ŞAİRLERİN SULTANI BÂKÎ
“Âvâzeyi bu ‘âleme Dâvûd gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş”
HAYATI
Bir şair düşünün öyle bir şair ki şiirleri ve adı ile bu dünya üzerinde baki kalsın…
“Minnet Huda’ya devlet-i dünya fenâ bulur
Bâkî kalur sahife-i âlemde adımız.”
(d.1526 İstanbul, ö.7 Nisan 1600 İstanbul)
16. yüzyıl şairlerindendir. Asıl adı Mahmud Abdülbâkî olan Divan edebiyatının büyük şairlerinden Bâkî, 1526 yılında İstanbul’da doğmuştur. Babası Fatih Cami müezzinlerinden Mehmed Efendi adında bir kişidir.
Fakir bir ailenin çocuğu olan Bâkî, gençliğinde saraç çıraklığı veya son yıllarda öne sürülen bir görüşe göre cami kandillerinin yakılması işi olan "serrâc" çıraklığı yapmıştır. Ancak “serrâc” çıraklığı görüşü kısa sürede çürütülmüştür.
İyi bir medrese eğitimi gören Bâkî, döneminin ünlü şair ve bilim adamlarıyla aynı çevrede bulundu ve onlardan dersler aldı.
Medrese eğitimi sırasında, o dönem “Ahaveyn” lakabıyla tanınan iki kardeş olan Karamanlı Ahmet ve Mehmet Efendiler'den de dersler aldı.
İlk kasidesini 1555 yılında Nahcivan Seferi’nden dönen Kânunî Sultan Süleyman’a takdim etti. Böylece padişahın lütuf ve takdirine mazhar oldu.
1556 yılında Halep kadılığına tayin edilen hocası Şemseddin Ahmed ile birlikte giden Bâkî, orada kadı naipliği yaptı.
Şairler ve bilim adamlarından oluşan çevresinden dolayı genç yaşta şiir yazmaya başlayan Bâkî, kendi döneminde büyük bir başarıya ulaştı. Yazdıkça ışığı ortaya çıkan şair, kendi döneminde büyük bir ses getirdi. Dönemindeki ünlü şair ve devlet adamlarının takdirine mazhar oldu. Bu yüzden kendisine Sultanü’ş şuarâ (Şairler Sultanı) ünvanı verildi.
Hocası Karamanlı Mehmed Efendi adına yazdığı “Sünbül Kasidesi” ile başarıya ulaştı. Devrin şiir üstâdı Zâtî’nin Beyazıt Cami avlusundaki dükkânı onun zamanında bir edebiyat okulu konumundaydı. Genç şairler buraya gelerek Zâtî’ye şiirlerini okurlar ve ona eserlerini beğendirmeye çalışırlardı. Bu şairler arasında en yetenekli olanı da Bâkî idi.
Dönemin hükümdarı Kânuni Sultan Süleyman’a şiirlerini takdim eden Bâkî, padişahın övgüsüne ve sevgisine nail oldu. Bâki artık Muhibbî mahlasıyla şiirler yazan padişahın gözüne girmiş, şiirlerini kabul ettirmiş ve büyük bir ilerleme kaydetmiştir.
Kânuni Sultan Süleyman ve diğer devlet büyüklerine yazdığı gazel ve kasidelerle büyük beğeni topladı. Etkisi öyle sürdü ki bu başarısının arkasında onu çekemeyenler de oldu. Bir dönem İstanbul’dan uzaklaştırılan Bâkî, Edirne’de bir süre kaldıktan sonra (1579) önce Mekke kadılığına daha sonra da Medine kadılığına atandı.
Doğup büyüdüğü İstanbul'dan ve padişahın çevresinden uzakta yaşamak Bâkî'yi üzüyordu. Bir süre sonra İstanbul’a geri döndü.
“Dört padişah devrinin en büyük şairi olarak tanınmış, devletin en yüksek kademelerinde yıllarca görev yapmış olan Bâkî, şanına uygun büyük bir törenle toprağa verildi. Şeyhülislâm başta olmak üzere bütün devlet büyükleri, vezirler, şairler, âlimler Fatih Cami’nde yapılan cenaze törenine katıldılar. Cenaze namazını, şeyhülislâmlıkta son râkibi olan Şeyhülislam Sun’ullah Efendi bizzat kıldırdı ve musalla taşı üzerindeki tabutu önünde Bâkî’nin çok tanınmış olan şu beytini okudu:
Kadrüni seng-i musallâda bilüp Ey Bâkî
Durup el bağlayalar karşına yâran saf saf”
Cenazesi büyük bir kalabalık tarafından Edirne kapısı dışına kadar götürülerek defnolundu.
(Bâki,Prof.Dr.Halûk İpekten s.20,21)
EDEBİ KİŞİLİĞİ
Bâki, şiirdeki ustalığının yanında rindliği, neşeli ve çoşkun yaratılışındaki cevherle hoş sohbetleri ve nükteleriyle kendisini çevresine sevdirmeyi başarmıştır.
Büyük bir şair olmasının yanısıra ilmi ve kültürüyle de yaşadığı dönemde çevresinde geniş yankılar uyandırdı.
Rind bir şairdir. Zevk ve eğlenceye düşkün yaratılışı ve rind bakış açısı şiirlerine yansımıştır.
Bâkî, dünyayı kısa ve geçiçi bir hayal âlemi olarak gördüğü için hayatın iyi değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir.
Şiirlerinde, tasavvuf etkisi görülmez. Dini şiirleri yoktur. Eserlerinde Kânunî devri ve bu dönemin hayatından izler bulmak mümkündür.
Şiirlerinde bir şekil mükemmelliği vardır. Nazım tekniği çok güçlüdür. Medrese eğitiminin verdiği ilmi Arapça ve Farsça’yı iyi bilmesine rağmen şiirlerini sade bir dille söylemiştir.
“Bâkî gibi bir şair-i sâhirin şiirini uğurlamak ayıp değildir.” sözü ile Zâtî, Bâkî’nin eserlerini beğendiğini ifade etmiştir.
KASîDE
Kâside berâ-yı Sultan Süleyman Han
Hengâm-ı şeb ki kungure-i kasr-ı âsumân
Zeyn olmuş idi şu’lelenüp şem’i ahterân
Hayl-i kebâkıb içre yanup meş’al’i kamer
Sahn-ı semâda rûşen idi râh-ı kâhkeşân
Dest urmuş idi kilk-i şihâba debîr-i çarh
Tuğrâ-nüvis-i hükm-i hudâvend-i ins ü cân
Bezm-i felekde urmış idi Zühre sâza çeng
İyş ü safâda hurrem u handân u şâdmân
Bu çarh çemberinde tutup devr usûlini
Deffâf-ı mihr kılmış idi çehresin nihân
Bir tîğ-i zer-nîsân ile girmişdi arsaya
Şemşir-i bâz-ı ma’reke-i sahn-ı âsumân
Tedbîr-i mu’zamât-ı umur-ı cihân içün
Yakmışdı şem-i fikreti Bercîs-i nükte-dân
Bâlâ-yı çerh-i heftüme Keyvân-ı köhne-sâl
Oturmuş idi niteki hindû-yı pîl-bân
Âyâ bu zîb ü ziynet-i âlem nedür deyu
İbret göziyle nâzır iken dehre nâgehân
Etrafa saldı şa’şa’sın gûşe mihr
Oldı ufukda mühr-i Süleymân gibi ayân
Kıldı bu hâli dîde-i ibret müşâhede
Tuydı bu sırrı âkıbetü’l emr gûş-ı cân
Kim bu nizâmı vermedi âlem sarâyına
İllâ ki yümn-i devlet-i şâh-ı cihân-sitân
Bâlâ-nişîn-i mesned-i şâhân-ı tâcdâr
Vâlâ-nişân-ı ma’reke-i arsa-i Keyân
GAZEL
Müje haylin dizer ol gamze-i fettân saf saf
Gûyiyâ cenge turur nîze-güzârân saf saf
Seni seyretmek için rehgüzer-i gülşende
İki cânibde turur serv-i hırâmân saf saf
Leşger-i eşk-i firâvân ile ceng eylemeğe
Gönderür mevclerin lücce-i ummân saf saf
Gökde efgân ederek sanma geçer hayl-i küleng
Çekilür kûyuna murgân-ı dil ü cân saf saf
Câmi içre göre tâ kimlere hem-zânûsın
Şekl-i sakkâda gezer dîde-i giryân saf saf
Ehl-i dil derd ü gamun ni‘metine müstagrak
Dizilürler keremün hânına mihmân saf saf
Vasf-ı kaddünle hırâm itse alem gibi kalem
Leşger-i satrı çeker defter ü dîvân saf sa
Kûyûn etrâfına uşşâk dizilmiş gûyâ
Harem-i Ka‘bede her cânibe erkân saf saf
Kadrüni seng-i musallâda bilüp ey Bâkî
Turup el bağlayalar karşuna yârân saf saf
GAZEL
Fermân-ı aşka cân ile var inkıyâdımız
Hükm-i kazâya zerre kadar yok inâdımız
Baş egmezüz edânîye dünyâ-yı dûn içün
Allah’adur tevekkülümüz i‘timâdımız
Biz müttekâ-yı zer-keş-i câha tayanmazuz
Hakkun kemâl-i lutfınadur istinâdumuz
Zühd ü salâha eylemezüz ilticâ hele
Tutdı egerçi âlem-i kevni fesâdımız
Meyden safâ-yı bâtın-ı humdur garaz hemân
Erbâb-ı zâhir anlayamazlar murâdımız
Minnet Hudâya devlet-i dünyâ fenâ bulur
Bâkî kalur sahîfe-i âlemde adumuz
ESERLERİ
Dîvân: Bâkî’nin bütün şiirlerinin toplandığı eserdir.
Me’âlimü’l-yakin fî sîreti Seyyîdi’l -Mürselîn Mevâhib’ül -ledünniye
Fezâil-i Cihâd
Fezâ’il-i Mekke
Hadîs-i Erbaîn Tercümesi
***
KAYNAKLAR:
-Gazel Şerhleri, Prof.Dr.Menderes Çoşkun, Prof.Dr.Ali İhsan Öbek, Doç.Dr. Yavuz Bayram
-Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Ahmet Atilla Şentürk, Ahmet Kartal
-Bâkî Hayatı-Sanatı-Eserleri Bazı Şiirlerinin Açıklamaları
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz











































