ALIŞILAN KARANLIK
Haber saati geliyor,
Kravatlı adamlar, ruhsuz birer sesle
Cümlelerin arasına sığdırıyorlar bir ömrü.
"Bir çocuk," diyorlar, "hayatını kaybetti."
Sanki bir anahtarı kaybetmiş gibi,
Sanki bir otobüsü kaçırmış gibi sıradan.
Sonra bir reklam giriyor araya,
Işıltılı, gürültülü ve sahte...
Ve hayat, o kokuşmuş çarkını çevirmeye devam ediyor.
Oysa o cümlenin ağırlığı altında
Bir evin tavanı çökmüş, kimse görmüyor.
Gel de o cümleyi bir de sen kur:
"Benim evladım," de
"Benim canım, benim dünyam..."
Dilin varmaz,
Kelimeler birer cam kırığı olur, boğazına batar.
Biz sustukça,
Bu sessizlik bir yorgan gibi örtüyor suçları.
Her "aman" dediğimizde,
Her "bana dokunmayan" yılanı beslediğimizde,
Kendi karanlığımızı örüyoruz ellerimizle.
Unutma,
Bugün başkasının bahçesini yakan o ateş,
Rüzgarla beslenir.
Ve rüzgar, mutlaka senin pencerene de uğrar.
Daha kaç kapının çalınması gerek?
Daha kaç ismin yanına "rahmetli" eklenmesi?
Kırma kalemi, kapatma gözlerini.
Bu düzen, senin yutkunamadığın o hıçkırıktan güç alıyor.
Şimdi,
Korkuyu bir kenara bırakıp
Sadece insan olmanın ağırlığıyla
Yükselt sesini.
Çünkü vicdan, sustukça paslanan bir aynadır;
Bakmaya cesaret et.
***














































