BİYOGRAFİ
Giriş Tarihi : 21-03-2026 13:49   Güncelleme : 21-03-2026 15:05

Âşık Veysel Şatıroğlu / Neşe Kazan

Hazırlayan: Neşe Kazan -ÂŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU

Âşık Veysel Şatıroğlu / Neşe Kazan

ÂŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU
(25.10.1894 -21.03.1973)

Sivas’ın asırlık uykusundan uyandığı, şimendiferle tanıştığı o yıllarda kış güneşi, kerpiç evlerin damlarını ısıtmasa da şehirde sıcacık bir hava esiyordu. Yeni gelen Maarif Müdürü Ahmet Kutsi Tecer sadece evraklarla değil, bu toprakların ruhuyla da ilgileniyordu.

Anadolu'nun sinesinde gizli kalmış sesleri bulmak, onları memlekete kazandırmak gibi kendince bir özgörev yüklenmişti. Düzenleyeceği "Sivas Halk Şairleri Bayramı" için köyleri tanımaya çalışırken adını sık duyduğu, köyünden hiç çıkmamış Sivrialanlı Veysel’e haber göndermiş, yanıtını bekliyordu.

Haber tez ulaştı Veysel’e. Ankara’dan gelen büyük bir "Bey" onu görmek, sazını dinlemek istiyordu. Veysel’in içi titredi. O güne kadar sadece köy odalarında bildik yüzlere usta malı deyişler çalmıştı. Kendi derdini, kendi sözünü tellere dökmeye cesareti yoktu. 

Gözleri görmüyordu ama utancı yüzünde kırmızı bir alev gibi parlıyordu. "Ben kim, koca müdür bey kim?" diye düşündü. Buluşma günü geldiğinde Veysel’i alelacele giydirdiler. Ütüsüz, kaba kumaştan elbisesiyle meşe ağacından oyma, yıpranmış sazını kucaklayıp Sivas’a getirdiler. Tecer'in odasına girdiğinde, kalbinin atışı sazının sapını titretiyordu.

Odanın sessizliği Veysel’in karanlığını daha da derinleştirmişti. Ahmet Kutsi Tecer karşısındaki bu utangaç, boynu bükük adamı gördüğünde, aradığı cevherin orada olduğunu hissetti. Masasından kalktı, usulca Veysel’in yanına gitti. Dostça bir ses tonuyla, “Hoş geldin Veysel…” dedi Tecer, elini Veysel'in omzuna koyarak…

“Sazının şöhreti senden önce geldi. Bize bir şeyler lütfetmez misin?”

Veysel, başını hafifçe kaldırdı, sesi kısıktı:
— Müdür beyim, ben usta malı çalarım... Kendi sözüm yoktur, sazım da pek dertlidir, sizi sıkmasın.
Tecer, Veysel’in elindeki sazı işaret etti:
— Usta malı can verir, doğru. Ama Veysel, senin gönlün de bir ustadır, onu niye susturursun? Biz senin dertli sazını, senin kendi dilinden duymak isteriz. Bize kendini anlat, toprağını anlat, karanlığını anlat ki biz de görelim.

Bu sözler, Veysel’in kırk yıldır kilitli duran gönül kapısının anahtarı oldu. O güne kadar kimse ondan "kendi" sözünü istememişti. Herkes onu oyalansın diye saz çalmaya teşvik etmişti ama Tecer, onun "söyleyecek bir sözü" olduğuna inanıyordu. Veysel, sazını kucağına yerleştirdi. Parmakları tellerin üzerinde ürkekçe gezinmeye başladı. İlk önce Kul Abdal’dan bir deyiş çalmaya niyetlendi ama Tecer’in o sıcak sesi zihninde yankılandı: "Bize kendini anlat..." 

Veysel, derin bir nefes aldı. Utangaçlık yavaş yavaş yerini bir coşkuya bıraktı. O an odadaki herkes Tecer de dahil olmak üzere, Veysel’in karanlık dünyasındaki o ilk ışığı gördü. Veysel, parmaklarını tellere sertçe vurdu ve kendi yazdığı, kendi bestelediği o ilk dize döküldü dudaklarından:
"Takdirden gelene tedbir kılınmaz..."

O gece Sivas'ta sadece bir türkü söylenmedi; bir ozan doğdu. Tecer’in nezaketi, Veysel’in utangaçlığının prangalarını çözmüştü. Veysel artık biliyordu: O karanlık dünyada sadece sesler değil, onun kendi sözleri de birer ışıktı ve dünya bu ışığı kendisinden çok ötelere taşımaya hazırdı.

HAYATI
Âşık Veysel Şatıroğlu, 25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde, çiftçi Ahmet (Karaca Ahmet) ve Gülizar çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Afşar boyunun Şatırlı obasına mensup Alevi Türkmen bir aileden gelen Veysel, yedi yaşında çiçek hastalığı nedeniyle görme yetisini tamamen kaybetti.

Çocukluğundan itibaren saz çalmaya ve şiir söylemeye başlayan Veysel, zamanla Anadolu’nun en sevilen halk ozanlarından biri haline geldi. Hayatı boyunca iki evlilik yaptı. İlk evliliğini 1919’da, yaklaşık 25 yaşındayken akrabalarından Esma ile gerçekleştirdi. Bu evlilik yaklaşık 8 yıl sürdü. Evlilikten bir oğlu (Ali) ve bir kızı (Elif) oldu.

Oğlu doğduktan 10 gün sonra vefat etti. Esma, Veysel hasta yatarken evi ve altı aylık kızını terk ederek başka biriyle gitti. Kızı Elif de yaklaşık iki yaşında (bazı kaynaklarda daha erken) hayatını kaybetti. Bu terk edilme ve kayıplar Veysel’i derinden etkiledi.

İkinci evliliğini 1928-1929 yıllarında (çoğu kaynakta 1929) Sivas’ın Hafik ilçesine bağlı Karayaprak köyünden Gülizar Hanım ile yaptı. Bu evlilik ömrünün sonuna kadar, yani 1973’teki vefatına dek mutlu bir şekilde devam etti. Gülizar ile yuva kurdu ve hayatının zorluklarını paylaştı. Bu evlilikten yedi çocukları oldu. (Bir tanesi küçük yaşta vefat etti).

Âşık Veysel, acılarla dolu hayatına rağmen sazıyla, şiirleriyle ve türküleriyle Anadolu’yu dolaştı, halkın sevgisini kazandı. 21 Mart 1973’te Sivrialan köyünde 78 yaşında vefat etti. Geride bıraktığı eserler ve ailesi, onun mirasını günümüze taşıyor.

ARDINDAN
Aşık Veysel 1973 yılında aramızdan ayrıldığında, sanat dünyası sadece bir halk ozanını değil, Anadolu’nun felsefesini et kemiğe büründürmüş bir bilgeyi kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadı.

Dönemin edebiyatçıları, sanatçıları ve dostları onun ardından sadece yeteneğini değil, insani duruşunu öne çıkaran şu değerlendirmelerde bulundular:
Fikret Kızılok: ”Büyük bir ozanı kaybettik. Yüceliği, erişilmezliği, üstün insan vasıfları ile Veysel Baba bir dahi idi. En büyük üzüntüsünün cenaze töreninin sonuna yetişebilmek olduğunu belirterek, Veysel’i gömülmeden bir kez daha görmek istediğini dile getirdi.

Konuşmasının sonunda, Veysel’den esinlenerek yaptırdığı kendi bağlamasını diziyle kırarak mezarının üzerine bıraktı; bu jest, ustaya olan derin saygısını ve etkilenişini simgeleyen unutulmaz bir an olarak kaydedildi.

Yaşar Kemal: Veysel’i "Anadolu’nun soluğu" olarak nitelendirdi. Onun için "Veysel, toprağın sesidir; biz onunla toprağın nasıl konuştuğunu, nasıl sevdiğini ve nasıl küstüğünü öğrendik." diyerek, ozanın doğa ile kurduğu o sarsılmaz bağı vurguladı.

Ahmet Kutsi Tecer: Onu keşfeden ve Türk edebiyatına kazandıran isim olarak, Veysel’in ölümünü "bir devrin sessizliğe gömülmesi" olarak gördü. Tecer’e göre Veysel, sadece kendi türkülerini söyleyen biri değil, yüzyıllardır süregelen halk kültürünün modern zamandaki en berrak aynasıydı.

Bedri Rahmi Eyüboğlu: Ressam ve şair kimliğiyle Veysel’e olan hayranlığını her fırsatta dile getirirdi. Onun ardından, "Zifiri karanlıkta bir dünya kurup o dünyayı bizlere renk renk anlatan tek ressamımızdı." diyerek, görmeyen gözlerin yarattığı o muazzam görsel hafızaya dikkat çekti.

Sabahattin Eyüboğlu: Veysel'in alçakgönüllülüğünü ve bilgeliğini ön plana çıkararak onun, insanın kibrini kıran, toprağa ve öze dönmeyi öğreten bir "halk filozofu" olduğunu ifade etti.

Halk Ozanları ve Dostları: Ölümünün ardından düzenlenen törenlerde ve yazılan yazılarda en çok "sadakat" kelimesi üzerinde duruldu. "Kara Toprak" şiirine atıf yapılarak, onun nihayet en sadık yârine kavuştuğu ve bir "ışık" olarak aramızda kalmaya devam edeceği söylendi.

Genel olarak sanat camiasındaki ortak kanı; Veysel'in şiirlerinde hiçbir yapmacıklığa yer vermediği, Türkçeyi en yalın ve en kudretli haliyle kullandığı yönündeydi. O, sadece kulaklara hitap eden bir müzisyen değil, bir "gönül terbiyecisi" olarak kabul edildi.

ESERLERİ
Anlatamam Derdimi, Arasam Seni Gül İlen, Atatürk'e Ağıt, Beni Hor Görme, Beş Günlük Dünya, Bir Kökte Uzamış, Birlik Destanı, Çırpınıp İçinde Döndüğüm Deniz, Çiçekler, Cümle Âlem Senindir, Derdimi Dökersem Derin Dereye, Dost Çevirmiş Yüzünü Benden, Dost Yolunda, Dostlar Beni Hatırlasın, Dün Gece Yar Eşiğinde, Dünya'ya Gelmemde Maksat, Esti Bahar Yeli, Gel Ey Âşık, Gonca Gülün Kokusuna, Gönül Sana Nasihatim, Gözyaşı Armağan Güzelliğin On Para Etmez, Kahpe Felek, Kara Toprak, Kızılırmak Seni Seni, Küçük Dünyam Murat, Ne Ötersin Dertli Dertli, Necip, Sazım, Seherin Vaktinde, Sekizinci Ayın Yirmi İkisi Sen Bir Ceylan Olsan, Sen Varsın, Şu Geniş Dünya'ya, Uzun İnce Bir Yoldayım, Yaz Gelsin Yıldız, Sivas Ellerinde

KAYNAKÇA
*https://asikveyselvakfi.org.tr
*https://islamansiklopedisi.org.tr/asik-veysel
*https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/asik-veysel-satiroglu
*https://www.trtarsiv.com/izle/78508/asik-veysel-belgeseli
*https://kasif.mkutup.gov.tr 

***

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi