FANTASTİK ROMAN
Giriş Tarihi : 07-11-2026 23:37   Güncelleme : 07-11-2026 23:51

Sonsuzluğun Frekansı-32 - 7 Diyar 7 Savaş / Mine Çağlıyan

Mine Çağlıyan -SONSUZLUĞUN FREKANSI - 32 / 7 DİYAR 7 SAVAŞ

Sonsuzluğun Frekansı-32 - 7 Diyar 7 Savaş / Mine Çağlıyan

SONSUZLUĞUN FREKANSI-32

                        7 DİYAR 7 SAVAŞ

                               5. BÖLÜM

                        7 DİYAR 7 SAVAŞ

                            İSTANBUL

Kızıl ejderhalar, Kartallar Diyarı’ndan kaçarak İstanbul’a vardıklarında henüz kralları Kzongarth’a ulaşamamışlardı. Onun yokluğu ve beyaz taşla karşılaşmalarının neden olduğu korku birleşince iyice vahşileşmiş, çok daha tehlikeli bir hale gelmişlerdi. Kısa bir süre önce boşaltılmış İstanbul sokaklarına gelişigüzel alevlerini yolluyor ve kükreyerek üstünlüklerini ispatlamaya, kendi korkularını baskılayarak tüm dünyaya korku salmaya çalışıyorlardı. Geçtikleri her yer cayır cayır yanıyor, gökyüzü kıpkızıl bir dumanla kaplanıyordu. 

 

Şihab ve Aiman, üzerlerine düşen gölgeleri ve onların karanlık enerjilerini algıladıklarında hâlâ havada birbirlerine sarılmış bir halde duruyorlardı. İkisi de bu enerjinin yanan şehirden havaya yayılan uğursuz enerjiyle benzerliğini hemen fark etmişti. Yaklaşanlar, bu enerjinin yaratıcılarıydı. Korkuyla donup kaldılar. Kaçmaya, birileriyle iletişim kurmaya ya da güçlerini kullanmaya kalkarlarsa ejderhalar onları hemen fark ederdi ve o zaman saniyeleri bile olmazdı. Tek şansları enerjilerini saklayıp şehre inmekti. Ejderhaların hâlâ yanan bir yere bir kez daha saldırmayacaklarını düşünüyorlardı. 

 

Şihab, kardeşinin çok korktuğunun farkındaydı; Aiman titriyor, bir an önce oradan uzaklaşmak için hızlanmaya çalışıyordu. Ama bu çok riskliydi; onu hemen sakinleştirmeliydi. Bir içgüdüyle onun iki elini de sımsıkı tuttu. Bu temasla hem Aiman’ın titremesi anında durdu hem de ikisinin bedenine de güçlü bir enerji akmaya başladı. Az sonra korkularından arınmış ve rahatlamışlardı ama biraz da şaşkındılar. Sanki uyandıklarından beri güçleri sürekli büyüyor, ihtiyaçlarına göre evriliyor gibiydi. El ele tutuştuklarındaysa bambaşka bir güç açığa çıkmış, etraflarında güçlü bir enerji alanı, bir kalkan oluşmaya başlamıştı. İhtiyaç duydukları korunma sadece düşünceyle var olmuştu.  

 

“Ejderhalar hızlandı, korkularını hissediyorum. Sanırım birilerinden kaçıyorlar.” dedi Şihab.      

 

“Annemler olabilir mi?”

 

“Onların varlığını algılamıyorum ama kuzeyden gelenler var. Sanırım onlardan kaçıyorlar ama anlamıyorum; ejderhaları bu kadar korkutan ne olabilir?”

 

“Bilmiyorum ama ben insanlar için endişeleniyorum. Umarım yeterince korunaklı yerlere ulaşmışlardır. Ben buraya kadar herkesi toplayıp şamanlara teslim ettim, sanırım sen de aynısını yaptın. Umalım da sokaklarda insan kalmamış olsun. Acaba ejderhaları biraz oyalamalı mıyız?”

 

“Gücümüzü kullanırsak bizi fark edecekler ve yok etmek için bize yönelecekler. Belki bu şekilde oyalayabiliriz onları. Tüm gücümüzü kalkana verelim. Hayatta kalmak için tek şansımız bu.”

 

Şihab ve Aiman enerjilerini açığa çıkardıkları anda ejderhalar çılgına dönmüş gibi yollarını değiştirerek onlara doğru alçalmaya başladılar. Birkaç saniye içinde alevler kalkanı sarmış, ejderhalar ise kolaylıkla elde ettikleri bu zaferi korkunç kükreyişleriyle kutlamaya başlamışlardı bile. Fakat sonra birden alevler bir güç tarafından yutulmuş gibi tamamen yok oldu. Kartallar Diyarı’ndaki gibi bir kalkanla karşı karşıya olduklarını anlayan ejderhalar önce korkuyla geri çekildiler fakat kısa bir an sonra korku yeniden öfkeye dönüştü ve bu öfkenin verdiği güçle bir kez daha saldırdılar; sonuç yine aynıydı. Tekrar tekrar saldırmaya devam ettiler; kalkan her defasında önce yanmaya başlıyor sonra aniden alevleri yutuyordu fakat bir yandan da Şihab ve Aiman’ın enerjisini tüketiyordu ve sıcaklık ikisinin de dayanma sınırlarını zorluyordu. 

 

Şihab, bayılmak üzere olan kardeşiyle bağının kopmaya başladığını fark edince hemen güç duasına başladı ama tek başına kalkanı korumaya çalışırken gücünü toplayamıyordu. Az sonra gözleri kararmaya ve başı dönmeye başladı. Ölüme yaklaştığını hissediyor, yine de direnmeye çalışıyordu. Sonunda gözleri kapandı; vazgeçmiş ve ölümü kabullenmişti fakat tam o anda kalkanın enerjisinde bir dalgalanma oldu ve biri onu ve kardeşini bileklerinden yakalayarak bir girdabın içine çekti ve aynı hızla dışarı çıkardı. Artık kavurucu sıcak yoktu ama hâlâ yanan bir şey vardı. Şihab, bunun onları kurtaran kişi olduğundan emindi ve gerçekten de bir kadın acı dolu çığlıklar atıyordu; gözlerini açıp yardım etmek istedi ama daha fazla dayanamadan bayıldı.          

 

Boleslav, kardeşleri, çocukları ve Yota’yla Moyar’dan İstanbul’a, Şihab ve Aiman’ın yakınlarındaki bir tepeye ışınlandığı anda onları görüp bir saniye bile beklemeden kalkanın içine ışınlanmış fakat tam o anda alevler gücünü kaybeden kalkanın içine sızmıştı. Boleslav hiç düşünmeden kendi bedenini Şihab ve Aiman’a siper ederek onları oradan hemen çıkarmıştı ama bacağını yakalayan alevler, tepeye dönüp iki kardeşi de yere bıraktığı anda tüm bedenine sıçramıştı. Kardeşleri hemen müdahale etmeseydi kendi başına büyülü ateşle başa çıkamaz ve hemen ölürdü. Sonunda ateş söndürüldüğünde bile zar zor yaşıyordu.

“Vala, sen Boleslav’la ilgilen, biz çocuklara bakarız.” dedi Gökçil, bir yandan da göz ucuyla hızlanarak kaçmaya başlayan ejderhaları takip ediyordu ve nihayet onları kovalayanları görünce rahatladı. Kraliçe Ameshia ve Dünya Ordusu ejderhaların peşindeydiler.

Devamı için tıklayın 

***

Editör: Deniz İmre 

                                         

 

  

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi