KİTAP ANALİZİ
Giriş Tarihi : 02-10-2025 21:57   Güncelleme : 09-02-2026 01:00

Bir Kitap: Goriot Baba - Honore de Balzac Figüratif Kadro (Kişiler) / Seher Uslu

Hazırlayan: Seher Uslu -BİR KİTAP: GORİOT BABA - HONORE DE BALZAC FİGÜRATİF KADRO (KİŞİLER)

Bir Kitap: Goriot Baba - Honore de Balzac Figüratif Kadro (Kişiler) / Seher Uslu

GORİOT BABA / HONORE DE BALZAC FİGÜRATİF KADRO (KİŞİLER)

Madam Vauquer: 
Romanın içerisinde olaylar ve şahıs kadrosu ile uyum sağlamış bir karakterdir. Genç kızken soyadı Coflans’dır. Madam Vauquer, Paris’te okuyan Quartier Latin ile Saint - Marceau Mahallesi arasındaki Neuve - Sainte - Genevieve Sokağı’nda bulunan bir pansiyonu işleten yaşlı bir kadındır. Yaşamının tüm merkezinde para vardır.  Yazar, romanda onun hakkında okuyucuya ayrıntılı bilgiler aktarır:

“Az sonra, tül başlığının altında iyi tutturulmamış bir postiş sarkan ve buruşmuş terliklerini sürüyerek yürüyen Madam Vauquer görünür. Ortasından papağan gagasını andıran bir burnun fırladığı yaşlı, tombul yüzü, dolgun elleri, bir kilise faresininki gibi semiz bedeni, bir sağa bir sola savrulan dolgun korsesi duvarlarından bahtsızlığın sızdığı, kurguların dertop olduğu ve Madam Vauquer’nin sıcak, pis havasını midesi bulanmadan içine çektiği bu salonla tam bir uyum içindedir. Sonbaharın ilk donları gibi ılık yüzü, ifadesi dansözlere özgü gülümsemeden tefecinin surat asmasına geçebilen kırpışık gözleri, nihayet tüm kişiliği bu pansiyonu açıklar, zaten pansiyon da onun kişiliğini yansıtır. Zindan gardiyansız olmaz, bunları birbirinden ayrı düşünemezsiniz. (s.7)

“ Eski bir elbiseden devşirilmiş ve astarı parçalanmış kumaşın deliklerinden seçilen iç eteğinin üstüne giydiği yün etek salonu, yemek salonunu, küçük bahçeyi, mutfağı özetler ve pansiyonerlerin kişiliklerine dair fikir verir. Bu kadın salona girdiğinde gösteri tamamlanmış demektir. Yaklaşık elli yaşındaki Madam Vauquer talihsizlik yaşamış tüm kadınlara benzer.” (s.7)

Goriot Baba: 
Romanın ana karakteridir. Zengin bir erişte tüccarıdır. Roman boyunca kızlarına olan derin sevgisi ile tanınır. Fedakar ve kızlarına olan sonsuz sevgisi, onun kıymetinin bilinmemesine yol açmıştır. Kaderine boyun eğen Goriot Baba, bir pansiyona yerleşip hayatının sonuna kadar orada yaşamıştır.

“Goriot Baba; yaklaşık altmış dokuz yaşında olan bu adam, işlerini bıraktıktan sonra 1813’te Madam Vauquer’nin pansiyonuna çekilmişti.” (s.16)

“Goriot Baba çoğunlukla ince kumaştan griye çalan mavi bir ceket, altında incik boncukla kaplı ağır bir altın zinciri sıçratan, armudu andıran ve çıkık karnının belirdiği beyaz bir pike yelek giyerdi. Aynı şekilde altın enfiye kutusunun birkaç çapkınlık macerasına suç ortağı olduğunu belli eden, üzeri kadın saçlarıyla kaplı bir madalyon vardı.” (s.17)

Aşçı Koca Sylvie: Pansiyondaki aşçıdır.

Mösyö Poiret: Pansiyonda kalan yaşlı bir adamdır.

“Mösyö Poiret bir makinayı andırıyordu. Onu, başında eski kasketiyle, elinde bastonunun tutulmaktan sararmış fildişi sapı, içi neredeyse boş gibi görünen bir pantolonu yeterince gizleyemen redingotunun solmuş kumaşının dalgalanmasını umursamadan, sarhoş bir adamınkiler gibi titreyen mavi çoraplı bacaklarını sergileyerek, bir hindininkini andıran boynuna doladığı kravatı ile mükemmmel bir uyum içinde olan büzüşmüş…” (s.11)

Eugene de Rastignac: 
Romanın ana karakterlerinden birisidir. Goriot Baba ile iyi anlaşır. Eserde iyi, ideal merhametli bir karakter portresi çizer. Paris’e hukuk tahsili için gelmiştir. Paris salonlarına adım atarak asilzadeler arasında yeni bir yaşama kucak açmıştır.

“Eugene de Rasticnac’ın tamamen güneyli bir yüzü beyaz bir teni, siyah saçları, mavi gözleri vardı. Görünüşü, tavırları, davranışları, onun ilk eğitimini düzeyli gelenekler doğrultusunda almış, soylu bir aile çocuğu olduğunu belli ediyordu.” (s. 13)

Vautrin: Kötü ahlaklı bir adamdır. Pansiyonda kaba sözleri ve davranışları ile bilinir. (Azrail - çatlatan )Kürek mahkumluğuna gönderildi.

“Bu iki şahsiyet ve diğerleri arasındaki iletişimi Vautrin adında kırk yaşlarında, favorileri boyalı bir adam sağlardı. Halkın, işte yaman bir kurnaz! dediği kişilerden biriydi. Geniş omuzları, gelişmiş göğüs ve karın kasları, kalın, kare biçimli ve parmak kemikleri koyu kızıl, gür kıl tutamlarıyla belirginleşen elleri vardı. (s.13)

Matmazel Taillefer: Zengin bir iş adamı olan babası tarafından sokağa atılmış bir genç kızdır. Pansiyonda kalanlar arasındadır. Uzak akrabası Madam Coutre’dir.

Pansiyonda Kalan Kişiler: Kalabalık bir şahıs kadrosu içinde pansiyonda kalan kişiler için şu bilgilere yer verilmiştir:

“ Bu hikâyenin başladığı dönemde, burada kalanların sayısı yediydi. Birinci katta pansiyonun en mükemmel odaları vardı. Bu odalardan daha mütevazı olanında Madam Vauquer, diğerinde ise Fransız Cumhuriyeti sırasında levazım amiri olarak görev yapmış bir adamın dul karısı olan Madam Coutere kalırdı. Bu odasını anne gibi pek yakın davrandığı çok genç bir kız olan Victorine Taillefer ile paylaşıyordu. Bu iki hanımın odalarının yıllık fiyatı bin sekiz yüz frangı buluyordu. İkinci katın odalarından birinde Poiret adlı yaşlı bir adam, diğerinde ise siyah peruk takan, favorilerini boyayan, eski bir tüccar olduğunu söyleyen, Vautrin adında kırk yaşlarında biri kalıyordu. Dört odası olan üçüncü katın iki odasından biri, Matmazel Michonneau adında hiç evlenmemiş bir hanım, diğeri ise eski bir şehriye, makarna, nişasta imalatçısı olan ve kendisine Goriot Baba diye hitap edilen bir adam tarafından tutulmuştu. Diğer iki oda göçmen kuşlara, Goriot Baba ve Matmazel Michonneau gibi yemeğe ve odaya ayda ancak altmış frank ödeyebilen çaresiz öğrencilere ayrılmıştı.

Madam Vauqer böyle müşterileri pek sevmez, onları ancak daha iyilerini bulamadığında kabul ederdi; bunun nedeni çok ekmek yemekleriydi. O sıralarda bu iki odanın birinde Paris’te Angouleme yakınlarından hukuk eğitimi almak İçin gelmiş ve kalabalık ailesisinin kendisine yılda bin iki yüz frank gönderebilmek için büyük sıkıntılar çektiği genç bir adam kalıyordu. Adı Eugene de Rasticnac’tı.

Çalışmaya bahtsızlıklarla başlamış, ebeveyninin kendisine bağladığı umutları genç yaşta kavramış ve bir yandan güzel bir geleceğe hazırlanırken diğer yandan eğitimin kapsamını hesaplayan ve bu eğitimin inceliklerini ilerde tadına bakacak kişi olmak için şimdiden toplumun gelecekteki gelişimine uyduran o gençlerden biriydi.

Bu üçüncü katın üstünde, çamaşır asılan bir tavan arası ve pansiyonun ağır işlerini gören Christophe ve Aşçı Koca Sylvie’nin yattığı iki odadan müteşekkil bir çatı katı vardı. Yedi pansiyoner dışında Madam Vauquer’nin , sadece akşam yemeklerine gelen, hukuk ya da tıp okuyan yedi sekiz öğrencisi ve mahalleden de iki üç gediklisi vardı. “ (sayfa: 8-9)

M. De Trailles: Madam Anastasie de Restaud’un sevgilisidir. Kumarbaz ve ahlaksız bir adamdır.

Madam Delphine de Nucingen: Goriot Baba’nın kızıdır. Ablası ile sürekli rekabet halindedir. Kocası onu terk etmiştir.

Bianchon: Bir tıp öğrencisi olan Bianchon Rastignac’ın en yakın arkadaşıdır. Goriot öldüğünde arkadaşı Rastignac’a her anlamla yardımcı olmuş bir kişidir.

Madam Anastasie de Restaud: Goriot’un büyük kızıdır. Güzel, bencil ve gururlu olmasının yanında bir tefeciye olan borcunu, babasına mektup yazarak, babasının parasıyla kapatmıştır.

Madam De Beauseant: Rastignac’ın akrabasıdır. Paris’e gelen Rastignac’a yükselmenin yollarını öğretmiş onu Paris salonlarına sokmuştur. Mösyö d’Ajuda’ya aşıktır.

Mösyö d’Ajuda: Madam de Beausbet’in Portekizli bir asilzade olan sevgilisidir. Oldukça zengindir.

Avukat: Derville

Madam de Couter: Oldukça dindar bir kadındır. Victorie’nin akrabalarından biridir. Pansiyonun en güzel odalarında kalır.

Kont de Restaud: Madam Anastasie de Restaud’un kocasıdır. Otoriter ve sert bir mizacı vardır.

Baron de Nucingen: Madam Delphine de Nucingen’in kocasıdır. Alman kökenli bir bankerdir. Nucingen ile evlilikleri kötüye gitmektedir.

Mileydi Michonneau: Pansiyonun yaşlı bir müşterisidir. Mösyö Poiret’e aşıktır. Pansiyonun en ucuz dairesinde kalmaktadır.

MEKÂN

Vauquer’nin Evi: 
Romanın ana merkezidir. Olaylar başlangıçtan son evreye kadar bu pansiyon üzerinden okuyucuya aktarılır. Balzac kelimelerinin derinliği ile bu pansiyon hakkında ayrıntılı bilgiler aktarmıştır.

“Vauquer’in evi olarak anılan bu pansiyon, erkekleri, kadınları, gençleri, yaşlıları, hep birlikte ağırlasa bile, bu saygıdeğer mekânın kendi adetleri asla bir dedikodunun hedefinde olmamıştır.” (s.1)

“Burjuva pansiyonunun işletildiği bina Madam Vauquer’ye aitttir ve Neuve- Sainte Genevieve Sokağı’nın aşağısındadır. Burada zemin Arbalete Sokağı’na doğru öyle birdenbire ve öyle dik bir yokuşla alçalır ki atlar burayı nadiren inip çıkar. Bu durum sarı tonlar göndererek ortamı değiştiren kubbelerinin yansıttığı kasvetli renklerle her şeyi karartan iki anıtın, Val - de Grâce ile Pantheon arasına sıkışmış sokaklara hâkim olan sessizlikle uyumludur.” (s.2)

“Vauquer’nin evinin altında ise Kadınlar, Erkekler ve Diğerleri için pansiyon yazan bir levha bulunan orta boy bir kapıdan girilir.”

“Tüm duvarları ahşap kaplı olan bir zamanlar, kir katmanlarının üzerinde ilginç şekiller oluşturduğu bir fona dönüşmüş olan artık seçilemeyen bir renge boyalıydı. Yapış yapış büfelerin üzerinde matlaşmış çentikli sürahiler, hareli kumaş peçete tomarları, Tournai’de üretilmiş kalın, kenarları mavi, porselen tabak yığınları vardı. Bir köşeye numara verilmiş gözlerinde her pansiyonerin lekeli ya da şarap bulaşmış kumaş peçetelerinin bulunduğu bir kutu bırakılmıştı. Burada tahrip edilemez her yana dağılmış ama uygarlığın bir düşkünler yurdundaki son kalıntıları gibi yerleştirilmiş mobilyalar vardı.” (s.6)

Yazarın insanlar ve eşyalar üzerine analizleri öyle derindir ki okuyucuyu romanın içerisine çekmek için ayrıntılı tahliller verir:

“Bu eşyaların ne kadar eski, delik deşik, çürümüş, titrek, kemirilmiş, kolu bacağı kopmuş, sokur, sakat ve nasıl can vermekte olduğunu anlatmak için bu hikayenin ilginç bulunmasını epey geciktirecek ve acelesi olanların bağışlamayacakları bir tasvir yapmak gerekirdi.” (s.6)

Romanda Paris ile ilgili bütün detaylar okuyucuya tasvirlerle geniş bir perspektif çerçevesinde aktarılmıştır:

“Paris’te aşk, diğer aşklara hiçbir surette benzemez. Erkekler de kadınlar da sözde çıkar gözetmeyen sevgisini yol yordam gözeterek şatafatlı sözlerle dile getirenlere kanmaz. Bu şehirde günlük yaşamın doğal bir parçası olan binlerce gösteriş merakına karşı yerine getirmesi gereken görevleri olduğunun farkında olan tek kişi yürekleri ve duyuları tatmin etmenin yeterli olmadığını bilen bir kadındır. XVI. Lous’in maiyetindeki tüm kadınların o büyük monarka, Vermandois Dükü’nün seçkinler âlemine girişini kolaylaştırmak için her biri üç bin frank tutan kolluklarını yırtığını unutturan o çoşkun tutkuyu, Matmazel de Valliere’i kıskandığı düşünülürse, insanlığın geri kalanından ne beklenebilir?” (s.213)

Sokak ve meydan isimleri romanda şu şekilde ifade edilir: Saint - Lazere Sokağı, Artois Sokağı, Sorbonne Meydanı, Jussienne Sokağı, Vendome Meydanı, Artois Sokağı

ZAMAN

Eserde mekân ve zaman birbiri ile ayrılmaz bir bütün içerisindedir. Eserin ilk başlarında 1819 yılından bahsedilerek bu dramın başladığı bilgisi verilir.

“İşte 1819 yılı Kasım ayının sonunda pansiyonun genel durumu böyleydi.” (s. 31)

“ Çünkü XV|. Lous’in başına gelenleri, imparatorluğun çöküşünü, yeniden dirilişini ve yeniden çöküşünü gördük, tüm bunlar olasılık dahilindeydi, oysa kendi halinde pansiyonlar için bu geçerli değildir: Kral olmadan da yaşanabilir, ama karınların doyması her zaman gereklidir ve Coflans’da doğmuş, nefis akşam yemekleri sunan onurlu bir kadının bu hâle düşmesi için dünyanın sonunun gelmiş olması gerekir… Evet, dünyanın sonu gelmiş  olmalı.” (s. 210)

ALINTILAR

“Ancak şunu iyi bilin ki bu dram ne bir kurmaca ne de bir romandır. Her şey o kadar gerçektir ki herkes bu dramda kendinden, hatta yüreğinden bir şeyler bulabilir!”

“Başarıya ulaşmak istiyorsanız, öncelikle her yerde herkesten söz etmeyin.” (s.69)

“Dünya bir bataklık, yüzeyde kalmaya çalışalım.” (s.75)

“Yüreğimiz bir hazinedir; onu bir anda tüketirseniz mahvolursunuz.” (s.74)

“Bu dünyanın kitabını yeterince okuduysam da hâlâ iyice gözden geçirmediğim sayfalar vardı.” (s.76)

“Evlat, kuklalara aldanmamak için deliklerden bakmakla yetinmeyip doğrudan kuklacının kulübesine girmek gerekir.”

“Erdem bölünmez bir bütündür; ya vardır ya yoktur.” (s.108)

“Kaynağı bilinmeyen büyük servetler unutulmuş suçlardır, zira doğru düzgün hayata geçirilmiştir.” (s.109)

“Erdemliliğe sadık kalmak, yüce bir mağdur olmak! Hadi canım! Herkes erdemliliğe inanıyor, ama dünyada özgür bir halk var mı? Gençliğim hâlâ bulutsuz bir gök gibi mavi! Soylu ya da zengin olmayı istemek yalan söylemeye, eğilip bükülmeye, sürünmeye, yeniden doğrulmaya, dalkavukluk etmeye, kişiliğini gizlemeye boyun eğmek değil midir? Yalan söyleyenlerin, eğilip bükülenlerin, sürünenlerin uşaklığını kabullenmek değil midir? Suç ortakları olmadan önce onlara hizmetkârlık yapmak gerekir. O zaman hayır! Ermişler gibi gece gündüz asilce çalışmak, servetimi sadece emeğimle elde etmek istiyorum. En yavaş elde edilen servet olacak, ama her gece başımı huzurla yastığa koyacağım. Hayatını hayranlıkla izlemek ve onu bir zambak gibi arı bir halde bulmak kadar güzel bir şey olabilir mi? Ben ve yaşam, genç bir erkek ve nişanlısı gibiyiz.” (s.110)

“Yürek iyi bir rehberdir.”

“Bu yolda bir savaş alanında olduğu gibi, öldürülmemek için öldürmek, aldatılmamak için aldatmak, vicdanını , yüreğini siperde bırakmak, maske takmak, insanlarla acımasızca oynamak ve Lakedemoia’da olduğu gibi tacı hak etmek için servetini kimse farkına varmadan elde etmek istiyordu.” (s.115) 

“Hayatta başarıya ulaşacaksınız. Tanrı adildir, bunu biliyor musunuz? Ben dürüstlüğü iyi tanırım ve size sizin gibi çok az insan olduğunu söyleyebilirim.” (s.144)

“İki kızımın da tek bir damla gözyaşı dökmemesi için Baba’yı, Oğul’u, Kutsal Ruh’u satarım.”                               

“Dışarıdan görkemli görünen ama vicdan azabının tüm yassı solucanları tarafından kemirilen ve kaçamak hazların bedelinin dinmek bilmez kaygılarla pahalıya ödendiği bu yaşamı benimsemişti.” (s.149)
 
“Toplumsal meselelere biraz daha kafa yorsanız dünyayı olduğu haliyle göreceksiniz. Bu dünyada birkaç erdemli tavır sergileyen üstün insan, ahmakların elleri patlayana dek alkışladığı tüm o fantezileri gerçekleştirir.”

“Aşk ne kadar canlı ve içtense, bir o kadar da gizli ve gizemli olmalıdır.” (s.203)

“Babalar mutlu olmak İçin hep vermek zorundadır. Babayı baba yapan, hep vermektir.” (s.203)

“Tanrı da bu söylediklerinizi duysun, ama felaket bu eve bir kez girdi, göreceksiniz, on güne kalmaz ölüm de girecek.” (s.211)

“Aşk bir dindir ve ona tapmak diğer tüm dinlerden daha az pahalıya mal olmalıdır; çabucak gelir geçer ve oradan geçtiğini yakıp yıkmalarla belli eden bir yumurcağa dönüşür.” (s. 213)

“Para hayattır. Paranın elinden her şey gelir.” (s.219)

“Toplumun üç büyük dışavurumunu görmüştü: İtaat, Mücadele ve Ayaklanma, Aile, Cemiyet ve Vautrin.” (s.242)

“Dünyanın hiç de güzel bir yer olmadığını gözlerimle gördüm.” (s.256)

“Toplum dünya babalık üzerine kuruludur, çocuklar babalarını sevmezse her şey yıkılır.” (s.258)

“Mezartaşına ‘Restaud Kontesi ve Nucingen Baronesi’nin babası, iki öğrencinin parasıyla defnedilen Mösyö Goriot burada yatıyor.’ yazdır.”  (s.272)

“Hava kararıyor, sinirleri bozan bir alacakaranlık çöküyordu. Mezara baktı, bir gencin gözyaşının son damlasını, temiz bir yüreğin ulvi duygularından sökülen o damlayı, düştükleri topraktan gökyüzüne yansıyan o gözyaşlarından birini mezarın üstüne gömdü.” (s.274)

13- DİL VE ÜSLUP 
 
Dönemin Fransız edebiyatında betimlemeler önemli yer tutmaktadır. Okuyucuya doğrudan verilen ahlaki mesajların yanı sıra; asıl anlatılmak istenen mesajlar yoğun betimlemelerle okuyucuya aktarılır. Gerçekliğin çerçevesinde bir dil ile kurulu cümleler göze çarpar. Romanda sade bir dil kullanılmasının yanı sıra; uzun ve ağır bir dille yazıldığı sayfalarda bulunmaktadır. Karakter betimlemeleri oldukça başarılıdır; her detay eserin içeriğine serpilerek okuyucu da hayal etme gücünü üst düzeye yaklaştırmıştır. 

14- HÜKÜM VE SONUÇ

Bir baba, evlatları için her ne kadar fedakarlık yapsa da sevginin sınırsız gücü bireyi yalnızlığa mahkum eder. Sevgide denge önemlidir. Sevgi dengesini ve bağını güçlendiren toplumların aile ve toplumsal değerleri zamanla aydınlığa ve huzura kavuşacaktır.  Bireyin iç huzuru dengede kalmaya bağlıdır. Doğru evlat yetiştirme modeli, her şeyi kolayca aile fertlerinin yapması ile değil; kendi ayaklarının üzerinde durması ve mücadelesi ile güç kazanır. 

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

Editör: Deniz İmre

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi