DENEME
Giriş Tarihi : 24-02-2026 19:35   Güncelleme : 24-02-2026 22:57

Yol(luk)larım / Neşe Kazan

Neşe Kazan -YOL(LUK)LARIM

Yol(luk)larım / Neşe Kazan

YOL(LUK)LARIM

Kar…

Birkaç gündür “Bizim buralara yağmaz.” deyip de ters köşe olduğum gündeyim.

Yağıyor da yağıyor. Yetmiyor yığıyor. Nasıl da özlemişiz. 

Tam iki hafta öncesiydi, aynı yol üzerinde İki çocuğun serpiştirilmiş karla eğlenmişliklerine şahitliğim.

Yine aynı yol üzerindeyim. Karşı kaldırımdan o çocukları izliyorum, itinayla adımlarımı atarken. Bir tır geçiyor, en az kendisi kadar heybetli havalı kornasına basarak. Adamın gülümseyişini görebiliyorum.

Yanlarına varıyorum çocukların. Elleri buz tutmuş belli. Yüzlerindeki kırmızılık, uzun süredir dışarıda olduklarını ele veriyor. Koskocaman kar yuvarlamışlar.

“Kardan adam mı yapacaksınız?” diyorum. 

“Hayır abla, arabalara atıyoruz.” diye cevap veriyor biraz büyük olanı. 

“Ama bu kartopu değil.” tespitime, bıyık altından gülerken, “Onları büyük arabalara atıyoruz.” diyor. Şu çocukluk ne güzel şey. Değer yargıları da kendilerine göre. Bir başka âlem keşfediyorum onların dünyasında ve hep orada kalmayı diliyorum. 
“Ya biri kızarsa?” cümleme karşılık, “Sabahtan beri atıyoruz, henüz kimse kızmadı, herkes gülüp geçti.” dediklerinde anlıyorum koskocaman tırı süren şoförün gün ışığı gülüşünü.

Nazım’ın “dünyayı çocuklara verdiği” gündeyim sanki. Her yer tertemiz, gök bembeyaz, bütün çocuklar mutlu ve en önemlisi, kimse onlara kızmıyor. Çocuklar da bunun farkında;
“Niye kızmıyorlar ki abla?” diye soruyorlar.

“Sanırım beyaz mutluluğun rengi ve siz çocuklar çok güzelsiniz.” yanıtını veriyorum.

Yüzlerinde güller açıyor sanki. Gülümsemeyi dudak kıvrımlarımda unutuyorum bir süreliğine. Hayatın gerçeklerine dönesim gelmiyor. Birkaç gün önce fotoğrafını çektiğim badem ağacının çiçeği; üzerine düşmüş kar tanelerine, Aziz Nesin’in “ağaçların aptalı” demesine rağmen asaletini koruyor. Belki, diyorum. Belki bu kez aldanmaz. Sonrasında şu sözlerim geliyor aklıma; “Bu şehre kar yağmaz.”
İkilemler, gidip gelmeler hep insana dair bir haslet olsa gerek.

Nazlı nazlı yağarken rüzgâra ayak uydurmaya çalışınca fırtınaya dönüyor bir anda kar. Belediye aracı tam önümde duruyor birden. İçinden inen adam bagaj kapısını açıyor, kasaları üst üste  istifliyor. Açtığı yere sonradan fark ettiğim, kirli ve bol pantolonunu elleriyle toparlamaya çalışan bir adamı sığdırmaya çalışıyor. Tanıyorum adamı. Sokaklarda yaşıyor. Akli melekelerinin yerinde olup olmadığını bilmiyorum. Sanırım soğukta donmaması için belli bir yere götürecekler, amme hizmeti adına. Belki sıcak çorba, sıcak banyo belki, yumuşak bir yatak.. Kim bilir. 

Sonra gerçeğe dönüyorum. Ben mi fesatım bilmiyorum. Kar kirleniyor. Beyaz ölüyor içimde, dudak kıvrımlarımda unuttuğum gülümseme yerini titremeye bırakıyor. Giden arabanın ardından bakakalıyorum. Başkalaşıyorum. İçime o pis nefret duygusu doluyor. Neydi iyilik?

Bir adamı soğuğun koynundan alıp yuva sıcaklığıyla ruhunu doyurmak mı?

Herhalde öyledir. 

Ya kötülük neresindeydi bu iyiliğin? 

Aracın metal kafesle bölündüğü o bagajda, insanlığın öldüğü yerdeydi. 

Bir kötülük kaç iyiliğe bedeldi?

***

 

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi