ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 13-03-2023 17:35

Lamba ve Düğme

Yazan: Aydın Hanzala -LAMBA ve DÜĞME

Lamba ve Düğme

LAMBA ve DÜĞME

Gecenin karanlık hüznünde uyanış vakti.
Saat gecenin birinde aldı eline kalemi, kâğıdı koydu masaya, hazırladı her şeyi ve yaktı bir sigara, çekti derinden...

Gün boyunca düşünmüş ve aklına düşen notları yazmaya karar vermişti Yusuf Umut.

Yaşanılan yanılgılar, doğru sanılan yanlışlar, altı boş fakat süslü sözler... Bu konular zihnine ışık tutmuştu.
Söze nereden başlayacağını bilmiyordu, bir tıkanıklık yaşıyordu...

'Tanımak/tanış olmak/bilmek/idrak etmek; maşallah herkesi tanıyoruz, herkesi, her şeyi biliyoruz fakat acımızı neden dindiremiyor, karanlıklardan neden kurtulamıyor, kendimizi neden tedavi edemiyoruz?' dedi kendi kendine.

'Acaba sadece bilmekle mi yetiniyoruz?
Peki niçin bilmeyi istiyoruz, niçin okuyoruz, bilgi topluyoruz, aklımız adeta bir bilgi deposu gibi.
Atıyoruz bilgileri depoya ve hep tozlanıyor akıl deposunda...

Bilmek ve idrak etmek arasındaki ince farkı kaçırıyoruz galiba ve kaçırdığımız için bilgi zihnimizde önemini, ışığını kaybediyor, haliyle kendi karanlığımızdan çıkamıyoruz.' dedi.
Ve sonra dönüp odadaki lambaya baktı, 'gecenin bu saatinde bu lamba olmasaydı oda kapkaranlık olur ve bende bu yazıyı yazamazdım.' dedi.

Sonra dönüp lambanın düğmesine baktı, garip ama anlamlı bir bağ kurmaya çalıştı lamba ve düğme arasında.
Eğer bu lambanın düğmesi olmasaydı lamba işe yarar mıydı?
Ya da lamba olmasaydı  düğme işe yarar mıydı?

Demek ki her biri tek başına bir anlam ifade etmiyor ama birbirini çok güzel tamamlıyor.
Peki ikisi de olsaydı fakat elektrik olmasaydı ne olurdu?
Oda aydınlanmaz ve karanlık olurdu.
Bu durumda ancak üçünün birlikteliğinden / bütünlüğünden anlam ve aydınlık ortaya çıkacak demektir.

Yusuf Umut, bir tez geliştirmeye çalıştı kendi zihninde; lambayı bilgiye, düğmeyi idrake benzetirken elektriği de ana kaynağa benzetti.
Lamba/bilgi ana kaynağa bağlı, düğme ise ana kaynak ile bilgi arasındaki köprü/idraktır sanırım, dedi.

Sigarasını unutmuyor ara ara derinden çekiyordu.

İdraksiz bilgi insana bir şey katmaz, bilgi insanda idrake dönüşmüyorsa; kişilik, şahsiyet, bilgelik oluşmaz. İdraksiz/bilinçsiz bilgi insanı küstahlaştırır. Popülizm meraklısı yapar, bilgiyle değil, kibir ve küstahlıkla hareket eder, ego tavan yapar ve idrak edilmeyen bilginin karanlığında kaybolup gider.

Aslında bilmek ve idrak etmek arasındaki ince fakat açık fark elbise ve insan gibidir.
Bilgi insan için elbisedir ve elbise mahremiyeti örtmek için vardır. Elbisesi olduğu halde onu giymek yerine kalkıp çevreye gösteren kişinin durumu ne ise bilgiyi kuşanmayıp diline pelesenk yapan kişinin durumu da böyledir.

Çıplak bedenini örtmeyip ama onlarca kat elbisem var deyip her elbisenin modasını, şeklini, markasını, değerini, rengini süslü sözlerle anlatan bir insan ne kadar utanç verici bir durumda ise bilgiyi karaktere dönüştürmeyip  o bilgiyi en harika sözlerle pazarlayan kişinin durumu da böyledir aslında.

'Bilgi kalbe nur, zihne aydınlık kazandıran bir ışık iken onun aydınlığı ile aydınlanmayan insanın durumu; harika avizeler ve her avize de onlarca lambası olan odada gecenin geç saatinde o lambaların varlığından haz alan fakat düğmeye basmayıp karanlıkta kalan insandan farklı değildir.' dedi, kendi kendine Yusuf Umut.

'Bu sebeple tanımakla tanış olmak farklıdır.
Tanımak nedir? Tanış olmak nedir?
Görmek tanımak mıdır? ya da bir kaç muhabbet etmek tanımak anlamına gelir mi?
Oysa insan derin bir muamma değil midir?
Tanımak kolay mıydı insanı?
Tanış olmadan tanıdığımız için hep hayal kırıklığı yaşadık.' dedi.

Tanımak için tanış olmak gerekir.
Tanış olmadan tanımanın getireceği kaçınılmaz sonuç ise:
"Tanıdığımı sandığım bir çok insanı
tanıdıkça tanımadığımı gördüm."  ile sonuçlanır, dedi.
Galiba görmek ile tanımayı da birbirine karıştırıyoruz. Gördüğümüz her insanı tanıdığımızı sanıyoruz.

200 tl'lik banknotun para olduğu herkesçe bilinir fakat 200 tl'nin gücü herkesçe bilinmez.
İki yaşındaki bir çocuk için 20 tl ile 200 tl'lik banknot aynı değerdedir çünkü ikisi de onun için paradır.

Çocuk banknota para bilgisiyle bakar ve onunla bir şeyler alınabilir bilgisini taşır. Bu kuru ve idraksiz bir bilgidir. Fakat yirmi yaşındaki bir genç için durum aynı değildir. Gencin para bilgisi bilinçli olup ve 20 ile 200 tl'lik banknotların arasındaki büyük farkı bilir ve ona göre davranır...

Güneşe rağmen karanlıkta yaşamak, karanlıktan çıkamamak, karanlıktaki halini aydınlık sanmak garip bir yanılgı olsa gerek.

Odanın zifiri karanlığını fark etmeyen insanlar lambayı yakmayı düşünmezler...

Lamba, düğme ve elektrik arasındaki hassas birlikteliği dikkate almayan asla aydınlığa çıkamaz.

Bilgi karşısında akıl, kalp ve vicdan birlikteliğini oluşturmamak demek bilginin amacını farklı kanallara analiz ettirmek demektir.

'Düğme akıl, lamba kalp, vicdan elektriğin kendisidir.
Vicdansız bir akıl bilgi ile küstahlaşacağı gibi, akılsız bir kalp ise rehbersiz kalır. Kalp aklın merhamet kaynağı iken, akıl da kalbin idrakidir.
Vicdan ise akıl ve kalp arasında bir denge, ölçüdür...

Aklı, kalbi, vicdanı beslemek elzemdir. 
Diri, enerjik, üretken olabilmek için beslenmek gerekiyor.' dedi, Yusuf Umut.

Sonra hayalinde muazzam bir sofra kurdu, çorbasından tutunda, en leziz yemeklere kadar sofrayı donattı ve inşaat işçilerini buyur etti.
-Sevgili arkadaşlar lütfen yemeklere dokunmayın sadece seyrederek karnınızı doyurun ve inşaata kaldığınız yerden devam edin, dedi Yusuf Umut.

Misafirler tuhaf tuhaf baktılar Yusuf Umut'a ve 
-Bizimle alay mı ediyorsun, seyrederek nasıl doyuracağız karnımızı?

Sabahtan beri kum, biriket taşımaktan, harç yapmaktan, kürek sallamaktan bitap düştük.
Şimdi yemek yemeden nasıl açlığımızı gidereceğiz, hangi enerji ile çalışacağız?
-Peki yemek yerseniz size ne faydası olacak?
-Yorgunluğumuz bitecek, enerjimiz geri gelecek, yeniden kuvvet bulacağız ve çalışabileceğiz.
-İşte sevgili arkadaşlar yemek yemekle, yemeği seyretmek arasındaki fark nasıl belirgin ise, sofra ile safradaki yemek ne kadar anlamlıysa  bilgi ile idrak da o kadar belirgin ve o kadar anlamlıdır.

Yani demem o ki yemeksiz sofra nasıl ki anlamsız ve karın doyurmuyorsa idraksiz bilgide aklı, kalbi, vicdanı doyurmaz..

Yusuf Umut kurduğu hayalden çıktı. 
Sofra ve yemek iç içe girdiğinde kutsiyet kazanıyor ve iştah kabartıyor, oysa yemeksiz sofra bez parçasından öte bir şey değildir....
Sonra saate baktı.
Saat gecenin üçü olmuştu.
Kalemi elinden indirdi, kağıdı katlayıp bir kenara koydu.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi