SADAKAT
Kalabalığa karışmış yürüyordu. Soluk almak için bir banka oturdu. Elinde en sevdiği kitabı vardı.
İçinden bir fotoğraf düştü. Bakakaldı fotoğrafa... Yıllar öncesinin tozlu raflarından çıkarılmış, iyilik kokan masum, yüreklilerden oluşan...
Gül kokan, sırtına vurup, "Yanındayım." diyen eller..
Yıllar su gibi akıp giderken neyi kaybetmişti. Onu düşündü durdu... Samimiyet, iyi niyet, güven...
Sadakat...
Yerine huysuz duygular, çıkar, samimiyetsiz sevgiler sarmıştı....
Yanına ilişen kedi durmadan miyavlıyordu. Onunda mı bir derdi vardı. Sürekli patileriyle vurup duruyordu. Gözleriyle, vücuduyla anlatmaya çalıştı. ... Canı yanmış, kalbi kırılmış, umduklarını bir çırpıda kaybetmiş solgun, bir o kadar yorgun. Sevdiğim dediklerinden darbe almış, güzelim ormanı çöle dönmüş, yakıp viran edilmiş. Sadakatsiz tavırlarla bir günde yerle bir olmuş hayalleri.. "Ne çok şey yaşamışız." dedi kendince...
Birbirlerine bakarak,
"Buz mu tutmalı artık gönüllerimiz." dediği, anda kedicik koşarak sarıldı yaraları kapatmak istercesine ...
Onun adı artık merhemdi. Gün bitmek üzereydi. Ayrılık vakti gelmişti. Dostum dediği sadece merhemdi anlamıştı.
Yavaşça yerinden kalkıp, "Yaşadıklarımı kaleme almalıyım." dedi ve yola koyuldu....













































