BİR DAMLA TEFEKKÜR
İşlerimi halletmenin verdiği rahatlık ile iftar vaktini beklemek için mutfakta masanın yanına oturdum, başımı iki elimin arasına alıp gökyüzünü izledim.
Güneş yavaş yavaş batmaya doğru yol almıştı. Başka ülkelerin üzerine doğmanın telaşı ile ardında kızıl izler bırakarak uzaklaştı gitti!
Hiçbir şey düşünemedim o an, baktım kaldım.
Bitti dedim her şey bitti. Bugün de bitti, ömür bitti, zaman bitti, biraz daha kal demeye gücüm de nefesim de yetmedi, güneşi de yanına alarak günü tamamladı zaman.
Bugüne iyi bak dedim kendime; gökyüzüne iyi bak, ağaçlara, oturduğun eve, masadaki tabaklara, mis gibi taze kokan ekmeğe.
Yaşadığım küçük dünyam da bana ait hiçbir şey yokmuş aslında, vedalaşır gibi hisse kapıldım bir an! Gerçekle yüzleştim. Bugün misafir olduğum dünya hanemden, zamana dokunamamanın, söz geçirememenin çaresizliğini yaşadım. Yarın yola çıkacak yolcu gibi özlem oluştu içimde. Bir daha baktım gökyüzüne, çoktan vedalaşmıştı, güneş gidiyorum demişti aslında, ama ben…
Evet! Şimdi daha iyi anlıyorum, zamanın değerli olduğunu, kimseye sormadan giden güneşin de misafir olduğunu, “Sen de gideceksin,” der gibi bize hatırlattığını, daha iyi anladım, canımı sıkan her şeyin bugünde kalacağını, hiçbir değerinin olmayacağını.
Bir damla tefekkürün içimde bıraktığı hisle orucumu açtım, bugün ne kadar güzel bir günmüş, canımı sıkan hiçbir şeyin değeri yokmuş, batan güneş mi! O daha çok umutlara doğacak ama biz olmayacağız. Yarına güneş gibi doğalım, zamanın bize sunduğu güzellikleri son limitine kadar kullanalım.
Editör: Nezihat Keret













































