumuyla onu ölüme terk eden annesinin bıraktığı bir oyun gibi, derin kokuyu duyduğu anda başlattığı oyun gibi. Durduramadığı, durdurma ya da insanıl yetileri olmayan bir insan ne kadar feci oluyor değil mi?
O tüm kokuları şık şişelere hapsetme keşfi sonrasında işlediği cinayetler ile azılı bir suçlu.
Ve sakladığı o tılsımlı koku ile Grenouille; okuyucusunu inanılmaz bir finale hazırlıyor.
Filmi de yapılan “Koku” kitabı; benim için bir cinayet kitabı değil, doğumundan itibaren yok sayılan bir ruhun insanlara karşı "beni görün artık" seslenişi...
Siz görmeyi mi seçeceksiniz yoksa herkes gibi mi bakacaksınız?















































