SUSTUM
Hükümranlığı kâinatı kaplayan yüce Zâtın azametine ilmim, bilgim idrak gücüm yetemeyince.
Sustum.
Şahane eserlerini eyledikce temaşa, çaptıkca Hu diye can otağımda,
anlamdıramadığım duygularıma, anlatamadığım sözlere aciz kaldığım yerde
Sustum.
Muhatabına göre az öz kelamıyla, ta yüreklere dokunan vahyi anlatan; gönüllere taht kuran söz Sultanı "ya sus ya hayır söyle" demişse.
Sustum.
Yüce Kelam sahibi iki kulak bir ağız verdiyse vardır bir hikmeti diye,
Sustum.
Bir söyle iki dinle; dinlerken öğrenmeyi, konuşurken bilgeliği, susarken dinlemenin erdemimi gördükce.
Sustum
Onca okumuş, ilim bilim tahsil etmiş; medrese, üniversite bitirmiş, sayısız âlim, bilgin, yazar çizer, şair var iken; ben ki bir ümmi tek kârı şaşkınca çarpan yüreği,
bildim haddimi; lâl eyledim dilimi.
Sustum.
O kadar çok gerekli gereksiz bilgi, o kadar çok bilgin, bilmiş var ki; zaten herkes her şeyi çok biliyor, en doğruyu bir tek kendisi söylüyor.
Sıra sıra kitaplar raflara diziliyor.
Lakin doğru düzgün sayfaları açılmıyor.
Çoğu kimse anlık görsellerle oyalanıyor.
Kimse kimseyi dinlemiyor, anlamıyor.
Âlemden bir adem kâinat kitabı olan insan, birbirinin dış kapağına bakıyor, iç âlemini aralayıp okuyumuyor.
Kendi zannınca yargılıyor,
Sustum.
Söz geçiremezken nefsime bile, ar ettim sevdiklerime, çevreme laf yetiştirmeye.
Sustum.
"Kuluz şaşarız beşeriz, gel kardeşim birlikte eğrileri düz ederiz", dedimde, kendini bilmezlere sözüm kâr etmeyince.
Sustum.
Kendimce bildim sandıklarım dahi, inmeyince dilimden kalbime yansımayınca lisanı halime.
Sustum.
Şu aciz bedenimle, elim eremeyince, gücüm yetemeyince sevdiklerime ve dahi kendime, ah zalimin zulmüne, mazlumun çaresizliğine, çaresizce sustum.
Şu şaşkın yüreğin sahibi daha güçlü, kullarına daha merhametli diye.
Sustum.
Dünya kurulduğudan beri sayısız düşünceler, ideolojiler, fikirler, çekişmeler, sürtüşmeler, savaşlar, kavgalar, kırgınlıklar, kalabalıklar, uğursuz uğultular hiç bitmeyecek, son sözü söyleyecek, asil bir sessizlikle gelecek ölüm.
Sustum.
Gösterişli neonlar, sahte suni hayatlar hiç bitmeyen beyhude hırslar, koşuşturmalar, şan, şöhret, para pul, mevki nereye kadar yoruldum, çekildim yalınsızlığıma.
Sustum.
Söz gümüşse sükut altın diye; derviş hırkasına sarındım,
sessizliğin derinliğinde, çıktım Hira'ma, insan âlemini seyre daldım.
Hiçbiri benzemez birbirine, her biri ayrı suret ayrı karekter:
kimi kendini kömür eder kimi elmas cevher.
Şu dehri masivaya hikmet nazarıyla baktıkca
Gördükce hayrı, şerrin ardında,
tüm keşmekeş bitecek nasılsa ukbada
teslimiyet ile sığındım Allah'ıma.
Sustum.
***
















































