ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 31-05-2025 14:15   Güncelleme : 01-06-2025 00:30

Zeytin Gözlüm / Muhsin Işık

Yazan: Muhsin Işık -ZEYTİN GÖZLÜM

Zeytin Gözlüm / Muhsin Işık

ZEYTİN GÖZLÜM

Doğu, akşam yemeğini her zamankinden daha hızlı yemişti. Kaşığı tabakta değil, zihninde dolaşıyordu. 51. sayfa… Deniz’in özellikle işaret ettiği yer… İçini kemiren merak, onu sabırsız kılıyordu. Gündüz sadece göz gezdirdiği şiire bir an önce detaylı bakmak istiyordu. Yer sofrasından hızlıca kalkıp yattığı odaya girmek için yürüdü.

Odasına girdiğinde vakit geçirmeden montunu çıkardı, kitabı yastığın altından aldı. Oturdu. Bir eliyle kitabı kavradı, diğer eli yavaşça sayfaları çevirmeye başladı. Tam 51. sayfayı bulmuştu ki kapı gıcırdayarak açıldı.

Cizreli Mahsun içeri girdi. Elindeki çay bardağını sıkıca tutuyordu. Gözleri Doğu’nun elindeki kitaba takıldı. Gülümsedi, ardından alaycı bir tonda:

- Sen ve kitap… Malamine…

Doğu kafasını kaldırıp baktı. Hafifçe gülümsedi, gözleriyle kitabı göstererek:

- Ben de en az senin kadar şaşkınım Mahsun. Elimde bir kitap var ve onu okumak için sabırsızlanıyorum.

Mahsun, gülerek montunu askıya astı. Doğu bir an sustu, sonra ciddileşti:

- Ama dalga geçmeyi bırak da biraz yanıma gel. Sana anlatmam gereken şeyler var. Belki de gerekmez ama bir dert ortağına yahut da bir fikir arkadaşına ihtiyacım var. İçimdekileri akan nehirlere söyleyemem ya… Anneme de bir şey diyemedim daha.

Mahsun, omuz silkti ama merakına yenik düşüp geldi, yatağın ucuna ilişti. Doğu, elindeki kitabı göstererek devam etti:

- Bu kitap benim için çok değerli. Ona dokunduğumda sanki sevdiğim kızın elini tutuyormuşum gibi hissediyorum. Parmak izleri hâlâ burada. Şimdi öpmemek için kendimi zor tutuyorum.

Mahsun boş gözlerle baktı. Kaşlarını çattı:

- Ne diyorsun sen Doğu, kim bu kız? Ne parmak izi?

Doğu hafifçe başını salladı, gözlerini 51. sayfaya çevirdi:

- Her şeyi anlatacağım… Ama önce okumam gereken bir şiir var.

Sayfayı açtı. Şiirin başlığı gözlerine çarptı:

“Zeytin Gözlüm“

Doğu, içinden bir şeylerin taştığını hissederek okumaya başladı ama sesli okudu; sanki bir topluluğa hitap ediyormuşçasına:

- Seni tanımak ve seninle aynı coğrafyada olmak muhtemelen kainatın en güzel yönlerinden biridir.

Rüzgarda dalga dalga savrulan saçların yüzüme her vurduğunda kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi hissediyorum.

Sesindeki titrek sıcaklık odayı sardı. Mahsun’un yüzündeki alaycı bakış silinmişti. Gözleri dikkat kesilmişti. Doğu devam etti:

- Ben senin gibi özenle yaratılmış ve sevgiyle sulanmış bir çiçeğe yâr olduğum için kendimi Allah’ın sevgili kullarından biri gibi farz ediyorum.
Dileğim odur ki: bütün güzellikler ve bütün iyilikler bizimle olsun.

Gözlerdir en çok yüreklere nüfuz eden; çünkü dilleri olmadığı halde öyle şeyler söylüyorlar ki sağırlar bile işitir ve anlarlar.

O yüzden sevgilim, nefesini içinde tut ve hiç yorma kendini, sadece gözlerine bakmama izin ver, ben duyarım kalbinin sesini.

Sen benim zeytin gözlümsün bir bakışınla bana ne çok şey söylediğini bir ben bilirim.
Ebedi ruhumu okşayan yegane gerçek, senin simsiyah gözlerindir sevgilim.
Beni onlardan ayırma, mahrum etme hiçbir zaman ve unutma ki onlardır yaşama sebebim.

Mahsun’un elindeki boş çay bardağı yere düştü, fark etmedi bile. Doğu, şiiri bitirdiğinde odada garip bir sessizlik oldu. Sadece göz göze geldiler. Mahsun’un dudaklarından istemsizce döküldü:

- Vay be!

Doğu tekrar kitabın ön kapağını inceledi. Parmağıyla başlığı okşar gibi dokundu.

- Kalemimden Damlayan Kan… Başlığı fazla iddialı gelmişti ilk başta. Ama şimdi… Şimdi her kelimenin neden ağır geldiğini anlıyorum. Bu, bir kalbin içinden damlıyor. Duygunun kâğıda aktığı bir öz anlatım biçimi.

Mahsun heyecanlandı:

- Hadi bir daha oku! Ben çok beğendim.

Doğu gülümsedi. İntikam alır gibi “Sen ve şiir beğenmek… Malemıne.” dedi ve sayfayı yeniden açtı. Derin bir nefes aldı ve sesli okumaya başladı:

- Zeytin Gözlüm…

Tam o sırada kapının dışından hafif bir ayak sesi geldi. Behiye, elinde boş tabaklarla mutfağa geçiyordu. Kapı yarı açıktı. Doğu’nun sesi kulağına geldi. Duyduğu ilk kelimeyle adımlarını yavaşlattı:

- Zeytin Gözlüm

Behiye’nin de gözleri siyahtı. Kendi kendine “beni mi kastediyor?” diye düşündü. İçinde tuhaf bir sıcaklık belirdi. Utandı. Hafifçe başını eğdi.

Ama bir yandan da gülümsedi. Kalbinin çarpışını susturamadı. İçten içe çok mutlu oldu. Doğu’nun şiir okurken ona baktığını bile düşünmeye başlamıştı. Şiir bitince kapının önünden sessizce geçip uzaklaştı ama o an içinden sadece şu geçti; “Keşke bu şiirdeki zeytin gözlü kız ben olsam, keşke bana yazılmış ve bana okunmuş olsa.”

Ama bilmediği çıplak bir gerçek vardı: Doğu, gözlerini satır aralarında gezdirirken Behiye’nin varlığı bile aklından geçmemişti. En önemlisi de bu küçük kitap, Deniz’den Doğu’ya bir armağandı ve Behiye henüz bunu bilmiyordu. 

Doğu, diğer sayfalara bakmakla meşgulken Cizreli Mahsun merakına yenik düştü: 

- Anlat bakalım şimdi, ne dolaplar çeviriyorsun?

 - Bir şey çevirdiğim falan yok… Hatırlıyor musun bahçe sahiplerinin bahçeye ilk geldikleri günü? Hani küçük oğlan çocukları bana çarpmıştı ve yere düştüğü için burnu kanamıştı.

- Evet hatırlıyorum, Harun’u diyorsun.

- Adını nereden biliyorsun?

- Sadece seninle arkadaş değil ki benimle de takılıyor senin yokluğunda.

“Bak sen bizim küçük adama… Neyse demem o ki…“ diye devam edecekti ki salondan Sebahat ablanın yanık sesi doldu odanın içine…

Söylediği bir türkü veya bir şarkı değildi. Bir ağıttı, bir babanın oğluna yaktığı bu ağıt, yıllardır dillerden dile dolaşan acı ama gerçek bir olayın yaşanmışlığı..

Seydo ve Seydiko’nun hikâyesi…

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz.


Editör: Seher Uslu

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi