2059 YILINDA...
-Bana oradan 350 kelimelik konuşma hakkı verir misiniz?
-Ne yapacaksın o kadar kelimeyi, elimde o kadar yok! Hem olsa da veremem. Yasal değil bu. Bu kadar konuşamazsın. Biliyorsun ki ülkemiz de dahil olmak üzere...
-Tamam, kısa kes! İstemiyorum.
Uzun boylu, kara kaşlı, kara gözlü adam bağırarak dışarı çıktı. Suratı asılmış, kalbi hüzünle dolmuştu.
-Sana tek başına dışarı çıkmayacaksın demedim mi? Ayrıca o üstündeki ne ? Üstümde bir şey yok! Neden bağırıyorsun?
-Evet, doğru söylüyorsun. Üstünde bir şey yok. Yeter artık bana yaşattıkların! Şimdi öleceksin. Adam cebinden bıçağı çıkartıp kadını orada öldürdü. Hiç kimse bir şey demedi. Az bir zaman sonra herkes dağıldı. Enhar da sessizce oradan uzaklaştı. Bakkala çok sinirlendiği için hâlâ titriyordu. Ay sonunu nasıl getirecekti? On beş gün boyunca hayata susarak nasıl devam edebilirdi ki! Koşarak eve yürüdü. Kapıyı açıp içeri girdiğinde nefes nefese kalmıştı.10 yıl önce bir ameliyat geçirmişti ve yıllarca da hastanede kalmıştı.
Kendisine geldiğinde dünya değişmiş; iyilik ve kötülük şekil değiştirmişti. Sokaklar yürürken durduk yere kavga eden birbirine bağıran çağıran insanlardan geçilmiyordu. Bütün bunlar yetmezmiş gibi konuşmak hakkı insanların elinden alınmıştı. Herkesin ayda sadece 400 kelime doğru konuşma hakkı vardı. Enhar da Bütün hakkını birkaç saat içerisinde bitirmişti. Bir ay boyunca ya hep susacak ya da sadece yalan söyleyecekti. Enhar susmayı tercih etmişti. 2049 yılında dünya böyle değildi. On yılda ne değişmişti de toplum bu hâle gelmişti?(!) Enhar derin derin iç çekiyor, susuyordu.
Dışarıdan gelen çığlık sesiyle irkildi. Hemen dışarıya fırladı. Kedi sesiydi... Yavru bir kedi acımasız bir adam tarafında öldüresiye vuruluyordu. Enhar araya girip kediyi adamdan kurtardı:
- Ne yapıyorsun sen?
-Asıl sen ne yapıyorsun? -Kendini savunmayan minicik bir cana kıymaya utanmıyor musun?
Adam şaşkınlıkla Enhar’a bakıyordu. Az bir zaman sonra şaşkınlık yerini öfkeye bıraktı. Adam, Enhar’a küfrediyor, bağırıp çağırıyordu. Enhar adamdan rahatsız olduğu için aceleyle eve girdi. Onunla konuşmak istemiyordu. Adam bağırıp çağırıp oradan uzaklaştı. Enhar elinde yavru bir kediyle sessizce ağlıyor, bir yandan da kediyi tedavi etmeye çalışıyordu. Kedi ölmek üzereydi. Enhar ne yapsa da kediyi hayata bağlayamadı. Kedi ölmüştü. Onu bir peçeteye sardı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kapının çalmasıyla gözyaşlarını silip dışarı çıktı.
Karşısında öfkeli, merhametsiz adam vardı. Yanında da beyaz önlüklü iki adam vardı:
-İşte bu adam! Bana kötülük yapan bu adamdı!
-Ne kötülüğü, neyden bahsediyorsun sen?(!)
- Kediyi elimden almadın mı?
- Onu dövüyordun! Öldürecektin! Öldü de zaten. Mutlu musun?
Beyaz önlüklü adamlar Enhar’ı kolundan tutup çekiştirdiler.
- İtiraf ettin demek! Bizimle geleceksin!..
- Neyi itiraf ettim? Bu ne saçmalık! Beyaz önlüklü adamlar saldırgan adama dönüp siz gidebilirsiniz. Görevinizi yerine getirdiğiniz için madalyanız haftaya size verilecek. Adam pis pis sırıtarak oradan uzaklaştı. Beyaz önlüklü adamlar, Enhar’ı sürükleyerek götürdüler. Karanlık, korkutucu bir yerdeydiler:
- Ne yapacaksınız bana? Ben doğru olanı yaptım.
-Sus! Daha da konuşup cezanı arttırma.
Yaşlı bir adam içeri girdi.
-İtiraf etti mi?
-Evet efendim. Her şeyi söyledi.
Yine de test edelim.
-Yolda yürüyorsun bir kadın dayak yiyor ne yaparsın?
-Kadını kurtarmaya çalışırım.
Ya bir yaşlı adamın emekli maaşı çalınsa?
-Hırsızı kovalarım, parayı alırım. Alamazsam da ben adama yardım ederim.
Adam beyaz önlüklü adamlara dönüp, durum çok vahim. Bütün sorulara yanlış cevap verdi:
-Buna acil on doz ilaç verin. Hatta durun on beş olsun. Ancak iyileşir.
- Ben hasta mıyım? Ne demek?..
-Merak etme seni iyileştireceğiz. Topluma ayak uyduracaksın. Korkma... Enhar acıyla etrafına bakıyordu. Yıl 2059’du. Dünyada her şey değişmişti. Eskiye dair hiçbir şey yoktu. Hiçbir şey...












































